Dağ gerçekten fare mi doğurdu!?

Posted by admin on Pazartesi, Kasım 2, 2009, 11:00
Bu Yazı Engin Arıcan, Manşet Kategorisinde ve 5 Yorumlar var.

aricanGeçtiğimiz hafta Bandırma açısından oldukça hareketli olaylara tanık olduk.
Başta İLKHABER gazetesi olmak üzere SonKURŞUN gazetesi ve REALİTE’de haber ve yorumlarımızla hep vurguladığımız bir polisiye operasyona tanık olduk.
Bandırma Belediyesi’nin Başkan Eraydın döneminde gerçekleştirilen ihaleleriyle ilgili şikayet ve iddiaları, ithamları soruşturan Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Balıkesir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ile Bandırma KOM Amirliği eş zamanlı başlattığı operasyonla bir çok şüphelinin evini ve işyerlerini aradı.

Kötü mü?
Hayır..!

HUKUKA İNANMAK,
GÜVENMEK GEREK!
Geçmiş yıllarda benzer ihaleler ya da daha farklı organize suçlar yani yolsuzluk ve suistimallerle ilgili bir çok olay Bandırma’nın gündemine geldi. Kahve ve meyhane sohbetlerinde dillendirilen ya da siyasetin çerezi yapılan bu olay ve olguların adresinin Cumhuriyet Savcılığı olduğunu defalarca yazdık..
Bunu söyleyen ve sürekli yazanların dolaylı ya da dolaysız bir soruşturmanın hedefi ya da konusu olması durumunda “ah vah” etmesi düşünülemez bile.
Operasyon ve soruşturma sürecinde yanlış hatta yer yer hukuk dışı yöntemler kullanılabilir… Bu süreçte farklı dış müdahalelere, yönlendirmelere, baskılara, hesaplara tanık olunabilir ama sonuçta ne olursa olsun, hukuksal anlamda bu sürecin tamamlanmasını beklemek hepimizin yurttaşlık görevidir.
Ne yazık ki, konu hukuk ya da adalet olduğunda, bu “duruşu” sergileyemeyen ve karnından konuşan, içindeki husumeti, kini iğrenç bir şekilde kusmanın yol ve yöntemlerini sinsice arayan, bir anlamda hukuksal anlamda şüpheli konumundaki insanları ya da firmaları zan altında bırakmaya çalışarak, yargısız infaza soyunanlar her zaman olacaktır.
Dedik ya…Yani siz ağzınızda kuş tutsanız da bu insanlar “işini”  her zaman yapacaktır. Ne söyleseniz, ne yapsanız hikaye.. Çünkü, bu tiplerin aşağılık ve ahlaksız davranışları, varoluşlarının nedenidir.
Bizim konumuz bu değil… Bu pisliğin eşelenecek bir yanının da olduğunu sanmıyorum.
Konumuza dönelim…

