“Şeriat” değil, dikkatli okuyun.. Bayram sonrası ilk, yılbaşı öncesi son pazartesi sabahı güne “AMED” ile başladık.. “Entelektüel(miş) ülkücü(imiş)” Mümtazer Türköne, Sabah’ta “Diyarbakır’ın adı AMED olabilir” diyor. İyi bayramlar, iyi yıllar Türkiye.. Günaydın Türkiye.. Sen Bitinya, Kilikya, Kapadokya, Pontus ile uğraşırken, buyur bir de buradan yak; “AMED”.. İyi uykular Türkiye.. Sabah’ın satıştan sonraki manşeti nasıl fark ediliyor, değil mi?
Böylece Ralph Peters’in haritasına uygun sürecin hangi noktasında olduğumuz billurlaşırken, yol haritamız yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye’nin BOP çerçevesinde şekillenecek yeni sınırları (Rice’ın 22 ülkesinden biri) oluşturulurken karşılaşılacak “kurumsal” ve “yığınsal tepkiler”e Dağlıca türü baskınlar, Ankara’da yakalanan bomba yüklü minibüslerle gözdağı verilecek, yükselen tansiyon ve biriken “gaz” ise “paylaşıldığı” özenle belirtilen “gerçek zamanlı istihbarat” ile gerçekleştirilecek sınır ötesi operasyonlarla “alınacak”..
İstanbul’da her gece onlarca araç cayır cayır neden yakılıyor zannediyorsunuz? Ralph Peters’in haritasındaki ülkelere sadece yeni sınırlar, yeni azınlıklar gerekmiyor.. Yeni devlet biçimleri, yeni anayasalar da gerekiyor.. Federasyonu öngören federal anayasalar.. Kan ve irfanla kurulan Cumhuriyetlerden de vaz geçmek gerekiyor.
Balbay. “Başbakan Erdoğan’ın bayram siyasetini sütuna yatıralım. Erdoğan, bayram süresince bazen konuşmadı! AKP iktidarıyla birlikte camiler ve bayramlar da siyaset alanının bir parçası” diyor.. Sadece camiler mi? “Akepe Üsküdar İlçe Teşkilâtının bayramlaşma toplantısı” nerede düzenlenmiş, biliyor musunuz? Haydarpaşa Lisesi’nde.. Burada konuşan Erdoğan, “Her dine eşit uzaklıkta olduklarını” söylemiş. Bildiğim kadarıyla Harbiye’deki Askerî Müze’nin salonları daha geniş ve dolayısı ile bu tür kalabalık toplantılar için daha müsaittir.. Neden olmasın? Ha “lise”, ha “müze”!…
Yeni yıla sadece AMED ile girmiyoruz.. Gazetecilere “yanlarında Kürtçe tercüman bulundurmaları” tavsiyesini de cebimize koyarak giriyoruz.. DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, partisinin Ağrı il başkanlığı binasında düzenlenen bayramlaşma törende partililere Kürtçe hitab etmiş. Konuşmasından sonra gazetecilerin, Türkçe açıklama da yapmasını istedikleri Üçer, ”Türkçe açıklama yapmayacağım. Basın mensuplarından ricam şu: Ben söylediklerimi kendi dilimde söylüyorum. Sizler de Kürtçe bilen birer tercüman edinirseniz herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum” demiş.
Anayasa Madde 80; “TBMM üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler” diyor. DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, “Ben söylediklerimi kendi dilimde söyledim, tercüman tutun” diyor. Ben Türk’üm, Kürtçe bilmiyorum. O halde Üçer beni temsil etmiyor.. Öyleyse burada Anayasa Madde 80’e aykırı davranan kim? “Yeni anayasa”da bu madde acaba değişecek mi?
Erdoğan PKK’nın Kürtleri temsil etmediğini kanıtlamak isterken, “Şu anda 339 milletvekiline sahip olan partimin içerisinde 70′i aşkın Kürt orijinli milletvekilim var. Kabinemde, benim dışımda 24 bakanım var, bunların 5 tanesi Kürt orijinlidir.” diye konuşuyor. Erdoğan milletvekillerini “Kürt” veya başka “orijinli” olarak tarif edebilir mi? Anayasa Madde 66’ya göre edemez.. Anayasa Madde 66; “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” diyor. “Yeni anayasa” da bu madde değişecek ve “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk sayılır” haline getirilecekmiş… Yâni aslında başka herhangi bir şey olabilir ama ancak kendi isterse, uygun görürse Türk olmasının da bir mahzuru yok.. “Ben Kürdüm, ben daha fazla Kürdüm” tartışması ülkeyi Kürtçe tercüman tartışmasına, AMED’e götürüyor.
Diyarbakır’da Akepe milletvekili adaylarının, DTP’li adaylar için “Bunlar Kürtçe bilmiyor” (Aysel Tuğluk. 23.12.2007 Radikal) diyerek daha fazla Kürt olduklarını kanıtlama girişimleri karşısında Özdal Üçer’in ısrarla Kürtçe konuşarak “Kürtçe tercüman bulun” demesine kızabilir misiniz?
