Biz Balıkesirliler, Bandırma’ yı çok eski yıllarda İstanbul’ a giderken görürdük. Balıkesir’ den kalkan trenler genellikle geceleri Bandırma’ ya varırlar, biz de Balıkesir yolcuları Bandırma’ nın meşhur iskelesinde eski Tiran ve Etrüsk vapurlarına gece biner sabaha karşı Tophane rıhtımından İstanbul’ a inerdik. Vapurlar gece 22:00’ de kalkar, sabaha karşı 06:00’ da, 07:00’ de İstanbul’ a varırdı. 8-9 saat sürerdi. Biz İstanbul yolcuları, vapurların ambarlarında, bir kısım yolculara ayrılan bölümünde, büyük baş hayvanların hem kokuları, hem de melemeleri ve böğürmeleri ile birlikte yolculuk yapardık. Tophane rıhtımından inen yolcular İstanbul’ un dört tarafına yayılırlardı. Biz, Balıkesir Yüksek Tahsil Öğrencileri ise şayet Galata köprüsünden tramvaylar geçiyorsa onlara binerdik. Tramvay geçmiyorsa çoğu elimizde tahta bavullarla yahut üstü iliklenmiş kılıflı bavullarımızla Tophane’ den üç-dört kişilik öğrenci grupları halinde, yürüye yürüye Galata Köprüsü, Eminönü, Cağaloğlu Yokuşundan, Sultanahmet Parkı üzerinden, Yüksek Ticaret Okuluna yakın Balıkesir Yüksek Tahsil Öğrenci Yurduna varırdık. Taksiye, maksiye binen bir tek kişimiz olmazdı. Belediye otobüslerine de zaten bavullu diye bizleri almazlardı. Allahtan gençlik vardı. “11 numara” dediğimiz iki ayaklı yürüyüşle bu işi çözerdik.
Balıkesir’ den İstanbul’ a otobüs seferleri haftada üç gün vardı. Oda bizim geliş gidiş saatlerimize uymazdı. Hiç bir Balıkesirlinin İstanbul’ a otobüs ile gittiğini o yıllarda hatırlamam. Öğrencilerin bu yolculuğu böyle sürdü. En anlı, şanlı, zengin, fakir, yoksul, az yoksul öğrencilerin tercih ettiği yol buydu. Gece vapur yolculuklarında çaylar demlenir, yer sofralarında hazırlanmış, hazır yemekler yenir, şayet sofrada genç kızlar varsa, bizlerin gözü yandan, sağdan, soldan onu süzmekle geçerdi. Aşağıda çalışan motorlar epey gürültü yapardı. Öyle uyumakta herkesin harcı olmazdı.
Bu minval üzerinde devam eden yolculuklarımızın sonunda hepimiz fakülte ve yüksek okulumuzu bitirirdik. Öğrencilerin başka seçim hakkı olmadıkları için, çalışkan olurlardı. O yıllarda öyle fazla burslar, devlet yardımları, bol yurtlar yoktu herkes evden gelen parayla yetindiğinden, sınıfta kalmamaya çok dikkat ederlerdi. Biz de okurken Balıkesir Yüksek Tahsil Talebe Cemiyetinin, bu tam bursundan yararlandığımızdan, yoksul öğrenciler için ayda 20 lira vermek suretiyle Sultanahmet’ teki yurtta okurduk. Burs kesilmesin diye, İstanbul’ da bir ay süreli, Sultanahmet Parkındaki Bahar Bayramına adımımızı bile atmamıştık. Derslerimize üç saat, beş saat dahi olsa engel olmasından korkardık. Sonuç nasıl mı oldu? 1955 Yılının Kasım ayında İstanbul’ da Yüksek Tahsil Talebe Cemiyetinin Yurdunda tam burs alarak okumaya başlamış, 4 yıl sürede, ikmale bile kalmaksızın Haziran döneminin sonunda daima Pekiyi almak suretiyle mezun olmuştuk. Hem de 4 yıl içinde 23 pekiyi, sadece bir iyi olarak. Bunu ne zekâmıza, ne yüksek dehamıza borçluyduk. Zaruretin yarattığı çalışmalara ve fakültedeki hiç aksatmadığımız devama borçluyduk. Bunu 50 yıl sonra tekrar dile getiriyorsak anne ve babaları, çocuklarının okumaları sırasında bol keseden,kendileri için bonkör olmanın hiç de yarar sağlanmadığının bilinmesi içindir.
Bu haberi yazdır
Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.