Geçtiğimiz hafta yazdığımız makale kamuoyundan değişik ama olumlu yönde tepkiler aldı.
Bu tür olay ve olgular üzerine kurgulanmış ve daha çok olay ve olguların gelişim seyrini veren yazılar olumsuz tepkiler de alabilir.
Bu da doğaldır.
YAZARIN SORUMLULUĞU
Çünkü, siz ne kadar ele aldığınız ve sorguladığınız konu hakkında objektif davranmaya çalışırsanız çalışın, sonuçta yazdığınız makale yazarın subjektif anlayış ve yaklaşımını ortaya koyar. Yazarın, ele aldığı konu hakkında kamuoyunda objektif olduğu konusunda bir yargı oluşturması, kendi iradesinin dışında ama kendi belleğine yansıyan olay ve olgular karşısında takındığı tavra, ele alış yöntemine ve sorgulayış tarzına ve entellektüel üretimine bağlıdır. Bu faaliyet sonucunda ortaya konulan ürünün yazarın kimliğinden soyutlanarak, kamuoyuna sunulduğu andan itibaren anonimleşmesi, oluşan olumsuz ve olumlu tepkilerin, yargıların tümü bize yazarın ve yazının, amacına ulaşıp ulaşmadığı, objektif davranıp davranmadığı konusunda bir fikir verir.
Gerisi sadece laftır ve en azından yazar açısından hiçbir hükmü bulunmamaktadır.
BİR OPERASYON VE
SONRASI YAŞANANLAR
Geçen haftaki yazımızda dikkat çekerek, 28 Ekim 2009 tarihinde Balıkesir Kaçakçılık ve Organize Suçlar ekiplerinin Bandırma Kaçakçılık ve Organize Suçlar Amirliği ile eşgüdüm içersinde gerçekleştirdikleri polisiye operasyonun Bandırma için bir ‘kırılma’ noktası olduğunu vurgulamıştık.
Bu süreç kentimiz basın ve yayın organları içinde gerçekte bir ‘kırılma’ noktasıdır. Bütününü mü kastediyoruz, HAYIR..!
Bu polisiye operasyonun ‘ana ekseni’ nedir, buna bakmak gerekiyor.
GERÇEKTE NE YAŞANDI..!?
Bilinen ve bize yansıyan şudur: Yaklışık 8-9 ay önce, hala nereden ve nasıl başladığı ‘tam’ bilinmeyen ama Bandırma Belediyesi ile de ihale ilişkisi bulunan belli firmalar , yerel yöneticiler, belediye çalışanları ve belli isimler polis tarafından teknik izleme ve takip içersine alındı.
Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bilgisi ve eş güdümü içersinde polisin gerçekleştirdiği teknik izleme ve takip sonucunda, eldeki deliller yeterli görülerek, 28 Ekim günü, eş zamanlı gerçekleştirilen polis operasyonu ile kişiler gözaltına alındı, ev ve işyerleri arandı.
Sonuçta, Bandırma Belediyesi’ nden üç kişi, Şahinler firmasından başta İhsan Kuruoğlu, kardeşi Osman Kuruoğlu,küçük oğlu ve Şahinler Genel Müdürü İlbey Kuruoğlu olmak üzere bir çok şirket yöneticisi ve çalışanı gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar içersinde AKP’li eski Bandırma Belediye Başkan yardımcısı ve İGM üyesi Talip Yıldız’ın bulunması doğal olarak kamuoyunun ilgi ve dikkatini çekti.
Bu isimlerin dışında, aynı öperasyon kapsamında “bilgisi”ne yani “ifadeleri”ne başvurulanların başında MİRAP Akaryakıt’ın sahibi Çetin Mirap ve başka isimler de vardı ama gariptir, İlkHABER ve SonKurşun’un dışında bu isimlerin ve firmaların üzerinde hiç kimse durmadı.
YARGIYI ve ADALETİ
HEP GÖZETTİK AMA..!?
Peki, bu operasyonda garip olan ne vardı?
Yıllardır, ülkemizde, bölgemizde ve yerelde yolsuzluk ve suistimaller konusunda dosya haberler yapan, yazan, ilgili ve yetkili Devlet organlarını ve Savcıları göreve davet eden bizler değil miydik?
Ötesinde, iki ülkeyi, bölgeyi ve kenti ilgilendiren yolsuzluk ve suistimal olayını bizzat kitaplaştıran ve basın bizzat ben olmama karşın, bu konularla ilgili yaygın ve görsel yayın organlarında bir çok programa katılmış olmama rağmen, son operasyonun polisiye veya hukuksal anlamda “iğreti” bir yanı mı vardı?
HAYIR..!
Onun içindir ki, gerek İlkHABER ve gerekse de Son Kurşun gazetelerinde gözaltına alınmış kim/kimler var ise, hangi firmalar söz konusu ise kararlılık ve cesaretle güvenlik güçlerinin ve yargının üzerine gitmesi gerektiğini, karanlık noktalar var ise aydınlatmalarını yazdık ve talep ettik.
Ve dedik ki, bırakın YARGI işini yapsın..!
Ama tam tersi yapıldı ve yaşanan olay ters yüz edilerek, fırsat bu fırsat durumdan vazife çıkartılarak, G.M.YAŞAM GAZETESİ VE MERHUM HAYIRSEVENER, KİŞİ VE KURUMLARI AKLI SIRA VE UYDURUK NEDENLERLE KÜFÜR KAFİR ÇARMIHA GERMEYE ÇALIŞTI…
MERHUMUN YAZDIKLARI!!!
Örnek mi..? Buyrun , hep birlikte bakalım:
inşallah..!?