Bayram değil, seyran değilken ne oldu da Amerika birden PKK’dan vaz geçti? PKK’dan vazgeçişin ve Türkiye’ye yanaşmanın ölçüsü ve samimiyeti ne? Aralık ayının 15’inde (“HARBİYE’DEKİ NUMARAM”); “Amerika’dan –hamdolsun- aldıklarımızın, a) Peşmergenin tanınması, b) TCK 221’in oldukça geniş(letilmiş) bir mide ile hazmedilmesi, c) İran’a sırt çevrilmesi karşılığı, General Kış”ın emir ve komutasında sınırlı ve mahdut mesuliyetli sınır ötesi ve sinir bozucu bir operasyona -olur- denildiğini öğrendik” diye yazmamızdan bir hafta sonra The Economist Oval Ofis’te varılan ve Başbakanlıkça yalanlanan bir mutabakatı duyurdu..
Lozan’da sonraya bırakılan Musul meselesi hal yolunda iken güneydoğuda başlatılan İngiliz kaynaklı Kürt isyanlarını hatırlar mısınız? İngiliz’in yerine Amerika’yı koyunca, BOP masasında kartların yeniden dağıtımında alevlenen PKK faaliyetleri, Dağlıca baskınlarına neden şaşırıyorsunuz? Rice; Kandil’in ilk bombalanmasının arkasından neden yel yepelek “bölgeye” , hem de Kuzey Irak’a geldi? Hem de İncirlik’ten? Hem de İncirlik’te bir gece “misafir” kalarak? Demek ki bölgede “gazı alınan” ve gerektiğinde “gaz verilen” başkaları da varmış. Talabani ve Barzani de gerekince “tüy yatımına” tımar ediliyormuş…
1974’de Yunanlıların Trakya’dan “cevaben” saldıracaklarının Amerika tarafından önlendiğinin “şimdi” açıklanması da tesadüf mü sizce? Bu âni muhabbetin sebebi ne? Chuwall gerçekten geride mi kaldı? Bu kadar kolay mıydı üç kuruşluk “gerçek zamanlı paylaşım” ile Chuwall’ı unutmak? Güneydoğu ile uğraştırılırken.. İstanbul’un her yerinde her gece yakılan araçlarla meşgul edilirken… 1974’de sizi biz kurtarmıştık ha ile avutulurken… Kardak’tan gelen seslere kulak kabartıyor musunuz? Kardak verildi mi? Neyin karşılığı? Oval Ofis mutabakatında Kardak’ın da yeri var mı yoksa “aile dostumuz” Karamanlis’in Ocak sonundaki Ankara ziyareti öncesi göz mü yumuluyor?
Genelkurmay internet sitesinde Rodos örneğine boşuna mı yer verdi? Rodos’un ve diğer Ege adalarının anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılması; Ege’deki oldubittiler, it dalaşları sadece Genelkurmay’ın mı meselesi? Çiçek’in, “eve-hayata dönüş”ün son şekli için Aralık sonundaki MGK’yı adres göstermesi neyin nesi? “Kapsamlı af”fa asker de mi ortak ediliyor? Hangi af? Maksat silahların bırakılmasıymış.. Lâf.. Kapsamlı bir af karşılığı silahlar ancak Irak ya da Amerikan birliklerine bırakılabilir miş.. Lâf kere lâf…. Türkiye Cumhuriyeti, bağımsız bir devlet değil mi? Bağımsız devletlerin, eğer kabile devleti yahut bedevi kabilesi değil ise anayasaları, ceza yasaları, başka yasaları olmaz mı?
O yasalarda silahı ile dağa çıkan… İlk önce ve en önce.. Başka hiçbir şey yapmasa bile.. “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçunu işlemiş olmaz mı? Dağdan gelirken PKK’nın tuttuğu sabıka kaydını, sicil defterini de yanında mı getirecek ve “başka bir suça karışmadığının kanıtı olarak” güvenlik yetkililerine sunacak? Silah devlete karşı kuşanılmışsa, teslim edilecek yer de yine devlettir. Yardım ve yataklık ettiği eski genelkurmay başkanları tarafından kanıtlanmış olan Irak ve Amerikalılar değil.. PKK’lı… Silahı ile beraber gelir, devletin organlarına teslim olur, devletin yasalarının öngördüğü cezaları çeker.. (Bakarsınız bu cezaları çekerken vekil bile olunur..) Ancak ondan sonra düz ovada kekliklerin arasında siyasete karışır..
2007’nin son MGK’sında bunlar görüşülecek midir? Hepsi mi görüşülecektir, ne kadarı görüşülecektir? Ve bütün bunlardan sonra.. “istihbarat amaçlı olarak kullanılacak ilk Türk uydusu”na kalkıp GÖKTÜRK adını koyacaksın.. İyi bayramlar, iyi yıllar Türkiye..
Bu haberi yazdır
Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.