Uzayın Anahtarı Bandırma’da – Bor (Analiz Dergisi arşivinden)

Ruslar’ın Sputnik isimli uzay aracında Türk bor mineralleri yakıt katkı maddesi olarak kullanılıp fırlatılırken, 1986’da Amerika’yı mateme boğan Challenger faciasında parçalanan uzay gemisinde tek sağlam yerin Türk bor’u ile yapılmış pilot kabini olması kuşkusuz tesadüf değildi.. Bor, uzay araştırmaları ve uçuşları içinde vazgeçilmezliğini hala korurken, biz Bandırma’daki tesislerde işlenen bor’dan vazgeçmenin neden ve niçin arayışları içine giriyoruz? İşte, bu nokta da bir başka yaklaşımla uzayın anahtarı Bandırma’da !..

İşte BOR gerçeği..

Osmanlı döneminde İngilizlere peşkeş çekilen bor madeni ‘mermer tozu’ ve ‘kireç taşı’ diye yurt dışına kaçırıldı..

İngilizler yurdu terk ederken, bor rezervlerini 40 bin ton olarak gösterirlerken, Türkiye’nin dünya bor rezervinin %65’ine sahip olduğu gerçeği yıllar sonra anlaşıldı..

Özel sektör ile birlikte ETİBANK’ın işlettiği bor yataklarının tamamının 1978 yılında çıkartılan 2172 ve daha sonra yürürlüğe giren 2840 sayılı yasalar ile kamulaştırılması uluslararası tekellerle yerli işbirlikçilerini rahatsız etti..

Hükümetin izlediği ‘özelleştirme politikası ‘kapsamında IMF’ye sunulan ‘iyiniyet’mektubunda satışına yer verilen bor madenlerinin elden çıkartılması ulusal ekonomimize büyük bir darbe vuracağı gibi,Türkiye uluslararası bor piyasasındaki gücünü kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya..

Cumhuriyet Gazetesi

Tarih : 19 Mart 1975

“Tonu 100 Dolar Olan Bor Madeni 1978’e Kadar Bir Paravan Şirkete 35 Dolardan Kapatıldı”

ANKARA(Cumhuriyet Bürosu)- Etibank tarafından işletilen bor madenlerinin Avrupa piyasalarındaki satışı,uluslararası bor tröstünün İsviçre’deki bir paravan şirketi tarafından 1978 yılına kadar tonu 35 dolara kapatmıştır.Etibank’la paravan şirket arasında imzalanan bir sözleşmeye göre Etibank 1978 yılına kadar bu şirkete 240 bin ton bor madeni verecektir. Yetkili bir kaynak, Avrupa serbest piyasasında 100 dolara kadar müşteri bulan bor madenlerinin bu paravan şirkete 35 dolardan verilmesiyle Etibank yılda 1 milyar liraya yakın zarar edecektir.

Ülkemizdeki bor yataklarının önemli bir bölümünün Etibank’ın elinde bulunmasını dikkate alan uluslararası Rio Tinto Zink adındaki tröst,İsviçre’de “Boraks S.A.”adlı bir paravan firma kurarak bu firmanın Etibank’la bir anlaşma yapmasını sağlamıştır.Bu anlaşmaya göre, Etibank, 1978 yılına kadar üretimin tamamına yakın bir bölümünü,bir bor madeni olan 240 bin ton kolomanit’i tonu 35 dolardan bu şirkete verecektir.12 Ekim 1973 tarihli bu anlaşmaya göre Etibank Satış Ajansı,bu firma dışında Avrupa’da kimseye satış yapamayacaktır. Nitekim, Avrupa’dan bir çok firma Etibank’a başvurarak daha yüksek fiyatlarla bor madeni alabileceklerini bildirmişlerse de,bunların Boraks S.A.’ya başvurmaları istenmiş ve kendilerine olumsuz cevap verilmiştir.

Yetkililerden alınan bilgiye göre,Etibank’ın bu paravan firmaya verdiği bir bor madeni olan kolomanit dünya piyasalarında 100 dolara kadar müşteri bulabilmektedir ve talep diğer ihracat mallarımıza kıyasla çok fazladır.

Aynı kaynakların verdikleri bilgilere göre,dünya bor rezervinin yüzde yetmişine sahip memleketimizdeki bor yataklarının önemli bir kısmı halen aynı tröstün Türkiye’de kurdurduğu çok sayıdaki paravan firmanın elinde bulunmaktadır. Rezervin önemli bölümü Etibank’ın elinde bulunmasına karşın,bu paravan firmalar toplam üretimin yüzde 60’ına yakınını yapabilmekte ve Avrupa serbest piyasasında bulunan Etibank’tan yüzde 10-30 fazla fiyatla satmaktadırlar.

İlgililer,Etibank’ın İsviçre’deki tröst paravan şirketi ile yaptığı anlaşma ile yılda bor satışından 1 milyar lira zarar ettiğini,yeni bir pazarlama politikası uygulanması halinde bu 1 milyar liranın Türkiye’ye döviz kazandırabileceğini söylemişlerdir.

Öte yandan,bu durumun Ticaret Bakanlığı’nın da dikkatini çektiği ve Etibank’ın daha önce yapmış olduğu anlaşmalardaki fiyatları tescil etmemek için çıkar yol aradığı öğrenilmiştir”
37 yıl sonra aynı oyun yine sahnede..

Tarih tekerrürden ibaret mi?