Tarih: 12/12/2009 – 13:51
“Belki “tağşiş”in ne anlama geldiğini bilmeyenler olabilir.
TAĞŞİŞ: Bir şeyin içine başka bir madde karıştırma, katıştırma…
Ne üzücüdür ki, Bandırma basınında da bir tağşiş olayı yaşanıyor.
Gazetecilik ile uzaktan yakından ilgisi olmayan provokatörler, Bandırma basınının içine karışarak, “gazeteci” kisvesi adı altında, bu toplumu bozmak, birbirine düşürmek, parçalamak için çaba harcıyor.
Umarım, bu tağşiş farkedilir de, gerekli temizlik en kısa sürede gerçekleşir. İnşallah..”
bunlara acınır mı!?
Tarih: 20/11/2009 – 12:54
“Zaman zaman bu konuda çevrelerinde meydana gelen bir takım olaylar, bir takım yaşanan gerçekler somut bir şekilde kendilerine de bir zaman sonra sıranın geleceğinin işaretidir. Amma… Dediğimiz gibi gözler öylesine körelmiş, kulaklar öylesine sağırlaşmıştır ki, elini hindistan cevizinin içine daldıran bu zavallılar, maymunların örneğindeki gibi avuçlarını açmayı akıllarının köşesinden dahi geçiremezler.
İçlerine daldıkları hırs denizi, aslında onların boğulmalarının nedenidir.
Fakat, onlar daha açıklara gitmeyi, daha derinlere dalmayı yüreklilik gibi gördüklerini sanarak, gittikçe gitmeye çabalarlar.
Ne kendilerine kurulan tuzağın farkına varabilirler, ne de düştükleri tuzağın içerisinde olmalarına rağmen avuçlarını açmayı akıl edebilirler…
İyi de, gözlerini böylesine mal mülk hırsı bürümüş olanlara acınır mı?
Siz olsanız acır mısınız?”
senin..!?
Tarih: 24.11. 2009 – 14:56
“Herkesi kansız, herkesi soysuz, herkesi hırsız, herkesi soyguncu gören zihniyete buradan, hem de kamuoyunun önünde ve denetiminde açıkça bir çağrıda bulunuyoruz.
Değil sadece sen… Ailende… Hatta sülalende kaç kişi varsa. Ve de yanında yönetici sıfatında çalışan kim varsa…
Önce, tam teşekküllü bir hastanede, ister kan, ister kafatası, ister gen, istersen kromozom tahlili yaptırmayı teklif ediyoruz… İstersen hepsini birden.
Ve hep beraber görelim bakalım, kimin kanı bozuk, kimin nesli bozuk, kimin soyu da sopu da nereye dayanıyor?
Bitmedi…
(…)
Korkmadan, çekinmeden ve de utanmadan.
VAR MISIN? YOK MUSUN?
Yalnız bir şartla…
Tüm bunları noter ve şahitler önünde imzalayacağımız ortak bir deklerasyon ile gerçekleştireceğiz.
Ve korkup kaçan, yayınlamayan da, yüklü bir tazminat ödeyecek…
Hem de MEHMETÇİK VAKFI’na…
Çünkü, biliyoruz ki dansözlüğü kendine ilke edinenler çok var bu ülkede. O yüzden kıvırtmaya, çalkalamaya gerek yok.
İşte, biz tüm bunlara VARIZ…
Ve, tekrar soruyoruz:
VAR MISIN? YOK MUSUN?”
cibilliyetsiz..!?
Tarih: 13/11/2009 – 11:09
“Hani her daim “sahibinin iti” konumunda olan tetikçiler, bu işler için bulunmaz nimetlerdir. Sizin bir tek “Saldır Co!..” işaretinizle, o karşı saldırıya geçer ve sizi mağdur edenlere yönelik yaylım ateşine başlar…
Bu tetikçiler illaki ellerinde silah olan mafya bozuntuları olarak da düşünülemez günümüzde. Kiminin elinde silah vardır, kiminin elinde silah gibi kullandığı klavye vardır. Kalem diyemiyoruz artık. Malum, bilgisayar çıktı mertlik bozuldu ya!..
Eee, işte böyledir. Önüne fare düştüğünde, eline fırsat geçtiğinde, kendi çıkarı söz konusu olduğunda, vatan-millet sevdası içinde olduğunu iddia eden nice eğitimli cibilliyetsizler, bu ülkeyi soymak için, kanını bir kene gibi emmek için, bir patkan gibi kemirmek için varlıklarını olduğu gibi ortaya koyarlar…
Onlar için eğitim meğitim çok önemli değildir. Böyle durumlarda sergiledikleri cibilliyetleriyle, ne mal olduklarını gösterirler.
Önemli olan ise böylesine cibilliyeti bozukları görüp, bilip de onlardan uzak durmak, onları da bu ülkeden uzak tutmaktır.
Allah, hepimizi böylesine eğitimli cibilliyetsizlerden korusun. Amin…”
20 milyon TL.lik yolsuzluk!?
Tarih: 01/11/2009 – 18:43
“Bandırma, son yılların en büyük yolsuzluk operasyonu ile çalkalanıyor.
Az buz değil, konuşulan rakam 20 milyon lira civarında… Eski para ile 20 trilyon lira…
Dolara vursan, 14-15 milyon dolar…
Yahu, bırak sen bizim dinlenmemizi falan da, önce seni niye ifade vermeye çağırdılar, onu açıkla kamuoyuna!..
Bak beni çağırmadılar. Bizden kimseyi de çağırmadılar. Bandırma’da sorduğum tüm gazeteciler de çağrılmamış… Niye sen bizim adımıza böyle ahkam kesiyorsun ki? Kim verdi sana bu hakkı?