OPERASYONUN
DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ..
Belediye ihaleleri ile ilgili “örgütlü” ve “organize” olarak “ihalelere fesat karıştırmak” iddiası ile başlatılan soruşturma sürecinin 8 ay öncesi başlatıldığına dikkat çekiliyor.
Bu, Şubat 2009 demek..! Yani, yerel seçimlerden 1 ay öncesinde başlatılan bir Savcılık soruşturmasından söz ediyoruz.
İki, bu soruşturmanın 2009 Şubat ayından itibaren, teknik takip olarak nitelendirilen, telefon dinlemelerle yapıldığını anlıyoruz.
Üç, telefon dinlemelerle soruşturma konusunda belirli bir ilerleme kaydeden Savcılık, 2009 yılı Eylül ya da Ekim ayı içersinde, hangi ihalelerin üzerinde duruyorsa, Pekel yönetiminden söz konusu ihalelerin dosyasını talep etti ve Savcılığa teslim edildi.
Dördüncüsü, Başkan Pekel ve çevresindeki belli ve bilinen kişiler, bu soruşturma sürecinin derinleştirilmesi anlamında özel çaba sarfetti.
Burada amaç; özellikle Öztaylan ve AKP idi ve farklı çıkar gruplarının dürdüklemesiyle Şahinler firması ve özellikle İhsan Kuruoğlu da kapsama alanına dahil edildi.
Beşincisi, Savcılık tarafından operasyon için şalter indirildi, arama ve gözaltılar başlatıldı. Operasyon başlatıldığında, operasyonunun amacına uygun olarak KOM’un elinde “örgüt şeması” hazır ve kimin nereye oturtulacağı belli idi. Buna göre, Kuruoğlu’nun “çete lideri”, İGM üyesi Yıldız’ın da , “yardımcısı” olarak belirlendiği iddia ediliyordu.
Altıncısı, operasyonunun daha ilk günü aramalar ve gözaltılar sürerken ve gözaltına alınan şuphelilerin daha birinin bile ifadesi alınmamışken, “Bandırma’da suç örgütü çökertildi” başlıklı haberlerle, ilgili ilgisiz resimlerle kamuoyu “birileri” tarafından bilinçli olarak manipüle edilmeye çalışıldı.
Yedincisi, telefon dinlemeleri TCK’ya göre 1.derecede mahkemelerde delil olarak kabul edilmemesine karşın, Emniyet ve Savcılık soruşturması sürecinde, hukuksal anlamda delil olarak telefon dinlemelerin dışında ciddi hiçbir delil bulunmadığı görüldü. Bu görüldüğü ve bir anlamda sırıttığı içindir ki, soruşturmada zaman zaman yaşanan sapmalar, yeniden ihale olayları üzerinde odaklanılarak aşılmaya çalışıldı.
Sekizincisi, AKP’nin yerel iktidar döneminde yapılan ihaleler üzerine odaklaşma ve Yıldız’ın gözaltında bulunması AKP ve Öztaylan’ı hareketlendirdi. Bu hareketlenme, sonuçta 7 aylık Pekel iktidarı döneminde gerçekleştirilen ihalelerin de soruşturma kapsamı içine alınmasını beraberinde getirdi.
Dokuzuncusu, Pekel’in 7 aylık iktidarı döneminde de mevcut yönetimin ve yakın çevresinin telefonlarının dinlendiği ve belli görüşmelerin kayda alındığı gerçeğini gündeme taşıdı.Öztaylan’ın Pekel’in artık “şüpheli” olduğunu söylemiş olmasının boş bir laf olmadığına inanıyorum.
Onuncusu, KOM, ifade ve bilgi alma sürecini tamamlarken, önceden belirlenmiş “suç örgütü” Savcılığın önüne gitti. Emniyet ve Savcılığın, operasyonla ilgili başından beri işbirliği içersinde gerçekleştirdikleri operasyonun amacına uygun şüpheliler sonra yargıç önüne çıkartıldı.
Onbirincisi, Kuruoğlu üzerine imar edilmiş ihalelerle ilgili “çete” operasyonunda Savcılık aşamasında 1 kişi, mahkeme aşamasında 4 kişi tahliye edilirken, sonuçta soyadı Kuruoğlu olan 3 kişi tutuklandı. İhsan Kuruoğlu, kardeşi Osman Kuruoğlu ve oğul Kuruoğlu’ndan oluşturulmuş “bir kardeş-oğul çetesi” ortaya çıkmış oldu!

İZLENEN YÖNTEM
Kuşkusuz, bu operasyonun Kuruoğlu ismi üzerine imar edilmiş olmasının da çok değişik nedenleri var. Bu ayrı bir yazı konusu. Ama şundan eminim ki, bu nedensellikler kamuoyunu gerçekten şaşırtacak nitelikte ve Kuruoğlu’nun egale edilmesi birileri için gerçekten sevindirici bir gelişme oldu.
Zaten, istenen de başından beri bu idi..!
Gözaltına alınmalar ve mahkemenin sonuçta tutukladığı isimler ve mahkemede bulunma nedenleri sorgulandığında, olayın “ihale” boyutundan çoktan uzaklaştığı, hele hele hukuksal anlamda “organize suç” ve dolayısıyla da “ çete” vasfıyla hiçbir ilgi ve ilişkisinin olmadığı da önümüzdeki yargı sürecinde, öyle sanıyorum ki, daha iyi anlaşılacak ve gün yüzüne çıkacak!
Onun için önümüzdeki yargı sürecinin sonucunun beklenmesi gerektiğine inanıyorum.