Devlet,onlarca yıldır bor üzerinde uluslararası tröstlerin oynadıkları oyunu ve Türkiye’yi nasıl bir ekonomik açmaz içersine alarak elindeki serveti yağmaladıklarını gördü.

Gördüğü içindir ki, 1978 yılında 2172 ve daha sonra 1983 yılında yürürlüğe giren 2840 sayılı yasa ile bor madenlerini kamulaştırıldı ve Etibank eliyle aranıp, işletilebileceği karara bağlandı.

Gazeteci-yazar Tuncay Özkan,bor’un devletleştirilmesi ile ulusal varlığına sahip çıkan Türkiye’nin büyük bir ekonomik girdiye ve bor alanında uluslararası pazar gücüne nasıl kavuştuğunu 12 Ekim 2000 tarihli Radikal’de şöyle ortaya koyuyor:

“Bor madenlerinin tek elden üretilip pazarlanmaya başlanmasıyla,20 yılda Eti Holding,ABD’li US Boraks firması ile birliktedünya bor pazarının iki önemli gücünden birisi oldu.Yapılan yatırımlarla ham ürün yerine rafine ürün üretim ve ihracatına öncelik verilmeye başlanması ve pazarlama ağının genişlemesi sonucunda,1980’li yılların başlarında 100 dolar olan ortalama satış fiyatları 250 dolara,toplam ihracak geliri 70 milyon dolardan 250 milyon dolara çıktı.Bu durum bir çok kişi ve kuruluşun iştahının kabarmasına, pastadan pay kapmak için siyaset ve bürokrasi dünyası ile işbirliği arayışlarına yol açtı..”

Bu arayışlar siyaset ve bürokrasi dünyası içinde yanıt bulmakta da gecikmedi..

12 Ekim 1973 yılında Etibank ile 1978 yılına kadar bor’un 35 dolardan alımı yönünde akit yapan Boraks S.A isimli paravan firmanın benzerleri 1999 yılında aynı yöntemle bor’un üretimi ve pazarlanmasını ele geçirmek amacıyla devreye girdi..

Kamuran Çörtük’un Bayındır Holding’i ile Turgay Ciner’in Park Holding’inin kurdukları İtalya bağlantılı olduğu iddia edilen SERENA isimli paravan şirket,Eti Holding’e başvurarak,fiberglas üretimi için hammadde olarak kullanmak üzere yılda 150-200 bin ton kolemanite talebiyle uzun süreli bir anlaşma yapılmasını talep etti.

Eti Holding’in o zaman ki,Genel Müdürü Ziya Gözler,Eti Pazarlama Genel Müdürü Arif Şimşek ile Serena adına Ciner’in ortağı Erhan Aygün 11 Eylül 1999 tarihinde bir çerçeve anlaşması imzaladı.

Ancak,talep edildiği gibi fiberglas üretiminde kullanılacak kolemanit talebinin 5 bin ton civarında olması gerekirken 150-200 bin ton olması,amacın,2840 sayılı yasaya aykırı olarak kolemanitenin pazarlanmasına dönük olduğunu kamuoyunun gündemine getirdi ve talep,Eti Holding A.Ş. Yönetim Kurulu’nda kabul edilmeyerek,çerçeve anlaşması onaylanmadı.

‘Çerçeve anlaşması’nın Eti Holding Yönetim Kurulu’nda kabul edilmemesi konunun kapanması anlamına gelmediği gibi girişimlerin sonu anlamına da gelmiyordu..
Hukuku ‘cinlik’ için kullanmak istediler..

Bor’dan borsaya uzanan yol..

2000 yılı içinde yine Turgay Ciner’in İstanbul Menkul Kıymetler Borsası(İMKB)’nda işlem gören Ceyhan Tekstil A.Ş.(Ceytaş) şirketi,farklı bir işlemle ilgili Ağustos 2000’de Erhan Aygün imzasıyla Eti Pazarlama’ya talepte bulundu.

300 bin tonluk öğütme tesisi kurarak,yıllık 200 bin ton olmak üzere 15 yıl süreli kolemanit satın almak istediğini belirten Ceytaş’ın ilk girişimi başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra,Ceytaş,Danıştay ‘a başvurdu..

Gazeteci-Yazar Tuncay Özkan,oynanan oyunu çok güzel özetliyor:

“Holding’in bir başvurusu üzerine Danıştay 1.Dairesi’nin 2000/67 karar no’lu iştişari görüşünü talebinin yasallığına dayanak olarak gösterdi.2840 sayılı yasadaki ‘işletme’ifadesinin pazarlama faaliyetlerini de kapsayıp kapsamadığına açıklık getirmek üzere istenen Danıştay görüşünde,işletme kavramının pazarlama faaliyetlerini kapsadığı belirtildi. Buraya kadar sorun yok.Ama Danıştay görüşünün sonunda bir cinlik var.Sanki Ciner’e devlet tekelini delebilmesi için izin verilmiş gibi bir anlam çıkartılıyor. Sıkıntı olunca bürokratlar bu ateş topunu birbirlerine atarak kurtulmaya çalışıyor.Ciner ısrarlı..”

Eti Pazarlama önce talebi Eti Holding’e Eti Holding Eti Pazarlama’ya ‘pas’ediyor ve Eti Pazarlama Genel Müdürü Ümit Üncü,Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Hayati Öncüer ile Ceytaş adına Aygün,12 Eylül 2000 tarihinde 15 yıl süre ile Ceytaş’a yılda 200 bin ton kolimanit verilmesi için çerçeve anlaşmasını imzalıyor.