Haa, neden çağırdıklarını, ne ifadeler verdiğini açıklama yürekliliğini gösterebilirsen eğer, bir de kimlerin haberlerini çıkarttırmak için uğraştığını, kimlere yalvardığını, kimleri tehdit ettiğini de ilave ediver bir zahmet!..
Bizim, “Organize suç örgütü çökertildi” başlığımızdan yola çıkarak, yargısız infaz yaptığımızı ve bu konuda bir sendikanın da sözde bizi kınadığını öne sürmüşler.
Emin olun, gülmekten karnımıza ağrılar girdi…
Bandırma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekipleri, sekiz ay “ihale yolsuzluğu”nun üzerine gitmişler, didik didik edip, en küçük şüpheye gerek bırakmayacak kadar bir çuval dolusu delil toplamışlar, ondan sonra da sabahın erken saatlerinde eşzamanlı birkaç yere birden baskın yapıp, hem elebaşılarını, hem de delilleri ele geçirmişler… Sonuçta, operasyonda yakalanan 12 kişi… Adliyeye sevkedilen 12 kişi… Bir iki değil… Tam 12 kişi.
Yaptıkları olay da ihaleye fesat karıştırmak… Yani tek başına yapamayacakları bir iş. Organize anlayacağınız.”
OKUR YZILANLARI
KIYASLAMALI!
Merhumun, Kuruoğlu Ailesi’nden üç kişinin gözaltına alınarak, tutuklanması ve gelişen olaylar zinciri ile ilgili, İlkHABER ve benim şahsıma yönelik kaba taslak yazdıkları bunlar.
Çok ilgili ve merak eden, söz konusu G.M.Yaşam gazetesinin web sitesine girerek, söz konusu günlük yazıları ve olayla ilgili haberlerin başlıklarını okuyabilirler.
Ancak, aynı tarih dilimi içersinde İlkHABER’de ve SonKurşun’da yer almış yorum ve haberleri de herkes okuyarak, mutlaka sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için kıyaslamalı.
Doğru olan budur..!
Tüm bu, 28 Ekim ile merhumun son nefesini verdiği ana kadar ki, süreç irdelendiğinde şu gerçek ortaya çıkar:
İT DALAŞI..!
G.M.Yaşam gazetesi, 28 Ekim polis opurasyonu başladığı ve zanlılar tek tek gözaltına alınıp, iv ve işyerlerinin aranması ile birlikte, “Tamam, bu iş bitti. İhsan Kuruoğlu, kafese girdi ve bu işten mümkün değil, yakasını kurtaramaz. Kuruoğlu ile birlikte Şahinler firması da ama en önemlisi İlkHaber gazetesi de bitti” anlayışı ile yola çıkmıştır.
‘Destur’ budur ve daha 28 Ekim tarihinde İhsan Kuruoğlu başta olmak üzere, Kuruoğlu Ailesi’nin gözaltına alınmış fertleri, Şirket çalışanlarının poliste ifadeleri bile alınmamışken, aynı gün Mar Tv ve 29 Ekim günü G.M.Yaşam gazetesi, “Bandırma’da organize suç örgütü çökertildi” başlığı ile BİR BİR HEDEF GÖSTERİLDİ LER, İTHAM EDİLİP, BİRBİRİYLE ALAKASIZ vVE ASILSIZ İDDİALARLA SUÇLANDILAR…!
BU ZOR VE KARMAŞIKLAŞTIRILMIŞ BİR SÜREÇTİR!
Kuşkusuz, bunu veya tersini yazmak bir çok kişi için kolaydır. Ancak, esas olan yaşanmış sürecin tüm yönleriyle ve gerçeğe sadık kalınarak kamuoyu ile paylaşılması ise, bu kolay değildir ve zordur.
Çünkü, bilindiği gibi, tüm bu süreç boyunca İlkHaber Yayın Grubu’nun da “Genel Koordinatörlüğü”nü yapan, daha doğrusu ‘Danışmanlığı’nı yapan bir insan olarak, bu kendi içersinde karmaşık sürecin, sadeleştirilerek, basitleştirilip anlaşılabilir kılınması kolay olmasa gerek. Hele ki, bu sürecin sonucunda bir insan yaşamını yitirmiş ise, bu daha da zordur.
BU SÜREÇ, MESLEKİ
ANLAMDA KABUL
GÖREMEZ!
Şimdi, konunun tam da bu noktasında sorun var. Bu sorun, 28 Ekim ile merhumun son anına kadar geçen süre içersinde G.M.Yaşam gazetesi ile İlkHaber arasındaki polemik diyemeyeceğimiz karşılıklı atışma ve sergilenen ‘mesleki duruş’tur.
Bu süreç, iyi irdelenirse, ‘mesleki duruş’larda karşılıklı kayma gözlemlenir ve polemiğin adım adım ‘çirkin’ bir ‘İT DALAŞI’na evrildiği gözlemlenir.
Bu nokta da, karşılıklı olarak, akıl ve mesleki amaç ve ilkelerin yanı sıra ahlak da bitmiş, örselenmiş ve tüketilmiştir.
Dikkat edilir ise, İlkHABER, 28 Ekim de gerçekleştirilen polisiye operasyon, gözaltılar ve tutuklamalar nedeniyle, olayın başından itibaren ‘mesleki duruşu’nu, SAVUNMA TEMELİNDE BİÇİMLENDİRMİŞ ve YAŞANAN OPERASYONUNUN SONUCU NE OLURSA VE NEREYE/ KİME GİDİLİRSE GİDİLSİN, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ GÖZETMİŞ VE YARGININ İŞİNİN KOLAYLAŞTIRILMASI GEREKTİĞİNİ VURGULAMIŞTIR..
