Hedefteki Adam:
İhsan KURUOĞLU
Realite (MART-NİSAN 1998)
Dergimizin her hafta Cuma günleri Yazı Kurulu toplanır ve ayın belirlenmiş gündemine uygun olarak konuları belirleyerek, kendi arasında iş bölümü yaparak, çalışmalarına başlar… Bu ay ki derginin gündeminde Gazetemizin Sahibi İhsan Kuruoğlu ile bir söyleşi gündemimizde yoktu… Ancak, ortaya çıkan bir “mektup” nedeniyle yine hedef tahtasının ortasına oturtulan Kuruoğlu ve İLK HABER’in üzerine birileri tarafından biliçli ve amaçlı olarak ‘kara bulutlar’ dolaştırıldığı içindir ki, Kuruoğlu ile bir söyleşi yapmaya karar verdik…
Kuruoğlu ile söyleşi yapmanın aynı ailenin bir çalışanı olarak tarafımdan zor bir olay olduğunu belirtmeliyim. Ancak, eğer bir ülkede ya da memlekette, insanlar artık her vatandaşı bıktıran alışılagelmiş ‘küçük hesapların’ hedefi oluyorlarsa, burada durup uzun uzadıya düşünmenin gerektiğine inanıyorum… Ayrıca kimi çevrelerce bilinçli ve amaçlı olarak üretilen spekülasyonların ortadan kaldırılması anlamında Kuruoğlu’nun bu kentin her insanı gibi söyleyeceği şeylerin olduğuna inanıyorum. Kuşkusuz Kuruoğlu ile daha huzurlu bir ortamda söyleşi yapmak daha keyif verici olmalı… Ancak o öfkeli… Hemen ağzından dökülen cevapların bir yansıması ortaya çıkan… Ne söyledi isem doğrudur diyor… Hiç düzeltme yapmadan bilgisayara dökülen anlatımlar bu yazıyı okuduğunuz zamanlama ile sınırlı bir dilimde konuşuldu. Kuruoğlu, gazete sahibi olarak derdini anlatabileceği bir yayın organına sahip olduğu için şanslı… Böylesi bir olanağı bulamayan insanların ise ne yazık ki vay haline..!
Engin ARICAN
İhsan Kuruoğlu’nu tanıyabilir miyiz?
İhsan Kuruoğlu her şeyden önce sıradan bir vatandaştır. 1961 senesinde Bandırma’da dünyaya geldim. Babam aşağı yukarı 60 yıl önce Gönen’den Bandırma’ya intikal ediyor. Dedem Gönenli. Öncesi Kırımlı, Kırım Türkü. Kaldırımcı Osman derler. Aşağı yukarı 70 seneden beri vefatına kadar kaldırımcılık yapan, müteahhitlik yapan bir insan. Babam da baba mesleği olan müteahhitliğini sürdürürken Bandırma’ya intikal ediyor. İlköğretimimi burada tamamladım, Evyapan İlkokulunda. Ortaokulu Bandırma Ortaokulu’nda okudum. Babamın en büyük isteği benim okumamdı. Kendisi ilkokul mezunu olması nedeniyle birtakım eksikliklerin olduğuna inanırdı. Müteahhitlik yaptığı için de benim öncelikle mühendis olmamı isterdi. Bu amaçla beni ortaokulu bitirdikten sonra İstanbul Kabataş Lisesi’ne gönderdi. Lise ikinci sınıftan terkim ama okulu bırakana kadar da hiç sınıfta kalmadım. Kabataş Lisesi’nde 1975′li yıllardı bu dönemde anarşi ve terörün okullara şiddetle girdiği ilk dönemlerdi. Benim derslerimle herhangi bir problemim olmamasına karşın okulun işleyişi ve eğitim zorlukları ile ilgili birtakım problemler doğmaya başladı.