Ancak aynı şekilde 22 Eylül 2000 tarihinde çerçeve anlaşması Eti Peazarlama Yönetim Kurulu’na geldiğinde,red ediliyor.

Oyunun borsa ile ilgili ayağı ise evlere şenlik..

Gazeteci -Yazar Tuncay Özkan,yazıyor:” Halka açık bir şirket olanve hisseleri İMKB’de işlem gören Ceytaş7ın 15 Ağustos’ta yapılan ve Turgay Ciner ile Erhan Aygün’ün yönetim kurulu üyeliklerine seçildikleri genel kurulunda şirketin Ceyhan Tekstil Sanayii A.Ş: olan adı, Ceyhan Madencilik Tekstil Sanayii A.Ş. olarak değiştirilmiş. Bunun ardından da Eti Pazarlama ile imzalanan çerçeve anlaşması,bor madenciliğinin cazibesi ile borsada olağanüstü ilgi görmüş.İMKB’de düşüş rekorlarının kırıldığı sırada Ceytaş hisseleri sürekli tavan yaparak 10 kat değer kazanmış.29 mayıs’ta 2000 lira olan kağıt,Ağustos ortasında 7 bin lira,Ağustos sonunda 15 bin lira,8 Eylül de ise 22 bin 250 lira olmuş.Yaaa..İş bilenin, kılıç kuşananın.”

Kapıdan giremeyen bacadan girer..

Eti Bor Genel Müdürlüğü Ankara’ya taşınmak isteniyor..

Bakanlar Kurulu 233 sayılı KHK’nin 3 ve 12.maddelerine göre 26 Ocak 1998 tarihinde 98/10552 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Etibank Genel Müdürlüğü’nün bankacılık kısmının özelleştirilmesi nedeniyle ünvan değişikliğine giderek Eti Holding A.Ş.adıyla yedi genel müdürlüğün ortaklığıyla yeniden yapılandırıldı.

Eti Holding A.Ş. bünyesinde ortak olarak yapılanan Eti Bor Genel Müdürlüğü A.Ş.’nin yapılanması ve kurumlaşması sürecinde ANAP eski milletvekili Dr.Hüsnü Sıvalıoğlu’nun girişimleri ve Eti Holding A.Ş.den sorumlu Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen’in olumlu yaklaşımı ile Genel Müdürlük Bandırma’da kuruldu.

Yücelen,bu karar ile ilgili yaptığı açıklamada,”Bizim amacımız Genel Müdürlüğü Ankara nezdinde oluşturmaktı. Fakat Hüsnü Sıvalıoğlu arkadaşım benimle sık sık temasa geçerek bu genel müdürlüğün, gerek limanı gerekse ulaşım yönünden büyük imkanlara sahip olan Bandırma’da kurulmasını rica etti.Uzun iştişareler neticesinde Bandırma Limanı potansiyalini gözönüne alarak genel müdürlüğümüzü burada kurmaya karar verdik”diyordu..

Ancak,kuruluşundan kısa bir süre sonra Eti Bor Genel Müdürlüğü’nün Ankara’ya taşınması gündeme geldi.

Her ne kadar buna gerekçe olarak,56.hükümet döneminde gerçekleştirilen kuruluş işlemlerinin 2840 sayılı kanunun 2.maddesi ile Türk ticaret Kanunu’nun 277.maddesine,Başbakanlık Denetleme Kurulu ve Danıştay tarafından verilen görüşlere aykırılık teşkil ettiği ve bu amaçla,Eti Holding ve ortakları konumundaki Genel Müdürlüklerin yeniden yapılanacağı belirtilmesine karşın,gerçekte bu hukuksal gerekçelerin Genel Müdürlüğün Ankara’ya taşınmasında bahane olarak kullanıldığı kısa zamanda su yüzüne çıkıyordu..

Konu ile ilgili DYP milletvekili İlyas Yılmazyıldız, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel’in yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanlığı’na verdiği yazılı soru önergesinin 3.maddesinde,” 1 Nisan-31 Aralık tarihleri arasında 171 milyon dolarlık ihracatı gerçekleştiren ve 1998 yılında 37.1 trilyon liralık kara geçen Eti Bor A.Ş.Genel Müdürlüğü’nün kapatılmak istenmesinin altındaki gerçekler,ülke ekonomisine önemli hizmetler veren böylesi güçlü bir kuruluşu yıpratarak zayıf göstermek amacıyla özelleştirme pastasından pay kapmak isteyen sermaye guruplarının bir oyunu olabilir mi?” diyerek konu ile ilgili yoğunlaşan kaygıları dile getiriyordu.

Gerçek olan da bu idi.Genel Müdürlüğü merkeze çekerek,hareket alanlarını genişletmek arzusunda olanlar,aynı zamanda,özelleştirme karşısında tepki düzeyinde ciddi bir hareket alanı sağlanabilecek Bandırma ve bölgesini dumura uğratma amacını taşıyorlardı..

Bunun en somut örneği ise,Bandırma’ya kurulması öngörülen ve projelendirilerek, yatırım programına alınan Sülfürik Asit Tesisleri’nin ihalesinin fiilen engellenmesi idi.

Farklı çıkar çevrelerinin farklı kaygılar ve menfaat arayışlarıyla engellenen tesis yatırımı ancak 2000 yılının son günlerinde ihale edilebildi..
Kaçan balık büyük olur kaçamayan ızgara..