Ki, bu doğru tavırdır..!
BASIN HASTALIĞI:
YARGISIZ İNFAZ!
Keza, G.M.Yaşam gazetesi ve merhum, ilk andan ve günden itibaren yaşanan olaya ve gelişimine böyle yaklaşmamış, DOĞRUDAN YARGISIZ İNFAZA GİDEREK, ALEYHLERİN DE SUÇLULUĞU KANITLANMAMIŞ VE YARGI KARARI İLE BİR HÜKÜM OLUŞMAMIŞ KİŞİ, FİRMA VE KURUMLARI SUÇLU İLAN ETMİŞTİR.
YAŞAM VE İLKHABER’İN
YANLIŞLIĞI
Bu da yanlıştır..!
YANİ, İLKHABER HUKUKSAL ZEMİNDE SAVUNMA BİÇİMLENDİRİRKEN, G.M. YAŞAM GAZETESİ TOPYEKÜN SALDIRGAN VE HAKARETE VARAN İTHAMLARLA SALDIRI YÖNTEMİNİ BENİMSEMİŞTİR. İLKHABER’DE ZAMAN ZAMAN DERDİNİ ANLATAYIM DERKEN BU SÜRECİN FİGÜRANI OLMAKTAN KURTULAMAMIŞTIR. BUNLARIN HEPSİ YANLIŞTIR.
Olayın kendi içersinde biçimsizleşmesi ve çirkinleşmesi iyi anlaşılmalı ve doğru çözümlenmelidir.
İZLEYİCİ KALINDI
Tam bu nokta da, bir çift sözümüz daha var. Kamuoyunun, ilgili ve yetkili Devlet birimlerinin, Savcıların, kolluk güçlerinin ve kamu ile yerel yönetimin gözleri önünde ve hergün yaşanan şekilsiz ve çirkin atışmalara, ne yazık ki, HİÇ KİMSE VE HİÇBİR MAKAM MÜDAHALE ETMEMİŞ, SEYİRCİ KALMIŞ VE ADETA ACI SON ADIM ADIM ÖRÜLMÜŞTÜR.
Bu, en başta Bandırma , bölgemiz ve ülkemiz adına bir UTANÇ VESİLESİDİR.!
İTHAMLAR VE İDDİALAR
Bir adım daha ileri gidelim.
Merhumun yazıları nedeniyle başta G.M.Yaşam gazetesi başta olmak üzere ‘birileri’ tarafından ‘tehdit edildiği’, ‘baskı altında tutulduğu’ iddia edilmektedir.
Birincisi, merhum veya G.M.Yaşam gazetesi, bu nedenlerle başta Emniyet olmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaat etmiş midir?
İkincisi, Ümit Babacan, olaydan bir kaç gün önce, merhumla birlikte 4 kişiyle karşılaştıklarını ve kişilerin ellerini bele atmaları nedeniyle kendilerinin de üzerlerinde silah varmış gibi ellerini bellerine atmaları üzerine, söz konusu kişelerin kaçtıklarını ve bunlardan birisinin merhumu vuran kişi olduğunu iddia ediyor.
Babacan ve merhum, bu konu ile ilgili Emniyet ve Cumhuriyet Savcılığına müracaat etmiş midir? Çünkü, edilmiş olsa idi, özellikle Emniyette arşiv taraması yapılarak, cinayet zanlısı gün öncesi yakalanacak idi. Bu yapılmamış ise, neden yapılmadı?
Üçüncüsü, cinayet zanlısının olay öncesinde evinde, bulunabileceği yerlerin polis tarafından bir çok kez basıldığı, ismiyle arandığı iddia ediliyor. Bu doğru ise, ne için polisçe aranmış ve yakalanmamış, bir cinayetin önüne geçilememiştir?
Dördüncüsü, cinayet zanlısının olay yerinden kaçarken o veya yanındakilerce cep telefonunu düşürdüğü ve polis tarafından bu telefonun bulunduğu iddia ediliyor. Cep telefonu üzerinden kimlerin söz konusu telefonla arandığı ya da aranıldığı incelenmiş midir?
Beşincisi, cinayet zanlısının olay yerinden kaçtığı arabanın kiralık olduğu ve Edremit’ten kiralandığı öne sürülmektedir. Bandırma’da gerçekleşen bir olayın aracı Körfez’den nasıl ve niçin kiralanmıştır?
Altıncısı, cinayet zanlısının İlkHaber’de fiilen çalıştığı ve söz konusu gazetenin elemanı olduğu yalanı, nasıl, niçin ve kimler tarafından uydurulmuş ve kamuoyuna lanse edilmiştir? Böyle bir şüphe bile var ise, İlkHABER gazetesinden ‘resmi’ olarak neden ve niçin sorulmamaktadır?
Yedincisi, G.M.Yaşam gazetesi başta olmak üzere, kimileri ve bazı çevreler tarafından ‘şüpheli’ vasfıyla hedef gösterilen, hatta ‘ilişkilendirilen’ İlkHABER gazetesi ve Kurucusu İhsan Kuruoğlu’nun konu ile ilgili bir kez olsun, bilgi ve ifadesine neden ve niçin başvurulmamaktadır? Kuruoğlu’nun bilgi ve ifadesine başvurulmuyor ise, bu şüphe ya da kanaat ile hareket edenlerin bilgi ve ifadelerine neden ve niçin başvurulmamaktadır?