İDDİALAR DOĞRU İSE,
SİYASİ SORUMLULARI
NEREDE!?
Peki, bizim yıllardır, ihaleler ya da farklı yolsuzluk ve suistimal iddiaları, ithamları ve şikayetleri üzerine yargının harekete geçmesi ve geçirilmesini istediğimiz durum ile yaşanan durum örtüşüyor mu?
Hayır..!
Çünkü, eğer, örtüşse idi, operasyon sürecinde gözaltına alınan ya da tutuklananlar arasında, hangi dönem incelenip, irdeleniyor ise, o dönemin yerel yöneticilerinden bir ya da bir kaç kişi olurdu.
Bu yok..!
Peki, olması mı gerekiyordu, EVET..! Çünkü, konu belediye olduğunda hiçbir çalışan ve daire müdürü, dolaylı ya da dolaysız, siyasi iradenin bilgisi olmadan adım bile atamaz!
Yıldız’a bakmayın.. Onun ki, Şam’da kayısı muhabbeti.. Gözaltına alınan üç belediye elemanı ya da daire müdürü ise, zaten Pekel yönetimince sorumlu kılınan kişiler. Yani bir anlamda zurnanın son deliği bile değiller.
Bu da ayrı ve irdelenmesi gereken bir konudur. Pekel yönetiminin basiretsizliği bu olayla bir kez daha su yüzüne çıkmış, gölgelerinden korkan insanlar, ciddi anlamda kendi çalışanlarına, müdürlerine sahip bile çıkamamış, fatura bize de çıkabilir kaygısı ile Cumhuriyet Bayramı’nda belediye kapalı olmasına karşın zamanlarını önce otel lobisinde hesap yaparak, gün içinde de yukarıda fazladan mesai yaparak harcadılar.!!!

OPERASYON, BANDIRMA GERÇEĞİNE IŞIK TUTMUYOR!
Sonuç olarak, bu operasyon, bir ihale fesatlığı operasyonun dışında, başından itibaren “boş” bir operasyon olarak kabul edilebilir. O nedenle, bu operasyonun, Kuruoğlu soyadı üzerine kurulu bir operasyon olduğu söylenebilir. Bu aynı zamanda topu topu iki yıllık geçmişe sahip bir şirketin polisiye ve hukuksal zorlama ile “misyon” sahibi kılınmasıdır ki, İŞTE BU, BANDIRMA YA DA BANDIRMA BELEDİYESİ GERÇEĞİ DEĞİLDİR..!
Hatta, tam tersi, belki de gerçeğin tarih olmasına neden olabilecek riski içinde barındırmaktadır.

Peki neden?

MÜTEAHHİT+SİYASETÇİ+
BÜROKRAT ÜÇLEMESİ
Birincisi, genel olarak müteahhit firmalar kamu ihalelerinden uzak dururlar ve kamu ihalesi almaktan imtina ederler.
Çünkü, kamu ihaleleri siyasilerin ve bürokratların kontrol ve insiyatifi altındadır. Dolayısıyla da ister Bakanlıklar nezdinde merkezi iktidarla ilişkili olsın ister yerel ektidarlarla ilişkili olsun, MÜTEAHHİT+ SİYASİ+ BÜROKRAT üçlemesi kamu ihalelerinin gölge altında kalmasına neden olmakta ve ilişkileri ile sürekli kamuoyunda polemik konusu olmaktadır.
Yukarıda ifade ettiğimiz bu üçlü ilişkinin de kendi içersinde sorgulanması gerekmektedir.
Çünkü, müteahhit firmalar normalde kendi ticari işlerini yapmaktadır. Buna göre idari, teknik ve mali anlamda yapılaşmakta, organize olmakta ve ihale ile öne çıkmış işin yükleniciliğine talip olmaktadır.
Burada yüklenici firma açısından esas olan “iş” in alınması, sonrasında ise yüklenici olarak aldığı işi öngörülen zaman dilimi içersinde tamamlayarak, bitirmesidir.
İnşaat sektörü, kar oranının yüksek ve sektör içi rekabetin yoğun olduğu bir alandır. Bir anlamda herkesin gözü bir diğerinin üzerindedir. O nedenle kamu ihaleleri alan ya da almaya çalışan müteahhit firmaların biri adeta diğerinin kurdudur.
Hiçbir müteahhit firmanın ticareti bir siyasal partinin varlığı ile özdeş değildir ve particilik güdülmez. Genelde hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin, siyasetle ilişkilerini ticari faaliyetleri belirler. Onun içindir ki, kamu ihalesi peşinde koşan firmalar, iktidarda hangi parti ya da kim/ kimler var ise, en başta psikolojik olarak o partiye ve kişilere yakın durmaya ve “şirin” gözükmeye çalışır.