Eti Holding’ten sorumlu Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel,22 Aralık 2000 tarihinde yaptığı basın açıklamasında,’özelleştirme’konusunda açık ve somut konuşuyor:

“Etibank’ın yeniden yapılandırılma operasyonunun en önemli amaçlarından birisi de özelleştirmenin altyapısının oluşturulmasıdır.Bu kapsamda;Bağlı ortaklıklarımızdan Eti Bakır A.Ş.,Eti Krom A.Ş.,Eti Elektrometalurji A.Ş. ve Eti Gümüş A.Ş. özelleştirme kapsam ve programına alınmalarına yönelik Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararlarına istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bağlanmışlardır.1999 yılında toplam 8.2 trilyon(20 milyon ABD$)zarar eden bu kuruluşların özelleştirilmesinden sonra yeniden kaynak üreten bir yapıya kavuşmaları beklenmektedir.

Ayrıca 300 milyon ABD$ tutarındaki trona projesi de Eti Holding A.Ş.nin %26 ve özel sektörün de %74 pay aldığı bir şirketleşme modeli ile işlerlik kazanmıştır.Eti Holding A.Ş.’nin sermaye payını düşürerek yatırım riskini paylaştığı,

-Çayeli Bakır İşletmeli A.Ş.(Eti Holding payi; %45)

-Eti Soda A.Ş. ( “ “ “ ; %26)

-Eti Zeolit A.Ş. ( “ “ “ ; %85)

-Hidrojen Peroksit A.Ş. ( “ “ “ ; %28,2) gibi ortak girişim modelleri de bir çeşit özelleştirme uygulaması niteliğindedir.”

Bakan Gürel, basın açıklamasında,özelleştirmenin maden sektörü için kaçınılmazlığına vurgu yaparak,Bakanlığının da bunun zeminini hazırlamak yönünde üzerine düşeceğini açıklarken,konuşmasının hemen hiçbir yerinde ‘bor’un özelleştirilmesine karşı oldukları yönünde bir vurgu yapmaması dikkat çekiyordu.

Ötesi var.

Petrol İş Sendikası yöneticilerinin ‘bor’un özelleştirmesine karşı olduğu gerekçesiyle teşekkür ettikleri Bakan Şükrü Sina Güler,bor’un özelleştirilmesinde izleyecekleri politikanın da ipuçlarını veriyordu.

“Ruhsatlar,fiyatları belirleme ve pazar politikaları Eti Holding’te kalmak şartıyla özel sektörle işbirliği (Yatırım Ortaklığı) yapılması olanağının araştırılması.

“Borlarda 1.200 bin ton rafine ürün kapasitesine ulaşılmasını teminen 250 milyon ABD$’lık yatırım öngörülmektedir.Ayrıca bor uç ve ileri bor uç ürünlerine yatırım yapılması ve bu konuda özel sektörle işbirliği yapılması..”

Bakanın bu açıklamaları ile birlikte ise Eti Holding’e ‘ortak yatırım’a talipli başta Ceytaş olmak üzere bir çok uluslararası bağlantılı paravan şirket başvuruyor, yıllardır bor üzerinde oynanan oyun,bir başka biçimde sahneye konuyordu..
Bakan’a rağmen özelleştirme mi?

‘İyi niyet’mektubunun ardına sığınan hükümet ile Bakan, üç maymunu mu oynuyor..?

Görmedim!..Duymadım!…Söylemedim!..

2000 yılının son günleri..Bakanlar Kurulu,Başbakan Ecevit’in başkanlığında toplanıyor..Bor’un özelleştirme kapsamına alınacağı toplantı sonrası çok farklı şekilde basına sızdırılıyor..

Bakanlar Kurulu toplantısına katılan Eti Holding’ten sorumlu ve sözde bor’un özelleştirilmesine karşı olan Devlet Bakanı Şükrü Sina Güler’in bilgisi bile olmadan ‘Marslı’lar’ tarafından bor’un özelleştirilmesi Bakanlar Kurulu’nun gündemine alınıp,görüşülüyor.

Bakan,bu duruma sözde tepki gösteriyor ve bor’un özelleştirilmesi IMF’ye sunulacak ‘iyiniyet mektubu’ndan çıkartılıyor..

İlginç olan,basına sızdırılan bu tür haberleri Bakanlar kurulu toplantısı sonrası Bakan Gürel,bir kez olsun teyid edip,Bakanlığının bilgisi ve iradesi dışında kim ya da kimlerin bor’un özelleştirilmesini gündeme getirdiğini söylemiyor..

Ancak,garip bir şekilde,Bakan Gürel’in bunu söyleyemediği havası verilmeye çalışılıyor..

Aradan bir hafta geçiyor..

Bakanlar Kurulu yine toplantıda ve bor’un özelleştirme kapsamına alınıp alınmayacağı değil,doğrudan bor’un IMF’ye sunulacak ‘iyi niyet mektubu’içinde özeleştirmeye alınan kamu kurum ve kuruluşları arasında yer alması ele alınıyor..

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası,bir kaç gün,bor’un ‘mektup’içinde olup-olmadığı tartışılırken, beraberinde, bor’un ‘mektup’ içinde yer aldığı anlaşılıyor..

Bir farkla..

Hükümetten hiç kimse, bor’un özelleştirilmesi konusunda kamuoyuna satır açıklama yapmıyor.Muğlak ifadelerle konu geçiştirilirken, Bakan Gürel,22 Aralık 2000 günü,bir basın açıklaması ile bor’un özelleştirilmesi konusunda tek sözcükle olsun somut bir düşünce belirtmeden gerçekte gayet açık bir biçimde bor’un özelleştirilmesinin nasıl Bakanlık ve hükümet politikası olduğunu ortaya koyuyor.