Sekizincisi, cinayet öncesi ve sonrasında Erdek Belediye eski Başkanı ve halen Erdek CHP’nin İlçe Başkanı sıfatını taşıyan Hüseyin Sarı, kamuoyunda Kuruoğlu aleyhine bir kanaat oluşturabilmek amacıyla, defalarca ve hazırlattığı , yayınladığı klipte İhsan Kuruoğlu’nun Bandırma Emniyetinde bir olayla ilgili yürütülen Sadık Demir imzalı hazırlık ön soruşturma evrakı, nasıl ve niçin elden ele dolaştırılabilmektedir?
Dokuzuncusu, İlkHaber gazetesinin kuruluş ve yayına geçtiği tarih 15 Aralık 1992’dir. O günden bugüne birbirinden çok farklı yolsuzluk ve suistimal olay ve olgularının üzerine gitmiş, mafyasal organizasyonların üzerine gitmiş bir basın ve yayın organı, bugüne kadar son olayda yaşandığı gibi acaba bir kişiyi ya da bir kurumu, canını almak pahasına harekete geçmiş midir?
Onuncusu, mehhumun yaşamını yitirmesi de ilginçtir. Zanlının öldürmek amacıyla değil, cezalandırmak amaçlı merhumu bacaklarından vurduğu anlaşılmaktadır ve gerisi lanet olası bir raslantıdır, ayağındaki şahdamarı mermi nedeniyle parçalanmıştır. Ancak, olay yerinde yaklaşık 20 dk.ka film seyreder gibi kan kaybını izleyenler, dedektiflik oynayıp çekim yapmanın derdine düşenler bir yana, ortada bir tıbbi skandalda vardır. Geç müdahale edilmiş ve kan kaybının artmasına vesile olunduğu iddia edilmektedir. Bu da kamuoyunda sorgulanmalıdır.
YAŞANAN İT DALAŞI VE
İŞGÜZARLAR..!
Bu ve benzeri sorular çoğaltılabilinir. Hoş, bunun bu saatten sonra çok mu önemi var, tartışılabilinir. Biz, sadece bu yazı kapsamında olayı ve yaşanan süreci anlaşılır kılmaya çalışıyoruz. Ötesinde ‘birileri’ gerçek gözyaşı mı yoksa ‘timsah gözyaşları’ mı döküyor bilemeyiz ve gözyaşı uzmanı olmadığımız için bu bizim sorunumuz da değildir. Olayın dramatikliğinden hareketle, her zaman ki gibi, durumdan vazife çıkartmanın ve şark kurnazlığına soyunup şarlatanlık yapma arayışını sergileyenleri de, gerçekte gerçek işleri ne ise, o işe bakmaya davet ediyoruz.
Bir de tür olaylarda şu vardır: Kim ki, bu tür olay ve olgular karşısında normalin ve sınırın ötesine geçip, işgüzarlık yaparak, feryat figan yapıyor ve zuladan adres göstermenin arayışını sergiliyor ise, bilin ki, batağın içersinde hatta bataklık güllerinden bir tanesi ya da ayrık otudur.
SAVAŞ AY’IN YANITSIZ
KALAN SORULARI
Evet, iyi şeyler olmuyor ve 2010 yılını, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, yaşanan talihsiz ve üzücü olayla karşıladık.
Bu olayı ve süreci sorgulayan isimlerden biri de gazeteci Savaş Ay oldu ve Ay, bir çok soruyu yanıtını bulabilmek amacıyla kamuoyunun önüne taşıdı.
Ay’ın yanıtsız kalmış sorularını tek tek biz yanıtlayalım.
1-)( 28 Ekim operasyonunda ) yakalanıp, tutuklananlar arasında suç örgütünün lideri olduğu savlanan kişi Bandırmaspor’un eski başkanlarından biri midir?
- Evet, böylesi bir sav vardır ve yakalanıp, tutuklanan kişi Bandırmaspor’un eski başkanı İhsan Kuruoğlu’dur.
2-) Kardeşi ve oğlu da bu operasyonda yakalanıp, tutuklanan bu şahıs, aynı zamanda öldürülen gazetecinin çalıştığı kuruma rakip olan bir başka yerel gazetenin de perde arkası sahibi midir?
- Perde arkası mı veya önü müdür bilmiyoruz ama İlkHABER gazetesinin Kurucusu İhsan Kuruoğlu’dur ve G.M.Yaşam gazetesinin ticari rakibidir. Bunu tüm Bandırma’da bilmektedir.
3-) C.Hayırsevener’in gazetesi o güne kadar daha ziyade “ zor kullanarak abone yapmak, tehdit ve santajla ilan toplamak konularında eleştirdikleri rakip gazeteyi operasyon ertesinde daha ağır dille itham etmeye başladıktan sonra o gazeteden de kendisine üstü kapalı tehditler ve ağır yanıtlar gelmiş midir?
- Bu anlamsız bir sorudur. Çünkü, bizzat merhum İlkHABER’in reklam servisinde çalışmış bir kişi olarak, bu yönde bir evrakı saklayıp, suçlamasına kanıt olarak ortaya koyabilir ya da benzer bir iddiası için Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu yapabilirdi. İlkHaber bu yöndeki G.M.Yaşam gazetesinin suçlamalarına, böyle bir durum var ise, ‘bir zorla abone’ ya da ‘reklam göster’ yanıtı ile yanıt verdi. Tehdit var ise, adres bellidir ve bu adres Emniyet ile Cumhuriyet Savcılığı’dır.
4-) Cinayet kurbanı gazeteci, “suç örgütünün içinde daha başka isimler olduğunu ve çok sayıda değişik suça karıştıklarını” yazıp, “Bunları ortaya çıkartmak için yılmadan uğraşacağız” dedikçe, “Senin dilini keseceğiz. Kalemini değil kolunu da kıracağız” tehditleri karşısında gereken önlemler alınmış mıdır?
