ASKERİN İTİBARI

Posted by ilayda on Perşembe, Ekim 25, 2007, 2:45
Bu Yazı Hüseyin Mümtaz, Köşe Kategorisinde ve 0 Yorum var.

hmumtaz2.jpgCIA’nin “eski” yöneticisi Graham E. Fuller Los Angeles Times gazetesindeki “Türkiye ile yıpranan ittifakımız” başlıklı makalesinde diyor ki; “Washington’un politikaları, birçok alanda Türkiye’nin dış politika çıkarlarına ters düşüyor”. İki ülkenin çıkarlarının yedi temel alanda çeliştiğini iddia eden Fuller, “ABD’nin Irak politikaları Türkiye için felaket oldu” yorumunda bulunuyor.
 
    Fuller, “Ankara’nın ABD’ye yönelik husumetinin kökleri, soykırım tasarısının çok ötesinde” görüşünü dile getirdikten sonra iki ülke çıkarlarının ters düştüğü yedi alanı sıralıyor. (“MAHALLE BASKISI MI, MAHALLENİN NAMUSU MU?” Hüseyin MÜMTAZ. 22.10.2007)
    Bush, peşmerge reisi Barzani’yi Oval Ofis’te “Mr. President” diye karşılıyor.
    Temsilciler Meclisi Hükümet Reform Komitesi’nde konuşan Dışişleri Bakanı Rice, “Terör örgütü PKK, Kürdistan’ın ücra bir köşesinden faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla onu tamamen yok etmek çok zor” yanıtını veriyor. Türkiye’nin istikrarsız bir ortamda durumu gerginleştirmemesi gerektiğini savunan Rice, Türkiye ve Irak’tan PKK’ya karşı işbirliği yapmasını istiyor..
    ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker, Iraklılar’dan, PKK’ya lojistik malzeme ulaşmasının engellenmesini ve terör örgütünün liderleri için yakalama çağrısı çıkarılmasını istiyor. “PKK bölgesine gidenler ve oradan gelenler yakalanmalı” diyen Crocker, sözlerinin PKK ile savaşılması anlamına gelmediğini söylüyor.
    Türkiye’nin Amerika ile çıkarları çelişiyor.
    Erdoğan “Sınır ötesi harekât yapmamalarını söyledik” diyen ABD Dışişleri Bakanı Rice’a Romanya’dan yanıt veriyor. “Temenni edebilirler, ama kararı biz veririz” diyor. “Sormazlar mı, ABD, on binlerce kilometre öteden Irak’a niye geldi?” diyor, “Stratejik müttefik olarak Amerika bizimle hareket etmek durumunda” diyor.
    Türkiye’nin Amerika ile çıkarları çelişiyor.
    Ama gündeme şu haber de düşüyor..
    Anadolu Ajansı, iki hafta önce 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını içeren tasarıyı kabul ederek Türkiye’nin tepkisini toplayan ABD Temsilciler Meclisinin Dışişleri Komitesinin, üç savaş gemisinin hibe, bir geminin de düşük fiyatla satılması yoluyla Türkiye’ye transferini öngören tasarıyı kabul ettiğini duyuruyor.
    Tasarı, toplu ve sesli oylama sonucu benimsenmiş.
    Haberde hibe (sadaka)nın ayrıntılı parasal dökümü de yapılıyor. Dört geminin transferinin kesinleşmesi durumunda Türkiye’nin maddi kazancının 480 milyon doları aşması bekleniyormuş.. Tasarı uyarınca, Perry sınıfı iki fırkateyn ile Osprey sınıfı bir kıyı tipi mayın avlama gemisinin, Türkiye’ye hibe edilmesi öngörülüyormuş. Ayrıca bir adet daha Osprey sınıfı mayın avlama gemisinin, gerçek değerinin çok altında, 27 milyon dolara Türkiye’ye satılması planlanıyormuş. Perry sınıfı firkateynlerinin tanesinin değerinin 125 milyon dolar, Osprey sınıfı kıyı tipi mayın avlama gemilerinin her birinin değerinin de 130 milyon dolar civarında olduğu belirtiliyormuş..