Bu problem de yine biraz mevcut sistemin devletin aciz kaldığı eksikliklerden biraz da benden kaynaklanan etkiydi. Dış etkenler ise okulda talebelik yapmamız gerekirken, duvarlara yazı yazmaklar, sınıf boşaltmaklar. benim de dik bir kişiliğim vardı. O dönemde belli bir ideolojik görüş kafama basmıyordu. Ben şuna inanıyordum. Orada sözde birtakım mücadele içine giren insanların ceplerine paraları babaları gönderiyordu. Şimdi düşünün sen ayağındaki donu, cebindeki sigarayı almaktan acizken devleti kurtarmaya soyunuyorsun. Ben çekirdekten buyana çalışarak geldiğim için bana ters geldi. Önce biz kendi cebimize bir paket sigara almasını,ekmek almasını, ayaklarımızın üzerinde durmasını öğrenelim, ondan sonra memlekete, insanlara faydalı bir insan olalım düşüncesindeyim. Solcu çocuklar bizim sınıfı bastığında ben dikilirdim yapım itibarı ile, sınıfımızı basamazsınız diye. Çekişmeler olurdu aramızda. Sonuçta her iki grupta beni kollarımdan çekerek yanlarına almaya çalışırlardı. Ben de anlatmaya çalıştığım düşünceler nedeniyle okul sizin olsun diyerek bıraktım. Ayvalık gemisi ile geldim Bandırma’ya.
Kendi kendime yetebilmek için iş hayatına atılmam gerektiği düşüncesinden iş hayatına atıldım. İlk olarak doğal olarak babamın yanında atıldım. Ardından 1980 senesinde askere gittim. İzmir’de İstihkamda Eğitim Çavuşluğu yaptım. 24 saat kolluk tutuyordum orada, iki arkadaş severek de bu görevi yaptım. Askerliğimi orada tamamladım. Daha sonra askerden önce tanıştığımız ve evlenmek için sözleştiğimiz eşimle 1984 senesinde evlendim. 78′de tanışmıştık Erdek’te. Ben 18 yaşında idim o 14. 1985 senesinde bir oğlumuz oldu. 86 senesinde bir oğlumuz daha oldu.
Bu yıllarda İzmir’e mi yerleştiniz?
Hayır İzmir’de değildim. 1983-85 başına kadar Bandırma’da bulundum. Akbey Bandırma’da doğdu. İlbey İzmir’de… O denemde de burada bir Tır Parkı hadisesi olmuştu. Onunla bir haşır neşir oldum. Bir gün baktım Bandırma’nın her tarafı tır kaynıyor. Ama öğrendik ki mühürlü tırlar o zaman ki askeri hükümet tarafından Polatlı’dan önü kesilmiş, Habur’dan Irak’tan giriş yapan tırların E-5 karayolunu hafifletilmesi amacıyla Bandırma’ya istikamet vermişler. Bandırma’dan da Tekirdağ Ro-Ro hattı koymuşlar. Tırları da buraya çevirince tırlar buraya yığıldı ama burada da hiç düzen yok. Tırcı isyan ediyor. Bizimde o dönemde 70′li yılların sonunda belediyeden kiraladığımız bir alan vardı. Şimdiki Tır Parkı diye anılan yer o dönemden kalmadır. Şantiye binası yaparken bu binanın otoparka dönüştürülmesi gibi bir düşünce hasıl oldu. Burayı 15 gün gibi zaman zarfında düzenleyerek tırları çekmeye başladık. Bir düzen oluştu. Bu düzeni gören Deniz Nakliyat’ta Ro-Ro sayısını 3′e çıkardı.
Bu esnada burasını nasıl Tır Parkı yaparsınız diye Kaymakamlıktan, Emniyetten baskılar gelmeye başladı. O zaman bu yolun nimetinden yararlanalım diyerek izah etmeye çalıştım. Ro-Ro hattının buraya oturması için elele verelim dedim. Türkiye’nin elinde 4 Ro-Ro vardı. Üçü buraya bağlanmıştı. En büyüğü italya ile bağlantılı Mersin’de limanda Ro-Ro’yu batırdılar, daha sonra da buradaki üç Ro-Ro’yu Mersin’e çektiler ve neticede de aklıma gelen başıma geldi ve hat öldü. Bazı fesat şerefsizlerin dolduruşu ile basiretsiz idareciler yüzünden onca çabamıza rağmen Bandırma için büyük bir nimet olan bu hat öldü… Neydi dertleri? Kuruoğlu kazanacak. yahu ben 1 kazanacaksam Bandırma bin kazanacak. İşte bu bir yıllık dönemde bunun mücadelesini verdim. Daha sonra İzmir’e gittim. İzmir’de Alsancak Limanının taş dolgu işi vardı. Nafiz Yürekli Firması yapıyordu bu işi. Bu firma ile taşeron olarak anlaştık.