- Böylesi bir soruya, ancak ‘Muz Cumhuriyeti’nde mi yaşıyoruz?’ denilerek yanıt verilebilinir. Bu sözcükler nezaman, hangi gazetede, nasıl yayınlanmış!? Ay’a bilgi veren, YALAN söylemiş..!
Keza, 28 Ekim operasyonu eksik ve amacına bir türlü ulaşamamış, hedefinden sapmış bir operasyondur.!
5-) Operasyon sonucunu rakamsal boyutunun 20 milyon liraya ulaştığı öne sürülen yolsuzlukları “medya-siyaset-ticaret üçlemesi” başlığıyla yazan ve her yerde anlatan C.Hayırsevener yakın çevresine “Bana hem cezaevinden tehdit geliyor hem de onların talimatıyla yazılar yazan bazı tetikçilerden”^dedi mi?
-Operasyonu gerçekleştiren bir Çumhuriyet Savcısı’nın önünde bile 20 trilyon liralık bir rakam yokken, bunu başından beri icat edenler ve kamuoyunu bu hayali ve gerçek dışı rakamla yanlış yönlendirenler, gerekçelerini de öncelikle Savcı’nın önüne koyarak, itham ve iddialarını delillendirmeliler.
Türkiye’de yaşanan mafyasal ve işbirlikçi oligarşik ekonomik düzen üzerine bir değil onlarca yorum, dosya haber, kitap, konferans üretmiş bir yayın kuruluşunu itham bile etmek, kimsenin harcı bile değildir.
Ki, merhum tehditi ima bile etmiş ise, bunun adresi o veya bu değil, aynı şekilde Emniyet ve Savcılık’tır. Gerisi ise, YALAN’dır.
6-) Yaşam Gazetesi ve Marmara Televizyonu’nu susturabilmek için olayı spor sahalarına, tribünlere kadar taşıyanlar, küçük çocuklara pankart açtıranlar kim?
- Bu sorunun tek yanıtı vardır, Bandırmaspor taraftarları ve onların temsilcileridir, Kroniklerdir. Bir üst makamı Emniyet ve Ban Ban yönetimidir. Mar Tv ve G.M.Yaşam gazetesi ile Bandırmaspor yönetiminin yaşadığı ‘sorunlar’da, ‘mali portresi’ de, her iki yayın organının Ban Ban politikası çok iyi bilinmektedir.
7-) Hüseyin Sarı’nın belediye başkanı olduğu 10 yıl içersinde Erdek’ten 1 liralık dahi ihale alamadığı için onu günah keçisi ilan edenler, müteahhitler var mı, varsa kim onlar?
- Evet, bu konu tam Ay’ın konusudur ve Sarı’nın başkanlık yaptığı dönemi mercek altına mutlaka almalıdır. Şahinler şirketinin kuruluş tarihi bellidir, öncesi ve sonrasıyla da bir gün olsun Kuruoğlu Ailesi, dolaylı ya da dolaysız belediye ihalelerine girmemiş, dosla atmamıştır. Bunu iddia edenler, aynı şekilde Ay’a YALAN söylemiştir.
Cinayet kurbanı gazetecinin bu çelişkisini bilen ve daha önceki benzer tip yazılarından dolayı ona diş bileyen başka kişi ya da çeteler, hedef şaşırtmak için çabalıyor olabilir mi?
- Evet, olabilir ve bu konu da öncelikle Emniyet ve Savcılığın araştırması gereken bir konudur.
9-) Bir başka açıdan bakarsak, öldürülen gazeteci ve yayın kuruluşu için de çıkar amaçlı haber yapmak, usülsüz ihale ve ilan kovalamak, siyaseten karşı olduğu kişi ve kurumları karalayıcı yazılar yazıp, programlar üretmek iddiaları var. Bunların aslı faslı, arka planı araştırıldı mı?
-Kanaatimce, Ay’ın can alıcı sorusu budur ve bu iddia mutlaka hem mesleki planda ama en önemlisi hukuksal planda mutlaka araştırılmalıdır.
Savaş Ay, sonuçta bir gazeteci olarak üzerine düşeni yaptı ve bir gazetecinin ölümünün izini sürerek, sorular sordu. Bu soruların yanıtı, vermek isteyenler de dahil olmak üzere, bir türlü verilemedi…Sorular, soru olarak öylece kaldı…
SONSÖZ
SonSÖZ: Cihan Hayırsevener, yaklaşık 10 yıl önce, kentimize ‘bir şekilde’ geldi ya da getirildi. O, bildiği ve inandığı şekliyle, sahip olduğu anlayışa uygun işini yaptı. Doğru ya da yanlış, artık bu çok önemli değil.
Sonuçta, talihsiz ve olmaması, yaşanmaması gereken şekilde can verdi. Bir meslektaşımızın ve herşeyden öte bir insanın ölümündün hiç kimse kına yakamaz. Yakanlar ya da yakmaya çalışanlarda yaşam içersinde yanlış yaptıklarını er ya da geç öğrenirler.
Bandırma, 2010 yılına böylesi talihsiz ve üzücü bir olaya tanık olarak ve yaşayarak girmemeliydi ama yaşandı. Bu olayında hukuksal süreci yaşanacak ve sonuçta adalet vereceği kararla tecelli edecek.
Herkesin şunu iyi bilmesi gerekiyor: YALAN ve DOLAN ile FİTNE ve FESAT ile HİÇ KİMSE ve HİÇBİR KURUM YOL ALAMAZ…!