Hükümet ve Bakanlık,sanki bor’un özelleştirme kapsamına alınması ‘kendi icraatları’ değilmiş ve IMF’nin talebiymişçesine ‘ateş topunu’ Cottarelli’nin kucağına atıveriyor..

Türkiye’de ‘ateş topu’ bor,Cottarelli’nin kucağına bir ‘hayat öpücüğü’olarak düşüyor..

Ankara’da DSP’li hükümetin ve Bakanın icraatı ‘bayram’telaşı’ ve ‘yeni yılın’hay huyu içinde gerçekleştirilirken,Eti Bor Genel Müdürlüğü A.Ş.’nin bulunduğu Bandırma’da DSP’li Belediye Başkanı Dr.Halil Ünlü,bor’un özelleştirilmesi kararı ile Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ihanet edildiğini ve buna rıza göstermeyeceklerini açıklıyor..
Arapların petrolü var ise bizimde bor’umuz var!..

Türkiye bor cenneti ama Türkler ‘akıl’ fukarası mı?

Grolıer Internatıonal Amerıcana Encyclopiedia’da bor,kimyasal bir element olarak tanımlanıyor.’Simgesi B,atom sayısı 5,atom ağırlığı 10,811 olan bor,metal olmayan tek element.Kimyasal özellikleri bakımından karbona benzer.İlk olarak 1808’de Sir Humphry Davis, Joseph Gay-Lussac ve Louis Thenard tarafından aynı anda bulunmuş.Kahverengimsi siyah renkli tos görünümünde. Elmastan sonra metaller arasında elektropozitifliği en yüksek olanı.Elektrik iletkenliği sıcaklıkla birlikte arttığından germanyum ve slikonla birleştirilerek,elektrik iletkenliğini artırıyor.Çeliğe az miktarda katılması da çeliğin sertliğini artırır.Sıcakta bütün elementlerle birleşerek,metallerin büyük bölümüyle borürleri oluşturur.Doğada çoğunlukla borat biçiminde bulunur.Başlıca bileşiği,Ortaçağ’dan bu yana seramik sırlanmasında kullanılan borakstır.Boraks mercek yapımında,borosilikat camı yapımında, kumaşların ve tahtaların ateşe dayanıklı kılınmasında, fotoğraf banyolarında,vb.,kullanılır.Bor bitkilerin kalsiyum çevriminde önemli olduğundan,bor bakımından yoksul topraklara borik asit biçiminde katılır.Türkiye,dünyada bilinen bor yataklarının %70’ini içerir ve başlıca üretici ülkeler arasında yer alır.”

Petrol İş Sendikası Bandırma Şubesi İdari Sekreteri Kadri Civan,madenlerin yeryüzünde eşit dağıtılmamış ve belli bölgelerde bulunan kıt kaynaklar olduğuna dikkat çekerek,madenlerin kendisini yenileyebilen kaynaklar olmadığını vurguluyor.

Ülkemizde bor madenciliğinin başlangıcı 1861 yılına uzanmakta.Balıkesir Sultançayırı’nda çıkartılan bor Cumhuriyet Dönemi’nde 1930’lu yıllara kadar yabancı firmalar ve özellikle de 70’li yıllara kadar bor cevheri üretim ve ihracatı büyük oranda İngiliz Borax Consolidated Şirketi’nin kontrolünde kaldı.

Ancak,1978 yılında Ecevit azınlık hükümeti döneminde çıkartılan 2172 sayılı kanun ile 1983 yılında askeri yönetim hükümetinin çıkarttığı 2840 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle bor madenlerinin devletleştirilerek işletilmesi görevi Etibank’a verildi.

Dünya,toplam bor rezervinin yaklaşık %63’ü ülkemizde,%10.3’ü ABD’de,%13.7’si Rusya’da ve diğer rezervler ise Çin,Şili,Bolivya,Peru,Arjantin, Sırbistan ve İran’da bulunmakta.

Dünya bor üretimi,B2O3 bazında 1,5 milyon ton olup,bu üretimin %37’si US Borax(ABD),%31’i Eti Holding A.Ş.(Türkiye)tarafından gerçekleştirilmekte.

Dünya bor ticaretinde referans olarak alınabilecek fiyatların belirlendiği herhangi bir borsa mevcut olmadığı için,dünya bor fiyatları piyasa denge fiyatları olup,fiyatları serbest piyasa yerine Eti Holding A.Ş. ile US Borax firmaları belirlemekte.

Eti Holding A.Ş.’nin yılda 700 bin ton ham bor ürünleri,350 bin ton rafine bor ürünleri satışına karşılık dünya bor pazarındaki rakibi US Borax firması ise 1,3 milyon ton rafine bor ürünleri satışı gerçekleştirmekte. Diğer bir ifade ile,1,230milyon ABD$ tutarındaki dünya bor piyasasında Eti Holding A.Ş.220-230 milyon $,US Borax ise 800 milyon ABD $’lık paya sahip.

Başta, ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin hem de uluslararası dev tröstlerin,bor’un kaymağını Türkiye’ye yedirmesi ve uluslararası piyasada fiyat belirleyen konumda bulunmasını istemeyecekleri; bunlarında ötesinde tipik bir 3.dünya ülkesi gibi yıllarca ham bor ihraç eden Türkiye’nin ham bor ihraç etmek yerine rafine uç ve ileri uç ürünler yatırımlarına yönelmesini ‘globalleşen dünya’nın ‘yeni dünya düzeni’nde kim kabullenebilir?