    “Ancak” diye ekleniyor haberde; “gemilerin tesliminden sonra oluşacak masraflar, Türkiye tarafından karşılanacak”.
    Şaka mı şimdi bu?
    Kara mizah mı, espri mi, eşek şakası mı?
    Eniştemizin bizi niye öptüğü muhabbeti mi?
    Rüşvet mi?
    Rüşvet ise veren de alan kadar kabahatlidir.
    Bu hurda gemilerin şimdi alınması-kabul edilmesi şart mıydı?
    Amerika’ya çok sert tepki gösteren seçilmiş ve atanmışlarımız bu sadakayı ellerinin tersi ile itemezler miydi?
    Bu rüşvet, Ermeni tasarısı karşılığı mı?
    Peki PKK’nın desteklenmekten “vazgeçilmesi” dedikoduları da, “Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumuna ses çıkarmamanın” karşılığı mı?
    O zaman akla Amerika’nın PKK’yı, peşmerge devletini kurmak için desteklediği olasılığı gelmiyor mu?
    Şantaj, rüşvet bu kadar açık mı yapılır?
    Hem bu gemilere ne isim vereceksiniz? Muavenet mi?
    Amerika’nın verdiği gemilere, yıllar sonra “konjonktür icabı” ne yaptığını hatırlıyorsunuz değil mi?
    11 Eylül-BOP bağlamında hele bir de “stratejik ortaksanız”, Amerika neden peşmergeleri-PKK’yı değil de Türkiye’yi durdurmaya çalışıyor?
    11 Eylül-BOP bağlamında Türkiye Irak’a ve Amerika’ya neden “Ya benimlesiniz, ya PKK ile” demiyor?
    Bütün bunlar olurken de Irak Dışişleri Bakanı, Kürt peşmergesi Hoşyer Zebari Newsweek’e meselenin geri planını ve Türk yetkililerin “sert” tavrının arkasındakileri çözümleyen şu yorumu getiriyor:
    “Saldırının arkasında PKK olabilir. Ancak PKK’ya da sızmalar var. Bu pek çok yerden oluyor, hatta Türk ordusu ve istihbaratı bile olabilir. PKK’nın İran’la da bağlantıları var. Yıllar boyunca da Suriye’de üslendiler.
    Türklerin 2-3 Kasım’da İstanbul’da düzenlenecek toplantıdan önce birşey yapacağını zannetmiyorum. Toplantı onlar için çok önemli. Daha sonra Başbakan Erdoğan Washington’a gidecek. Bence sınır ötesi kararı vererek bu ziyareti de zehirlemek istemez. Sonra da neyse ki hava koşulları engel çıkaracak.
    ABD’liler açısından durum çok utanç verici. NATO üyesi bir ülkenin ABD’nin koruması altındaki bir başka ülkeye müdahalede bulunması kabul edilemez. Müttefikleri olan Kürt ve Türklerin birbirini boğazlaması çok utanç verici bir durum.”
    Peşmerge Dışişleri Bakanının söylediklerinin temelsiz olduğunu iddia edebilir misiniz?
    Peki “hava koşulları”nı Zebari hesaplıyor da, “asker” hesaplamıyor mu?
    Asker’in hesabı nerede şaşıyor?
    Askerin hesabı şaşmıyor ama siyasilerin Bush takıntısı “şaşırtıyor”..
    Aslında son zamanlarda “asker”in sırtından ince hesaplar yapılıyor.
    Güya kimse askerin siyasete bulaşmasını istemiyor ama herkes askerin sırtından siyaset yapıyor.
    “Hareketsizliğin faturası” da, Zebari’nin 5 Kasım Bush ve 2-3 Kasım İstanbul toplantısı ile ilgili tespitlerini perdelemek maksadıyla kullanılarak yine askere kesiliyor.
    Erdoğan İngiltere yolunda uçakta ve öğrenci kulübünde, arkadan Romanya’da “Operasyonun askerî gerekçeleri oluşmadan bu adımı atmayız. Halk ve muhalefet partileri istiyor diye duygusal davranmayız. Tutarlı oluruz” diyor.