Olay ve olgularda, TARİHİN HAKEMLİĞİNE İNANMAK GEREKİYOR. Bizler, hukuksal bir fetişizme de mahal vermek istemiyoruz. Çünkü, yargının da verebileceği hükümler eksik ya da yanlış olabiliyor. ONUN İÇİN GERÇEK HÜKMÜ TARİH VERECEKTİR.
Bu talihsiz ve üzücü olayı, bu anlayışla noktalıyor ve bir daha da çok ama çok gerekmediği sürece, bu olaya bir daha dönmeyeceğimizi, ele almayacağımızı vurgulamak istiyorum.
Bizden bu kadar…
MAFYA NEDİR!?
Bu makale dizini çerçevesinde şunun da somut ve net olarak ortaya konulması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü, zaman zaman ama bilinçli ama bilinçsiz olarak, kavramların içi boşaltılarak, kişiler kavramlar üzerinde diledikleri gibi oynayabiliyorlar.
Bu kavram, “mafya” kavramıdır ve neye mafya denir, kim ya da kimler böylesi organize bir suç örgütü kapsamında değerlendirilebilir ya da değerlendiriliyor, bilmek ve anlamak gerek.
Google’de Vikipedi’ye göre “mafya” özetle şu anlamı taşıyor:
“Mafya (İtalyanca: Mafia) ya da Cosa Nostra (Türkçe: bizim işimiz ya da şeyimiz ya da davamız) yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan, çoğunlukla gizli ve hiyerarşik bir teşkilatlanmaya dayalı örgüt ya da bu örgütün mensubu kişiler anlamına gelir. Kumar, ticaret, uyuşturucu, finans, inşaat, kadın ticareti ve fuhuş, kaçakçılık, gasp ve adam öldürme, fidyecilik gibi yüzlerce yasal ve yasa dışı sektörde faaliyet gösterebilir.
1800′de Sicilya’ya gelen Napoli Kralı IV.Ferdinand,Fransız Devrimi’nden sonra olası bir Fransız işgaline karşı 1283′lerdeki bir savaş çağrısından esinlenerek MAFIA’yı(Morte Alla Francia:Italia Aneta,Fransa’ya ölüm,yaşasın Italya) kurdu.”
DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE MAFYA..!
Kuşkusuz, konunun arihsel anlamda açılımı var ve oldukça ilginç, düşündürücü.
Dünyada ve özellikle Kıta Avrupası’nda doğarak, gelişen mafya ve örgütlenmesi durağan değil ve sürekli gelişenve değişen dünyayaya göre nitelik ve biçim değiştiriyor.
Biz, “mafya” konusunu zaman zaman yazılarımızda işledik ve değerlendirdik. Ancak, bu kavram konusunda ülkemizde, bölgemizde ve Bandırma’da yaşanan tartışmalar, ithamlar ve iddialar gerçekten “mafya” kavramı çerçevesinde iyi sorgulanarak, değerlendirilmeli.
Neden ve niçin?
Çünkü, bu kavram ekonomik olduğu kadar politik, kültürel,kriminal, hukuksal, ideolojik, sosyal psikolojik ve hatta felsefi bir sorgulanmayı gerektiriyor.
Türkiye’de mafyasal bir örgütlenme var mıdır, diye sorulabilinir ve bu sorunun yanıtı, “evet”tir.
Bölgesel bir mafyasal örgütlenme var mıdır, diye sorulabilir ve bu sorunun yanıtı da “evet”dir.
Peki, Bandırma gerçeğinde bir mafyasal örgütlenme var mıdır, bu sorunun yanıtı da, ne yazık ki, “evet”dir.
Kuşkusuz, bu “EVET’”lerin anlamı üzerine yazacağız ve konuyu zamanı geldikçe enine boyuna tartışacağız, sorgulayarak, değerlendireceğiz.
MAFYA KAVRAMI ÜZERİNDE
OYNANAN KİRLİ VE KANLI OYUN!?
Ancak, bu kavram nezdinde şu gerçeğe dikkat etmemizin gerekli olduğuna inanıyorum. Türkiye’de işbirlikçi mafyasal bir oligarşik yönetim siyasal yaşamımıza ve iktidara damgasını vurmaktadır. Bu yapı, bileşenleri, işleyişi, beslendiği kaynaklar, hakim olduğu ekenomik alanlar gözardı edilerek, kavramın kendisini genelden lokale taşıyarak Türk Ceza Yasası’nın “suç” olarak gördüğü fiilleri gerçekleştiren her kişi ya da üç-beş kişiyi “mafya” olarak nitilendirmek ve itham edip, iddialarla suçlamak GERÇEK MAFYANIN ve MAFYASAL İŞLEYİŞİN GÖZARDI EDİLMESİ, HATTA KORUNMASI AMACINI TAŞIMAKTADIR.
Çünkü, tüm dünyada olduğu gibi, mafyanın ve mafyasal örgütlenmenin, işleyişin de ülkemize ÖZGÜ koşulları ve ifadesi vardır. Bu, doğal ve coğrafi, sosyo-ekonomik ve kültürel farklılık gözardı edilerek, Türkiye’de bu tür tartışmalardan sonuç elde edebilmek mümkün değildir.
BANDIRMA VE BÖLGEDE BARONCUKLAR
MI BARONLAR MI VAR!?
Örneğin, birileri Bandırma ve bölgede yıllarca belli isimleri kolluk güçlerine, Adliye’ye, kamuoyuna “mafya” diyerek hedef gösterdi, itham etti ve iddialarıyla suçladı.
Erdek’te, Edincik’te, Bandırma’da, Manyas’ta, Susurluk’ta ve hatta Balıkesir merkezde bu tür suçlamalardan birşekilde hep birileri nasibini aldı ve bunun değişik şekillerde bedellerini ödedi, hala da ödeyen isimler var, biliniyor.