Pınarbaşından Alsancağa 800 bin ton taş nakliyesi yaptım imkansızlıklar içinde. Ben çocukluk dönemimde hep icralarla uğraştım. Benim babam fevkalade yaratıcı ve verici bir insandır. İyi niyetlidir ancak bu iyi niyeti çerçevesinde 1972 senesinde Halk Bankasına bir arkadaşına olan kefilliğinden dolayı 10 sene büyük bir sarsıntı geçirmiştir. Ondan sonra 1980 senesi başında şimdiki Mauri Maya’nın olduğu yer, Okisan adı altında Çinge Köylü bir profesörün önderliğinde fabrika kuruyordu babam kurucu üyesidir. Bankalar o tarihte yine Sami Kuruoğlu’nun imzası olursa biz bu kredileri veririz gibi yaklaşımlar içinde idiler. Bütün alınan kredilerde imzası vardı. Ama fabrikanın işleyişinden haberi yoktu. Neticede o fabrika battı. Herkes malını mülkünü kaçırdı ama Sami Kuruoğlu “Ben imza attıysam sahip çıkarım” dedi. Bütün malımız mülkümüz ayağımızdaki ayakkabıya kadar 70′li 80′li yılarda hacizle gitti. Senelerce gece gündüz kazandığı paralar Kuruoğlu’nun heba oldu gitti.
O dönemde hiçbir gayrimenkul de kalmadı. 85′de ben İzmir’de bu taş dolgu işlerine başladım. Akabinde Yüksel İnşaat ile birlikte İzmir Konak-Üçkuyular arası deniz dolgusunu 4 milyon ton dolgu malzemesi çektim. Ege Kent’te 600 daireye yakın inşaatın su basmanızı yaptım. Ege Kent’te toplam 10 bin konut vardı bu kooperatiflerin hepsi Ege kooperatifine bağlı idi. Aşağı yukarı 40 tane kooperatif vardı. Ege Kooperatifinin de Başkanı Burhan Özfatura idi. Burhan Özfatura’ya bağlı olan şantiyeler Grup Müdürü Mehmet Akdoğan diye biriydi sanıyorum. İhaleleri kendi aralarında pay ediyorlardı, ben tabii işlerine gelmedim bir şekilde öpmedik eteklerini. Su basmanın akabinde ihaleyi almış olmama rağmen benim ihalemi iptal ettiler orada. Ben de onlara bayrak açtım o zaman. Burhan Özfatura da bana bayrak açtı. Hatta daha sonra çağırdı beni “Biz seni yanlış anlamışız hangi işi istersen biz sana vereceğiz, bu işlerin üzerine gitme. Fen İşleri Müdürümüz de burada. (Kemal Sevinç Fen İşleri Daire Başkanı o dönem) İzmir’de hangi işi istiyorsan sana verelim” dedi. Ben de “Bu arkadaş beni refüze etti.
Benim aldığım ihaleyi iptal ederek elimden aldı. Onurumla oynadı… İşler gider gene gelir… Ama ben bu masada kişiliğimi bırakırsam bir daha gelemem… Burada birtakım menfaat ilişkileri içinde değilseniz bu adamı görevden alın ben de işime gücüme bakayım” dedim. O görüşmenin akabinde 1 ay kadar bekledim kimse de görevden alınmadı. Ben de o zaman Yeni Asır Gazetesi’ne “Bunların alayı hırsız” diye açıklamada bulundum. Günlerce manşetlerden inmediler. Benim peşime birtakım insanlar takıldı. Evlerim izlendi, defterdarlık üzerime salındı. Savcılık üzerime salındı. Emniyet Mali Şube üzerime salındı. Anlayacağın bugün bana reva görülen uygulamalara ben pek yabancı değilim. Neticede biz mücadeleleri verirken aradan 5 yıl geçti. Bu gelişmeler üzerine iki elimle kazandığım maddi imkanlarım, büyük zarara uğradım. Oldukça bunaldım… Ama insanlığımdan taviz vermedim. Ama Özfatura da büyük yara aldı… Seçilemedi o dönem.