HER İHALE ORGANİZE BİR
EYLEMLİLİK İÇERİR..
Ancak, burada atlanmaması gereken en önemli husus, kamu ihalelerinin iktidar açısından da müteahhit firmalar açısından da bir organizasyon ve organize bir dizi eylemlilik içermesidir ve bu kaçınılmaz bir olaydır.
Çünkü, ihaleyi alan da veren de yasalar çerçevesinde organize olmak ve hazırlıklı olmak durumundadır. Yani olayın bu yanını ve özelliklerini bilmeyen bir kişi, hem idarenin hem de ihaleye katılacak her hangi bir firmanın telefon görüşmelerini dinlediğinde, konunun özellikleri itibariyle “organize” bir olayla karşı karşıya olduğu kanaatine varabilir.
Onun için olayın ya da olgunun yasadışı bir organizasyon ve “suç” kapsamına girip girmediği, klasik polisiye takip ya da soruşturmalarla değil, ihtisas yani uzmanlık gerektirir. Bu olmaz ise, ot ile saman birbirine karıştırılır ve olay ve olguların tümü “organize suç faaliyeti” kapsamında değerlendirilebilir.
Bu son operasyonda da da bu yaşanmıştır. Ya da kendi içinde ve ilişkiler bütününde doğal olan bir süreç, farklı amaç ve hedeflerle bilinçli ve kasıtlı olarak, zorlamayla “organize suç” kapsamında değerlendirilmiştir.

SİYASETİN MAFYALAŞ
MASI, İKTİDARLARI DA
MAFYALAŞTIRMIŞTIR..
Türkiye’de hemen hemen tüm irili ufaklı kamu ihaleleri kamuoyunda hep tartışılmış, çeşitli itham ve iddiaların konusu olmuştur.
Bunun nedeni siyasi yapımız, egemen siyasi anlayış, siyaset tarzı ve siyasetçi prototipinde aranmalıdır. Çünkü, kamu ihaleleri, siyasetçi için, ne yazık ki, ekonomik anlamda kendisi ve çevresi için BİR SEBEPLENME ARACI HALİNE GETİRİLMİŞTİR.
Bunun ne yazık ki, partisi yoktur…

İLİŞKİLERİ BELİRLEYEN
ÇIKAR DÜZENİDİR!
Türkiyede bu nokta da, bürokratı yolsuzluk ve suistimal amaçlı harekete geçiren, tetikleyen genellikle siyasi yapı ve siyasetçi olmuştur.Yolsuzluk ve suistimalin mevzuata uygun hale getirilmesinde bürokrat sorumluluk üstlenmiş ve üstlendiği sorumluluk oranında da kamu ihalelerinden SEBEPLENDİRİLMİŞTİR. Zaman zaman da iktidardaki siyasi kişilik, kendi içersinde ne kadar erdemli ve dürüst olursa olsun, alışmış kudurmuştan beterdir örneğinde olduğu gibi, bürokrat, siyasi kişiliği ve yetki sahibini yoldan çıkartmış yada daha farklı yol ve yöntemler izleyerek ÇIKAR DÜZENİNİN takipçisi olmuştur.

MAFYASAL SİYASAL
SİSTEMİN PANZEHİRİ
DEMOKRASİ VE
HUKUKTUR!
Türkiye’de bu gerçekler dikkate alınarak KAMU İHALE YASASI’nda yapılan yeni düzenlemelerle kamu ihaleleri ile firmalar arasındaki ilişki, firmalar ile siyasiler arasındaki ilişki büyük ölçüde tırpanlandı ve kesildi.Çünkü, BU EKONOMİNİN MAFYASALLAŞMASI yanında SİYASETİN DE, İKTİDARLARINDA MAFYASALLAŞMASI anlamına gelmektedir.