Peki, bu gerçekten doğru mu idi, yoksa kirli ve kanlı bir oyun yıllardır ülkemiz, bölgemiz ve kentimizde oynanmaya devam ediyor mu?
Bu konularda, onlarca makale yazmış, dosya haber yapmış, kitaplar yazmış, konferanslar vermiş bir kişi ve bir gazeteci-yazar olarak soruyorum; gerçekten doğru olan ne..!?
Ben, önümüzdeki günlerde bu konuyu da enine boyuna, olayın dünyada ve ülkemizde gelişim tarihini de ele alarak, sorgulayarak, kamuoyunun önüne getireceğim.
Çünkü, bu konuda, ülkemiz genelinde talihsiz bir oyunun oynandığına ve birilerinin ama bilinçsiz ama bilinçli şekilde GERÇEK MAFYA ve MAFYASAL İŞLEYİŞİ MAKYAJLAYARAK, TOPLUMA İŞ YAPTIM DİYE UCUZ KAHRAMANLIĞA SOYUNDUĞUNA İNANIYORUM.
Örneğin, kentimizde dahil olmak üzere, gerçekte kaç kişi, bu mafyasal organizasyon ve işleyişle ilgili, yurttaş olarak sorumluluğunu yerine getirerek, Emniyetin ve Savcılığın kapısını çalıp, elindeki bilgi ve belgeleri vermiştir, bunu gerçekten de merak ediyorum.
Aradığımız “BARON” ise, herkes içinde yaşadığı topluma, bölgesine ve ülkesine bir baksın… Karşılaşacağı resim, eminim ki, herkesi ürkütecek cinsten olacaktır!
DÜNYADA EN BÜYÜK MAFYA, CIA’DIR..!
Bu arada, şunu da vurgulamalıyım: Dünyanın en büyük mafyasal organizasyonu ve işleyişi başta ABD ve dolayısıyla CIA’dır…!
MOSSAD ve Kıta Avrupası’nın “ağbileri” İngiltere, Fransa ve özellikle Almanya 2.lik için kıyasıya rekabet etmektedir. Bu arada başta Rusya ve Çin olmak üzere diğerlerini de unutmamak gerekir.
Artık, herkesin ve her yurttaşın şunu iyi bilmesi gerekiyor: Ülkemizde kolluk güçleri ve Adliye açısından , “garnitürler” var.. Adı üzerinde, garnitür ve sofrayı çeşitlendirirken, hep birileri tarafından önceden hazırlanıp, sofraya servis edilir. Türkiye, basın ve yayın yoluyla değişik zamanlarda gerçekleştirilen “garnitür operasyonları” ile endisine sunulanı tüketir. Oysa ki, tüm bu çaba, GERÇEKTE ASIL İŞBİRLİKÇİ MAFYASAL ORGANİZASYONUN GÖZDEN IRAK TUTULMASI AMACINI TAŞIR…
Sistem budur ve bu yozlaşmış, hukuk tanımaz, demokrasi ve özgürlüklerimizin düşmanı mafyasal sistemin işleyişi de budur.
Bir yönüyle, bu tip olaylarla ve iç çekişmelerle, yaşanan ve yaratılan it dalaşları ile, karmaşa ile “BÜYÜKLER”, “EFENDİLER”, “BARONLAR”, gözardı edilerek/ettirilerek, hepimizin yaratılan “küçük dünya” içersinde boğulması istenmektedir.Oysa ki, bu kurulan bir tuzaktır ve hiç kimsenin temiz hava alabilmesi, oksijene doyabilmesi mümkün değildir.
Onun için, Bandırma’da da, bölgede de , ülkede de bu kavram ekseninde oynanan oyunu artık gülerek izliyorum.
KURUOĞLU, BİR MAFYA LİDERİ MİDİR!?
Yoksa, son olayda olduğu gibi (ki bu olay birileri tarafından üç-beş senede bir, bir yerlerde devşirilip, ısıtıp, önümüze konuluyor) İhsan Kuruoğlu’nun şahsına yapıştırılmış “mafya” etiketinin iğretiliğini, garipliğini hep birlikte ibretle izliyor, görüyoruz. Sadece onun mu, hayır! Başka isimlerde var..!
Şunu da açıkça ifade edeyim ki, İhsan Kuruoğlu, gerçekten “BARON” olabilmeyi başarmış olsa idi, sadece bu konulardaki haberleri gazetelerden okur, kahvesinin eşliğinde sigarasını tellendirip gülüp geçerdi. Bunu da en iyi, eminim ki, Savaş Ay, yaşadığı kent ve içinde bulunduğu sektör ile izlenimleri açısından gayet iyi biliyor.
Ha, şunu da vurgulayalım, Bandırma’da da “BARONCUKLAR” var ve onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Tam tersi, bu “BARONCUKLAR”ı kim diye, nasıl çalışırlar diye merak ediyorsanız, “mafya” diye lanse edilen insanlarınıza soracaksınız.! Kesinlikle anlattıkları, masal olmayacaktır… Kuşkusuz, anlatırlarsa..Çünkü, bilmesi gerekenler zaten bu isimleri tek tek biliyorlar ama semtlerine bile sokulamıyorlar. Çünkü, onlar modernize olmuş kimlik ve kişilikleri ile artık “BEYFENDİ” diye hitap edilen isimlerdir.
“Mafya”konusuna da ayrı bir makalede girip, geniş geniş ele alıp, sorgulayıp, değerlendireceğiz..
Esen ve mutlu kalın…
www.sonkursungazetesi.com
Bu haberi yazdır
Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.