Hiç kimse!..Kabullenemedikleri içindir ki,bor’un özelleştirilmesi veya özelleştirme kisvesi altında bor kaynaklarının dolaylı veya dolaysız uluslararası tröstlerin kontrolüne sokulması gündeme getirilip, Türkiye’ye bu hükümet eliyle ve IMF reçeteleriyle dayatıldı.

Nasrettin Hoca’nın eşeği misali..

Osmanlı döneminden başlayarak Cumhuriyet Dönemi yıllarına kadar elindeki maden kaynaklarının ‘değerini’anlayamayan ve yaklaşık 140-150 yıl İngiliz Borax Corsolidated Ltd.Şti.nin bor kaynaklarını dilediğini gibi kullanmasına izin veren Türkiye,1978 ve sonrasında bor’un önemini ve değerini anladı..

TMMOB Maden Mühendisleri Odası,bor konusunda , 1978 yılı öncesi ve sonrası oluşan tabloyu kamuoyuna açıkladı:

* 1978’in başında; 660 milyon ton olan rezerv (Etibank :652 milyon ton,özel;8 milyon ton)MTA ve Etibank’ın yıllarca özverili çalışmaları sonucunda bugün 2,5 milyar ton mertebesine yükselmiştir.(Kaynak aktarıldığı taktirde yeni yapılacak aramalarla bu miktar daha da artabilir.)

* 1963 yılında yapılan toplam bor ihracatı (özel+ kamu) 100.000 tonun altında ve 2,9 milyon USD gelir elde edilmişken,bugün 1,2 milyon ton üretimle 250 milyon USD civarında gelir elde edilmektedir.

* 1978 öncesi özel firmaların kıyasıya rekabet etmeleri nedeniyle ve fiyat kırmaları ile 40-50 USD/ton olan birim fiyatı bugün, 250-300USD/ton ham bor, 500USD/ton rafine bor düzeyindedir.

* Yine devletleştirme öncesi %10 olan dünya bor pazarı payımız bugün %25-30 seviyesine yükselmiştir.(Bugün için yetersiz olsa da)

* Özel sektör,basit kil yıkama tesisleri dışında tesis yapımına yönelmemişken Etibank;Kırka,Emet,Bigadiç,Kestelek ve Bandırma’da milyonlarca USD’lık yatırımlar gerçekleştirerek binlerce kişiye istihdam olanağı yaratmıştır.

Ötesi de var..

Eti Bor A.Ş. Genel Müdürü Mehmet Kaya,dünyada ender bulunması yanında ancak belli ülkelerde bulunması ve sanayiinin pek çok alanında 250’ye yakın ürünün bünyesinde çeşitli miktarlarda bulunması nedeniyle özel öneme haiz stratejik bir cevher dediği bor’un bulunması,işletilmesi,işlenmesi ve pazarlanmasından sorumlu Eti Bor A.Ş.nin 1999 yılında 253 milyon $’lık ihracatı ile İstanbul Sanayi Odası’nın geleneksel olarak düzenlediği türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında 112 trilyon TL.lik satış hasılatı ile 29 sırada yer aldığına dikkat çekiyor.

1999 yılında 58 trilyon TL.lik net karı ve bundan da 22 trilyon TL.lik kurumlar vergisi ödeyerek Türkiye genelinde 6.,kamu kurumları arasında da 4.sırada yer aldığını belirtiyor.

2000-2001 yatarım programında bulunan yatırımlar ise uluslararası tröstlerin ve bir çok ülkenin,keyfini kaçıracak kadar büyük..

Bor Türevleri Tesisi:Kırka’da üretilen boraks pentahidrat ürününe olan yurtdışı talepteki artış çerçevesinde mevcut 320.000 ton/yıl kapasiteye ek olarak 160.000 ton/yıl kapasiteli ek tesis yapımı..

Yeni Borik Asit Tesisi:Yeni borik asit tesisinin, hammaddesi olan kolemanit madenciliğinin yapıldığı Kütahya/Emet’de 100.000ton/yıl kapasiteli Yeni Borik Asit Tesisi yapımı..

Tek Kademede Penta Üretimi:Kırka Bor İşletmesi’nde üretilen boraks pentahidratın üretim verimini arttırmak,maliyetini ve çevre sorunlarını azaltmak için tüvenan tinkalden direkt boraks pentahidrat üretimi.

Sülfürik Asit Tesisi:Bandırma’da mevcut fabrikanın yanına kurulacak olan 240.000 ton/yıl kapasiteli Yeni Sülfürik Asit Tesisi..

‘Gel paylaşalım’, ‘Yağmaya’ dönüşmeden önce..

Türkiye’nin ulasal maden politikası Cumhiriyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal’in ekonomik ve siyasal sürece müdahalesiyle başladı..ETİBANK,bu amaçla ve işlevle kuruldu..Ancak,ne yazık ki,yıllar içinde ‘ulusal maden politikası’ ‘kuş’a çevrildi.Madenciliğin,GSMH içindeki payı,24 Ocak 1980 kararları sonrasında düşürüle düşürüle %1,5’un altına indirildi.