    Cemil Çiçek Meclis’te “Tezkereyi kullanacak devletin güvenlik birimleridir. Elbette siyasi hedef olarak biz koyacağız, zamanlaması kendilerine aittir. Bunu her yerde aleni söyleme imkânımız yok. Söylediğimiz anda caydırıcı olmaktan çıkar, asker bize tarih ve saat bildirsin, tereddüt etmeyiz” diyor.
    Şimdi bu “işaretlerden”, “adres göstermelerden” sonra herkesin aklına gelen soruyu ben sorayım;
    Yâni asker, “vakit daha gelmedi” mi diyor? Asker, “askeri gerekler oluşmadı” mı diyor? “Müdahalenin zamanı daha gelmedi” mi diyor?
    Bu kadar baskına, verilen şehide ve peşmergelerin kedili köpekli bunca arsızlığına rağmen?
    Bunları asker mi diyor?
    Askerin bir senedir tezkere ve oraya gidildiğinde kiminle savaşılacağı konusunda yetki-direktif istediğini biliyoruz.
    Erdoğan da, Çiçek de şimdiye kadar ısrarla “sadece PKK” dediler, Türkmenleri denklem dışına ittiler..
    Başka hiçbir şey olmasa bile…
    …sadece “kayıp” 8 Mehmetçik için Irak’a sorgusuz sualsiz girilip Irak yıkılmaz mıydı?
    Bırakın 8’ini; tek birinin tırnağı eder mi Irak?
    Peki; şehit-yaralı ve kayıp Mehmetçiklerin terhisi gelip de “Komutanım, biz arkadaşlarımızın intikamı alınana kadar tezkere istemiyoruz” diyen arkadaşları “profesyonel” mi?
    Tam bu noktada “sureti haktan görünüp” kimsenin bilmediği yepyeni bir kavram geliştiriyormuş gibi “profesyonel ordudan bahsetmek” YANLIŞTIR.
    Yazıyla da, rakamla da “YANLIŞTIR”.
    Türkçe değil, dünyanın bütün dillerinde YANLIŞTIR.
    2002 senesinde PKK’yı ve terörü bitme noktasına getiren profesyonel ordu değil, bu askerdi.
    “NATO’nun ikinci büyük ordusu” olan, profesyonel ordu değil, bu askerdi.
    Bu askerin aldığı temel eğitim onu “dünya standartlarının üzerine” ve emir verildiğinde dünyanın her köşesinde her orduyla savaşabilecek kapasiteye getirmiştir.
    Temel eğitimin süresi, askerlik hizmetinin süresinin kısalmasıyla düzenlenir ama kaliteden taviz verilmez.
    Çünkü verilecek taviz, savsaklama muharebe meydanında ölüm demektir.
    İhmalin bedeli ölümdür.
    İşte böyle bir ortamda Erdoğan’ın Londra’ya giderken söylediği; “Terörle mücadelede yeni bir uygulama içine giriyoruz. Komutanlarımızla da konuşuyoruz, ‘Uzman olmayan er ve erbaşlarla başarılı netice alamayız’ diye kendilerine de söyledim. 4 ay eğitim alıyor, yavrularımız oralara gönderiliyor. Komutanlarımız ‘dünya standardında eğitim’ verildiğini söylüyor. Olabilir. Ben de o kanaatteyim. Ama araziyi tanıma noktasında sıkıntı var. Hiçbirisi araziyi tanımıyor, oysa teröristler avucunun içi gibi biliyor. Dağları dolaştım, helikopterle bile uçmanın riskleri var. Sarp kayalar, inişli çıkışlı, engebeli arazi. Profesyonel özel harekât kadrosunun oluşması konusunda hemfikiriz. Kadro ciddi sayıda. Hazırlanması zaman alıyor” açıklaması talihsizliktir.
    Erdoğan’ın kısa sürede askerlik konusunda da uzmanlaştığı görülüyor. Komutanlara, “uzman olmayan er ve erbaşlarla netice alamayız” demiş.