MAFYASAL SİYASAL
SİSTEM, ŞERİATI VE
BÖLÜCÜLÜĞÜ DE
BESLİYOR!
Keza, merkezi iktidar iye yerel iktidarların kamu ihaleleri üzerinden yarattığı ve yıllardır işleyen DÜZEN ve ÇIKAR ÇARKI, son yıllarda nitelik değiştirmiş, kamu ihaleleri, ŞERİATÇI ve BÖLÜCÜLERİN EKONOMİK KALKINMA, GÜÇLENME, BESİLENME ARACI HALİNE GETİRİLMİŞTİR.
Örneğin, bölücü terör örgütü, yandaşları aracılığıyla kamu ihalelerinden sebeplenir konuma gelmiş, getirilmiştir. Bu durumda, kamu ihaleleri üzerinde yaşanan çok farklı bir hesaplaşma döneminin kapılarını açmış ve halen bu hesaplaşma devam etmektedir. Bir yönüyle de Devlet, bu hesaplaşmada farklı siyasi müdahaleler nedeniyle de işini yapamaz konuma taşınmış, hatta kullanılır konuma itilmiştir.

HUKUKUN OBJEKTİFLİĞİ Mİ SUBJEKTİF YARGILAR MI!?
Biz yine Bandırma’ya, son operasyona ve sonuçlarına dönelim.
Bandırma’da belediye ihaleleri ile ilgili yolsuzluk ve suistimal iddialarının hukuksal anlamda deşifrasyonu ve zanlılarının yakalanarak adalet önüne çıkartılması çabası hukuksal anlamda önemlidir.
Ancak, ne yazık ki, son oparasyonda, DAĞ FARE DOĞURMUŞ, operasyon kişiselleştirilerek, bir kişi ve Aile yakınları üzerinde odaklanılarak, hukuksal anlamda oya gibi işlenmesi gereken sürecin ÖNÜ TIKANMIŞTIR. Yani bir anlamda itham ve iddialar kapsamında yıllardır yaşanan ve halen yaşanmakta olan sürece OBJEKTİF HUKUKSAL KRİTERLERLE DEĞİL, SUBJEKTİF VE HUKUKDIŞI BİR ANLAYIŞLA YAKLAŞILMIŞTIR.

SONUÇ OLARAK
Şu sorulabilir: Peki, neden ve niçin bu operasyon ve sonuçları üzerinde bu kadar kapsamlı duruyor ve yaşanan olayı analiz etme ihtiyacı duyuyoruz.
Çünkü, konu ihaleler ve ihalelerde yolsuzluk ve suistimaller olduğunda bugüne kadar bu olayları, içerdiği ilişkilerle yazan, yorumlayan, irdeleyen, dikkat çeken ve Savcılığı sorumluluk almaya ve göreve davet eden yazarların başında gelmekteyim.
Bu bir…
İkincisi, yolsuzluk ve suistimaller, SİYASETÇİ- MÜTEAHHİT+ BÜROKRAT çıkar ilişkisi ile gelişen MAFYASALLAŞMIŞ SİYASAL SİSTEM VE EKONOMİK DÜZENLE de ilgili bugüne kadar sayısız makale ve kitap yazmış bir insanım.
Üçüncüsü, Türkiye’nin ve Bandırma’nın gündeminden bu ve benzeri olayların defedilmesinin yolu öncelikle bu olayların kamuoyu önünde ÖZGÜRCE tartışılması ve SORGULANMASINDAN, KAMUOYUNDA BU KONULARDA DEMOKRATİK BİR HASSASİYETİN OLUŞMASINDAN GEÇMEKTEDİR.
Dördüncüsü, bizler sürekli sosyal yaşamımızın bütününde hukukun üstünlüğünün gözetilmesi derken, yargınında bağımsızlığı konusunda bizzat yüksek yargı kurumu temsilcilerinin zaman zaman dile getirdiği kaygıları gayet iyi biliyoruz. Bu alanda en büyük kaygı, farklı güç odaklarının yargı sürecine şu veya bu şekilde müdahale etmesidir. O nedenle, demokratik hukuk devleti söylemi boş bir laf değildir.Burada temel sorun, demokratik hukuk devletinin her yurttaş tarafından gözetilerek, sistemin sağlıklı işleyişinin sağlanmasıdır ki, bunun da teminatı ve güvencesi, temelde MİLLETTİR.

www.sonkursungazetesi.com

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

5 Yorum “Dağ gerçekten fare mi doğurdu!?”

  1. bandırma
    2 Kasım, 2009, 15:02

    sayın engin arıcan birilerini savunmaya kalkışmayın b kadar tepkide vermeyin bu ülkede hak hukuk adalet var eğer bir suçları yoksa bu operasyonla ilgili olarak içeri alınan arkdaşlar dışarı çıkcaktır.burası kimsenin hacı tekkesi değil …. biraz sabırlı olun bakalım…. bak bundan 7 ay önce genel kurmay başkanı da bir kağıt parçası demişti… erken bir açıklama yaptı. bedelini ödedi .. demekki sabılı olmak gerekiyo……… suçsuz olan zaten çıkar… ha tabi decksin ki belki ben chp limiym değilim. ama devletin parasını çarçur edemez. orda herkesin hakkı var ..bu işin akp lisi chp lisi yok biraz sabılrlı olun bakalımmmmmmmmmm bu kadar uçmayın bakalım………