Kendi altın’ını,gümüşünü,bakırını,taş kömürünü,alüminyumunu,vb.,tüm değerli madenlerini özelleştirme adı altında uluslararası finans ve sanayii çevreleriyle bağlantılı paravan şirketlere bırakan Devlet,uluslararası piyasada petrol değerindeki bor’unu bile gözden çıkartma noktasına geldi..

Ancak,yıllardır ETİBANK nezdinde,bürokrasinin ve siyasilerin arpalığı olarak da kullanılan,herşeye rağmen 99 yılı rakamlarıyla 520 milyon $ satış yapmış Eti Holding’in bir kalemde elden çıkartılabilmesi mümkün görünmüyor.

Onun içindir ki,devlet,elindeki ‘değeri’ özelleştirme adı altında uluslararası sermayenin ülkemizdeki paravan şirketleri ile ‘paylaşmayı’gözetiyor..

Kademe kademe bor’un paylaşımı yaşama geçirilirken, hükümet ortağı DSP,MHP ve ANAP,gelecekte siyasal anlamda her birisini vesayet altına sokacak,stratejik bir kararın sorumluluğunu doğrudan üstlenmek yerine ‘topu’ IMF’ye atıyor..

Bakanlığında Eti Holding’i büyük ölçüde özelleştirme sürecine ve yoluna sokan Şükrü Sina Gürel,’paylaşma’nın ve beraberinde kendisini dayatacak ‘yağmanın’ siyasal ve ekonomik alt yapısını oluştururken,bor’un özelleştirilmesine karşı olduğu yönünde ‘mahçup Bakan’ı oynuyor.1978’de 2172 sayılı yasa ile bor’un devletleştirilmesini sağlayan Ecevit,Başbakan olarak bu kez,bor’un ‘paylaşılması’ ve ‘yağmalanması’nın önünü açıyor..
ANALİZ soruyor:
2172 ve 2840 sayılı yasaların varlığına rağmen Park Holding, yaklaşık 9 aydır bor yataklarında.
ANALİZ, bor madeninin özelleştirilmesi kamuoyunda tartışılırken, mevcut yasalara rağmen yaklaşık 9 aydır bor yataklarında sondaj ve rezerv tesbit çalışmaları yapılmasını kamuoyunun gündemine getiriyor ve soruyor: 2172 ve 2840 sayılı yasaların varlığına rağmen Park Holding,bor yataklarında ne arıyor?
3213 sayılı yasaya göre maden arama ruhsatı aldığı iddia edilen Park Holding, Eti Holding`in terkettiği Bor yataklarının üzerine danışıklı olarak oturmak mı istiyor?

2000 yılı Nisan ayı başında Susurluk Yıldız köyü , Babaköy,Göbel ve Kemalpaşa çevresinde yer alan bor yataklarında sondaj ve rezerv tesbit çalışmaları yapan Park Holding A.Ş.’nin bu yetkiyi ve gücü nereden aldığı sorgulanıyor..Eti Bor A.Ş. ile Eti Holding A.Ş. içerden mi çözülüyor?
1978 yılında çıkartılan 2172 sayılı kanun ve beraberin de çıkan 2840 sayılı yasalarla,bor madenlerinin devletleştirilmesi ve bor’un aranması,bulunması, değerlendirilmesi yanı sıra pazarlanması görevinin Etibank’a devredilmesi sorumluluğu,26 Ocak 1998 tarihinde Etibank’ın bankacılık kısmının özelleştirile rek, yasalarla belirlenmiş sorumluluğun yeniden yapılanma çerçevesinde Eti Holding A.Ş. ile A.Ş. bünyesindeki Eti Bor A.Ş.’ne verilmesine rağmen, Turgay Ciner’e ait Park Holding A.Ş.’nin aylardır bor yataklarında sondaj ve rezerv çalışmaları yapması ilgiyle karşılandı.
Park Holding A.Ş.’ne ait teknik donanımlı araçların ve ekibin, 2000 yılı Nisan ayından başlayarak Susurluk, Göbel ve Kemalpaşa ilçeleri ve beldeleri sınırları içinde yaklaşık 9 aydır sondaj ve rezerv tesbit çalışmaları yaptığına dikkat çekilirken, Park Holding A.Ş.’nin hangi yetki ve güçle,Hazine’ye ve köy muhtarlıklarının tassarrufunda bulunan maden sahalarında çalışma yürüttüğü bilinmiyor.Ocaklara da girmişler..
Park Holding A.Ş.’nin bölgedeki çalışmaları kapsamın da, maden yataklarındaki ocaklara da girerek, tünel içlerinde incelemelerde bulunduğu,bu amaçla yıllar önce ocaklarda çalışmış köylülerin kullanıldığı öğrenildi.İlgililerden açıklama bekleniyor
Yasa ve mevzuatlara aykırı olarak aylardır sürdürülen sondaj ve rezerv tesbit çalışmaları konusunda ilgili ve yetkili kurumların açıklama yapması beklenirken,Petrol İş Sendikası Şube Başkanı Levent Balkış,’Bor’un özelleştirilmesi politikası çerçevesinde daha gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan maden yataklarının Holdingler tarafından elden geçirilip,taranması,oynanan oyunun nasıl bir cesaretle sahnelendiğini gösteriyor” dedi.
“İngilizler, makinalarını bile götürmediler..

