
Anavatan’da katıldığım her toplantıda “Bir Cumhurbaşkanının devletini tanıtmak istemediğini açıklamasını nasıl bulursunuz?” sorusu ile karşı karşıya kalmaktayım. Papadopulos elini açıp, “taviz vermeyeceğini” duyurdu, “kırmızı çizgisini” açıklayıncaya kadar bu tür açıklamaların konjonktür gereği bir taktik olabileceğini savunmayı yeğledim.


Başbakan Sayın Erdoğan’ın Kıbrıs meselesini halletme formülü “Kazan-Kazan” (win-win)! Yani kimse “kaybettim” demesin, her iki taraf da “oldu, tamam” desin. Amerikalıların icat ettikleri bu formül, kavgalı tarafları, ihtilaflarını ABD’nin çıkarlarına uygun şekilde halletmelerini öngören bir formüldür.


Kahpelikle, cinayetlerle, terör yaratarak “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru hükümeti” unvanını çalarak 43 yıldır, kendi halkına ve dünyaya yalan söyleyerek Kıbrıs’a sahip çıkma oyununa devam eden Rum liderliğine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamları Türk Hükümeti ile birlikte bir “son çağrı” da bulunmalıdır diye düşünmekteyim.




Uzlaşmadan yana olmak ve bunu dünyaya duyurup kanıtlamak yerinde ve takdire lâyık bir davranıştır. Ancak uzlaşabilmek için bazı “ehliyetler” veya kabul edilebilir kapasite gereklidir. Kişiler arası bir anlaşmazlıkta uzlaşma kapasitesi anlaşmazlığa düşmüş olan iki eşit kişide (iki eşit insan)dadır. Bunlardan biri diğerine şartlarını zorlayacak konumda ise varılacak sonuç uzlaşma değildir, zayıf tarafın güçlünün şartlarına boyun eğmesidir.


Tarih kitapları ile ilgili tartışma gittikçe yayılmaktadır. Eğitimden sorumlu makamlar Brüksel’de ve Londra’da bu konuda aferinler almakla övünmekte, ülkede bu toprakta hür yaşamak için gençliklerini feda etmiş olan insanlarımızın ve KKTCye inanan tarihçilerimizin, yazarlarımızın eleştirilerinden etkilenmemektedirler.




Kıbrıs’ta barış/uzlaşma isteriz” deyip de 43 yıldır, taraflardan birinden yana ağırlıklarını koymak suretiyle barışı/uzlaşmayı engelleyen ABD ile garantör İngiltere’den başlamak üzere eli kanlı, terörist bir idareyi, uluslararası Antlaşmaları çiğneyerek “meşru Kıbrıs Hükümeti” addedenlerin tümünden şikâyetçiyiz.
Basın haberlerine bakılırsa Sn. Talat ile Sn. Papadopulos arasında “iki toplum lideri” olarak görüşmelerin başlaması ihtimali güç kazanmaktaymış... Görüşmeler “Gambari Formülü” üzerinde yapılacak.
Rum-Yunan ikilisinin boyunduruğu altına girmemek, Kıbrıs’ta azınlık olmamak, “TEK Egemenlik-TEK Halk- TEK Devlet” formülünü kat’i şekilde reddetmek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sahip çıkarak iyi komşuluk esası üzerinde bir uzlaşmaya varmak; Enosis tehlikesinin önlenmesi için Türkiye’nin Garantilerinin ve Garantörlüğünün devam etmesinde ısrar etmek, bizim milli davamızın temelini teşkil etmektedir.

Nereye kadar? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde iyiye giden işler olduğu kadar “daha iyi olabilirdi” dediğimiz işler de var. Ekonomi iyileşti diyoruz ama halkı temsil eden kuruluşlar ayakta. Türk Hükümeti “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı bizim zamanımızda daha bir kabul görmektedir” diyor ama, bunun aksini savunanlar da az değil.

Çin, Kıbrıs meselesinde en tarafsız hareket edebilecek ülkelerden biridir. Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs’la ilgili kararlarda daima alınan kararların “uluslararası hukuka” uygunluğuna bakarak hazırlanan kararlara iştirak etmiştir. Çin’in Kıbrıs’ta kendi çıkarına yontacak ne bir üssü, ne de ABD’de olduğu gibi iç siyasetini etkileyecek bir Yunan lobisi vardır.

Girne Belediyesini ziyaret eden Garantör İngiltere’nin Kıbrıs Rum tarafında akredite Yüksek Komiseri Sayın Millet “insanları bir araya getirmek ve diyalog oluşturmak suretiyle adayı yeniden birleştirmek için gerekli desteği vermeye devam edeceğiz” demiş...!

Lilikas “Kıbrıslı Türklerin AB ile doğrudan ticaret yapmasını kabul etmemiz söz konusu değil” diyor. ABD’den Bryza “Türkiye mükellefiyetlerini yerine getirsin ve önerilerini Rumların kabul edebilecekleri şekle soksun” diyor. Yetmedi. “Kıbrıs mes’elesi Türk askerinin varlığı ve mal-mülk meselesidir” diyor.

Zamanı gelmedi mi? 1 AKPM Başkanı Rene Van Der Linden’le 2 saat konuşan Meclisi Başkanı Hristofyas, Kıbrıs meselesinin halli için gerekli gördüğü adımlar hakkında bilgi vermiş. Tabii bu adımları “izolasyon vardır” diye “yalan söyleyen” (!) Türk liderlerin atması gerekiyor. Hristofyas’a göre “izolasyon-ambargo” yoktur. Varsa da, sorumlusu Türk tarafıdır, Türkiye’dir!