       0 likes

  2. xxxl
    9 Kasım, 2009, 11:52

    kimse haklı haksız aramıyor herkes elindeki güçleri konuşturuyor.bu iktidarın hangi olayı hak adalete uygun yaptıki.bakın unutmuş bulunuyorsunuz veya dünya görüşünüz çok dar ve sığ.van üniversitesi rektörü ve yardımcısı tarihi eser kaçakçısı olarak sorgusuz sualsiz kaçma gibi bir tehlikesi yokken suç olarak 6 ay içeride yattı yardımcı onuruna yediremeyip intihar etmişti,kasası denilen adamın cenazesini götürmeye arabasını bile verememişti,her nedense kendilerine ait davaların üzerine gitmek şöyle dursun o yöne bakmıyorlar dahi.sen içeride yat suçun yoksa çıkarsın mantığı hangi akla sığar.adama göre suç üretmek şimdiye kadar görülmüş bir olay değildi.herkes suçu ispat edilene kadar suçsuzdur.

       0 likes

  3. BANDIRMA
    17 Kasım, 2009, 19:10

    Bu yazıyı şu anda farkettim. Yukarıdaki bandırma nikli şahıs, bence asıl sen telaşlısın gibi geldi bana. Neyse konumuz bu değilde, niyeti belli…
    Sayın Arıcan yazınıza bütünüyle katılıyorum. Böyle bir olay gerçekleştiyse, belediyenin mühendisleride tutukluysa, nerede bunların başkanları? Yani Sedat Pekel!!! Hepimiz biliriz ki en son başkan imzalar tüm evrakları… Yani mühendislerin tek başına karar verme yetkisi yoktur. Yada eski döneme aitse belediye başkanı yine nerede ?? Yani Recep Eraydın… Bir defa Sayın Arıcan iddianame hazırlandığı zaman dosyanın içinde suç duyurusunda bulunanların kimler olduğu görülecektir. Bu da çok önemlidir. Amaçlar ve niyetler ortaya çıkacaktır. Bu memlekette sadece 1,5 yıldırmı bazı şeyler oluyor. Kendimizi bildik bileli KÜTAHYALI firma olan BAŞTAŞ bu memlekette iş yapar. ARAŞTIRILSIN BAKALIM…. Yine ORTEM vardır. IMT MÜHENDİSLİK yıllardır bu memleketin alt yapı işlerini yapar. Hele birde HALİL ÜNLÜ dönemine gidelim PASİNER… Hani bunlar bu olayın neresindeler yada neden yoklar? Çetin Mirap neden sadece ifade vermeye DAVET edildi? NİYETLERDE PROBLEM Mİ VAR ACABA?

       0 likes

  4. nuri
    17 Kasım, 2009, 21:03

    belediyelere iş yapmakta suç oldu yarın bigün belediyelere iş yapan olmayacak.

       0 likes

  5. Mert
    17 Aralık, 2009, 13:40

    Sayın Engin Arıcanı Tebrik ediyorum!Kesinlikle bu operasyon bir düzmecedir.Kimse kusura bakmasında bu olayın arkasında eski erdek belediye başkanı hüseyin sarının olduğunu sokaktaki 5 yasındakı çocuk dahi biliyor.Eğer ortada bir suç varsa belediye başkanları neden şuan ceza evinde değiller?İhalelerde bahsedildiği gibi yolsuzluk varsa dönemin belediye başkanları imza atarken gözleri nereye bakıyordu?kısacası böyle saçmalık olmaz.Ben şunada karsıyım içeridekilerin suçu kesinleşmemiş ama hapis hayatı yaşıyorlar!Kardeşim tutuksuz yargılarsın ve yurt dışına çıkma yasagı koyarsın öyle yargılarsın!Hep beraber görücez içerdekiler suçsuz bulunacak ve boşu boşuna içerde yattıklarıyla kalacaklar.

       0 likes

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.