Bu dönemde Bandırma’nın Kalender Ahmet diye tanıdığı bir arkadaşımız 1985 senesinde şimdiki Gar Gazinosu’nun ihalesini alıyor. Tefriş ederek restaurant şeklinde hizmete açacaktı. Hatta ihaleyi alırken benden de yardım rica etmişti. Benim bilgim yok tabii ne oluyor bitiyor 1989 senesinde tekrar bana geldi bu arkadaş. Geçen üç sene zarfında tadilatı bitiremediklerini kendisine ortak lazım olduğunu bana beyan etti. Bende Bandırma bizim memleketimiz imkan varsa inceleyip ben ortak olayım dedim. Onun üzerine burada inceleme yaptık ve ben kendisine o dönemde Gün-Tur Limited Şirketini kurdum. Eniştem Mobil Havacılık Şirketinde çalışıyordu İstanbul’da. İyi bir insandır, onu işinden kopardım. Şirket kuruyorum sen de hisse al %50 hissesi de Ahmet’in olsun. Burada bu şirketi kurumsallaşacak şekilde ciddi bir müessese haline getirelim. Dükkan açıldı, o dönemde ben yine İzmir’deydim. Bir müddet sonra bana telefonlar gelmeye başladı. Bütün işleri tamamlanıp tefriş edilmesine rağmen kuru fasulye parası yok diye olumsuzluklar geldi. Ahmet nerede diye sorduğumda Ahmet’in Erdek’e bayanlarla eğlenceye gittiğini öğreniyorum. Bandırma’ya geliyorum bakıyorum kabadayı kılıklı insanlar var. Hiç işim olmamasına rağmen bu insanlarla hırlaşıyorum.Bir taraftan yine İzmir’den telefonlar geliyor aynı şekil olumsuzluklar. Ortak olan arkadaşa neden böyle oluyor diye soruyorum “sen bize akıl verme” gibi birtakım tepkiler veriyor bana. Ben de hırsla buraya gelerek arkadaşın cebine parayı koyarak ortaklığı bitiriyorum. Eniştemle konuşuyorum yıprandığını söylüyor.
Neticede o Gar Gazinosu benim üstüme kaldı. Bekçiliğini yapmak kaldı bana. 1989 senesinden beri de bekçiliğini yapıyorum. Hemen akabinde de zaten kapattım restaurantı. O günden beri düğün ve toplantı salonu olarak çalışıyor. 1989 senesinde bu tür gelişmeler olurken Tır Parkı diye bilinen yerde birtakım insanlar tarafından ele geçirilme savaşına giriliyor. Babam burada yalnız kalıyor benim olmadığım dönemde kardeşimde o ara asker. Bandırma Belediyesinden tahliye için birtakım davalar açılıyor. İzmir’de de mücadele içindeyim kimseye derdimi anlatamıyorum. Bandırma’da açtığımız mekanlar bu hale geldi, babamın seneler önce Tır Parkında yapmış olduğu benim ve kardeşimin hizmetleri ortada orası elden gitmek üzere. Bunların ardından Bandırma’ya dönmeye karar verdim ve 1989 senesi sonunda geldim buraya. Bandırma’ya geldiğim gün hakim ve bilirkişiler daktilo ile bir şeyler yazıyorlar, işte oradan birisi vergi levhası gösteriyor. Babam birilerine yer lazım olmuş onlara yer vermiş yine iyilik yapmış. Onlar da burası belediyeden burası kiralandı ama başkaları da oturuyor sözleşmeye aykırı buradan tahliye davaları vardı. İlk işim Tır Parkını tertemiz boyamak oldu. Sayın Hakime “bir hafta sonra müracaat etsek yine gelir misiniz?” diye sordum. Bir hafta içinde de tertemiz yaptım burasını.