    Bu kanaatin kamuoyunda da yaygınlaşmanın bir adım sonrası, “askerliğin profesyonelleştirilmesidir”.
    Amerika’daki gibi.
    Onun da bir adım sonrası Blackwaterlar, onların Türkiye’deki ortakları, Blackwidow’lardır.
    Özel güvenlik şirketlerinin yurtdışına açılmasıdır.
    Gidiş, “vicdani red”de doğrudur.
    “Komutanlarımız dünya standartlarında eğitim verildiğini söylüyor” diye devam ediyor Erdoğan.. “Olabilir” diye de ekliyor.
    Gerçi askere verilen eğitim konusunda Orgeneral Kıvrıkoğlu döneminden bu yana fikirlerinin bu ölçüde değişmiş olması olumlu bir gelişmedir. Ama yine de gözden kaçırılan bir nokta var.
    İngiltere yolunda medyanın tutumuna da değinen Erdoğan, yazılı ve görsel yayınlardan yakınıyor. Yayınlar neticesinde bölücü terör örgütünün nemalanacağı ortamın oluştuğunu belirten Erdoğan, “Terör örgütü ne ister? Reklâmı, propagandası yapılsın ister. Bölücü örgütün Roj TV’si vardı, şimdi ona ihtiyacı yok, diğer medya ihtiyacını görüyor çünkü. Eski filmler tekrar tekrar yayınlanıyor. Uzman geçinen adamlar ekran ekran dolaşıyor. Irak’ta düşen helikopter sayısı yüzü geçti. Ama ABD medyasında ölen askerler ve aileleri gösterilmiyor. Tahrik edici yayınlar yapılamıyor” diyor.
    “Ufak” bir fark var..
    Amerikan askeri “profesyonel” ve dünyaya “demokrasi” götürmek için dünyanın çok uzak köşelerinde “görev” değil, “iş” yapıyor. Meslekleri o..
    Türk askeri ise “vatanını koruyor”, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü koruyor. “Vatani görevi” o..
    Kendi vatanında olduğu için de “araziyi” iyi biliyor.
    Profesyonel “şirketlerin” düşen helikopterlerini yayınlamayabilirsiniz, sonuçta mesleği oydu diyebilirsiniz. Ama vatan savunmasında şehit düşen Mehmetçiğin albayraklı tabutunu nasıl gözden kaçıracaksınız?
    Araziyi Mehmet çok iyi biliyor, en iyi biliyor.
    Irak’tan, Suriye’den gelen Irak’lı, Suriyeli PKK’lı Türkiye’yi biliyor da, asker bilmiyor mu?
    “Profesyonel ordu”nun araziyi öğrenmesi, Amerika gibi okyanus ötesindeki uzak coğrafyalara gidileceği zaman elbette hayatidir. Öğrenememesi zaaftır. Onun için yerli halktan parayla işbirlikçiler tutarlar. Guantanamo peşmergeleri gibi.
    Oxford’daki Türk öğrenciye “Terörü subay babana sor” diyen Erdoğan’a “subay kızı” cevap veriyor..
    “Terörü öğrenmek için babasına sormaya gerek olmadığını” belirten Can şöyle diyor:
    “Babam jandarma subayı olduğu için yıllarca Doğu’da görev yaptı ve oralarda birlikte yaşadık. İlkokuldan İngiltere’ye geldiğim lise ikiye kadar babamın tayinleri nedeniyle Türkiye’nin 11 ilini dolaştık. Güneydoğu’da çatışmalar sırasında sık sık lojmanlarımız taranırdı. Babam görevde olduğu zamanlarda annem hemen kardeşim ve beni kucaklayıp önce koridorda yere yatırırdı. Sonra da apartmanın altına inerdik. Terör tehdidi altında yaşamanın ne olduğunu biliyorum”.
    Subay aileleri terörü çok iyi bilirler, öğrenilecek bir şey değil, sormalarına gerek yok, çünkü yaşadılar..
    Acaba herkes yaşadı mı?
    Ha, bu arada bir de tezkere vardı değil mi?
    Hatırlayan, nerede olduğunu bilen var mı?

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.