Yenden gelcez diye..Gelcekler mi?”
Susurluk, Bandırma’ya 52 kilometre uzaklıkta.. Yıldız köyün Susurluk’a uzaklığı ise 16 kilometre..Susurluk-Balıkesir karayolundan Yıldız köy yoluna girdiğinizde,çok değil bir kaç kilometre sonrasında karşınıza bor yatakları çıkıyor..
Köy yolunun sağı ve soluna yayılmış bor yatakları,yontulmuş tepeler,bölgenin yeraltı zenginliğini dışa vururken,yol boyunda köylülerle söyleşiyoruz..
Çapayı nerede vursalar,traktörle nereyi sürseler,toprağın altından alçı ve hemen onun altında bor madeni çıktığını belirten köylüler, tepelerde ise mermer yataklarının bulunduğunu belirtiyorlar..
Babaköy ile Yıldız köy yol ayrımından Yıldız köy yoluna sapıyoruz..Tepelerin altında Susurluk çayının kenarında yeşillikler içindeki Yıldız da,köy meydanında aracımızdan inerek,meraklı gözlerle bizi karşılayan köylülerle selamlaşıp,köy kahvesine giriyoruz..
Kahvedeki köylülerin hemen hepsi bor’u biliyor..Orta yaş ve üstü maden yataklarında yıllarca çalışmış..
Madende yedi yıl çalışmış İsmail Kamalı’nın konuğu oluyoruz..Kahvenin göbeğindeki gürül gürül yanan sobanın etrafında köyün gençleri ile yaşlıları bizleri çevreliyorlar..
“İngilizler 100 yıllık anlaşma yapmışlar..”
Kamalı,İngiliz Şirketi’nin 100 yıllık anlaşma ile madeni işlettiğini belirterek sözlerine başlıyor..
“O zaman buraları şantiye gibiydi.Bizim köyümüzün nüfusu bile iki bini bulmuştu.Onlar ocağı kapatıp gittikten sonra nüfus düştü..Ben,ocakta yedi yıl çalıştım.Benim zamanımda ocakta yaklaşık 300 kişi çalışıyordu.Önceleri iki bin -üç bin kişi çalışmış.Ben,maden topluyordum.Ocaklardan küfelerle, vagolarla maden yüzeye çıkardı.Dışarı dökerler, bizde madeni ellerimizle ayıklardık.Sonra,madeni yıkayıp, teleferikteki vagonlara yüklerler ve buradan Ömerköye gönderirlerdi.Ömerköy de demiryolu olduğu için oraya varan maden,kara trene yüklenir, Bandırma’ya giderdi.Sonrasını bilmiyorum..”
“ Allah var..Biz İngiliz’lerden memnunduk..”
+ İngilizler’in çalışma düzenlerinden ve disiplininden memnun olduklarını belirten Kamalı’ya çevresindeki gençler ve yaşlılar da destek veriyorlar..
“Memnunduk..”
Kamalı,devam ediyor;” 15 günde bir avans verirler ve alcaklarımızı hiç geciktirmezler, tıka para verirlerdi. Sigortalarımızı da günü gününe ödemişlerdi.Bizim köyle komşu köylerde yüzlerce kişi İngiliz’in sayesinde madenden emekli oldu..Allah var..Biz İngiliz’ lerden memnunduk.. Köyümüzde doktor yokken, madende doktor vardı. Hastalanan, yaralanan olduğunda hemen ilgilenirdi. Bizim köyden en az iki yüz kişi madende çalışmıştır.Demirkapı, Babaköy, Sultançayır, Aziziye, Sülecik, Ömerköy’den yüzlerce insan onların ekmeğini yedi..”

“Gelcekler mi ?

İngiliz’lerin 60’lı yılların başında maden ocaklarını kapatıp gittiğini belirten köylüler,”İngilizler makinalarını bile götürmediler..Ocağın içinde makinalar var.Onları yağlı kağıtlara sardılar.Öyle,kaç senedir orda duruyor..Yenden gelcez diye..Gelcekler mi?”diye soruyor Kamalı..
Bor’un özelleştirme kapsamına alındığını ve İngiliz’ler gelmese bile,özelleştirme ile birlikte gelmiş kadar olacaklarını belirtiyorum..
“Onlar o zaman,maden bitti artık”diye gitmişler diyerek konuşmasını sürdürüyor Kamalı, “Ama,işte bu doğru değil.Bizim buralarda nereyi kazsanız,hemen toprağın altından maden çıkıyor.Dağ,tepe maden..Onlar gittikten sonra,ocak yerini diğer köylerle paylaştık.Şimdi yerler köylerin üzerine..”diyor..Yerlerin köylerin üzerine olmasının ne anlam ifade ettiğini çok geçmeden öğreniyoruz..
“Muhtar,bir minibüse ocağı sattı..”
Kahvede sohbet ilerliyor.Son günlerde birilerinin gelip,ocaklarda inceleme yapıp yapmadığını soruyorum..Yanıtlar ilginç ve ilginç olduğu kadar da düşündürücü!..
Ocaklardan birini, Denizli’den ‘birileri’ne muhtarın bir minibüs karşılığında verdiğini anlatıyorlar..
Hayret etme sırası bizde..
‘Nasıl? Nasıl?’
“Orda öyle bir tepe.Alçı çıkartcaklarmış.Geldiler, muhtarla bir minibüsle birkaç bin çimentoya anlaştılar.Gerisini biz bilmeyiz.Gelip,çalışıp çalışıp gidiyorlar..”
Köyü ardımızda bırakıp ayrılıyoruz..Recep Önbaş, soruyor: “Müdürüm, bizim dünyalığımız bir Broadway var. Broadway’lık ocak yok mudur, buralarda?”diye..
Sorunun yanıtını okurlarımıza bırakıyorum
 

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.