Tır Parkı alındığı zaman ne halde idi daha sonra ne hale getirildi?
Bandırma’da babam ilk müteahhitlerdendir… Ediz’le birlikte. Ediz’in şu anda hanları apartmanları vardır. Ediz, kötü yaptı anlamında söylemiyorum. Adam çalışmış etmiş. Şimdi İlhami Güven’in kullandığı 600 Evler’de büyük bir şantiye binası vardı. Onun etrafı duvarlarla kaplı idi. 4000 m2 falan. Çocukluğumuz oralarda geçti. Orası 10 milyon lira dolayında hacizler vasıtasıyla haraç mezat satıldı. İlhami Güven satın aldı. Ben askerim o dönemde… Parasını verdi aldı. Ona denecek birşey yoktu. Şantiye Binasının o şekilde elden çıkması üzerine kendisine bir şantiye binası yapmak için Sami Kuruoğlu, o zaman in cin top oynuyor oralarda. Mezarlığın bitimi. Belediyeden kiralıyor orasını. Kiraladığı zaman orası bataklık, asfalttan 3-5 metre aşağıda idi orası. Hatta Recep Filiz’in benzinliğinin olduğu yerde bizim icarımızda idi. Hasan Sur döneminde rica ettiler bizden benzinlik yapacağız falan icar mükellefiyetimizden imtina ettik o zaman. Tır Parkı’nın olduğu yerde dediğim gibi 9 dönüm bir alandır orası. 70′lerde babam her yıl vergi şampiyonu oluyordu. Dizi dizi altın madalyaları, ödülleri vardı… Biz gün geldi bunları satmak zorunda kaldık… Bundan daha acı bir şey var mı? Kefillikleri vardır bu meyanda. Netice kazandığı edindiği mal mülk de o şekilde talan olmuş gitmiştir. Babamın Bandırma’da elinin değmediği taş yoktur. Kaldırımından, yolundan, alt yapısından, parkından hepsine el atmıştır. Bandırma’nın %60′ının kursağından da babamın ekmeği geçmiştir. Bunu bilen bilir.
Neticede oraya şantiye binası yapılmaya çalışılırken dolduruldu orası, biz hafriyatçı olduğumuz için çıkan hafriyatları 1 km’ye götürmemiz gerekirken, buradan orası 5-6 km’dir, aradaki farkı da sırtlamak suretiyle, bütün dolgu malzemelerimizi oraya çektik ve orasını doldurduk. Bandırma, iş makinesi ile ilk bizimle tanışmıştır. 60′lyı yıllarda… Oranın kanalizasyon sistemini falan yine babam yaptı. Şu andaki mevcut binanın ilk katı şantiye binası olarak yapılmak üzere iken 1980′li yıllarda bu tır akını geldi. Tır garajı yapılsın fikriyle birlikte de üst katı vesaire orası tanzim edildi. Tırlar da bilahare gelince adı Tır Parkı kaldı ama biz orasını şantiye binası olarak kullandık senelerce. Benimde buradan 5 sene uzaklaşmam neticesi Hasan Sur döneminde orayı kamyonlara otopark yapmak için birtakım mücadeleleri oldu ama yapamadılar. 600 Evlere çekildi bütün o kamyonlar. Sedat Pekel döneminde ben İzmir’den geldikten sonra kendisine şöyle bir öneri götürdüm. Bu mevcut yer devletin yeri, biz burayı almışız, bir düzen sokmuşuz. Ne bize ne de memlekete faydası var. 600 Evler içler acısı halde gelin burayı işler hale getirelim. Bandırma’nın kötü bir huyu var, vay işte para kazanacaklar bunlar, birkaç kişi ayaklanıyor işte bu tırlar döneminde olduğu gibi. Bugünkü paralarla en az Bandırma’ya günde 250 milyar lira bir girdisi olurdu Bandırma’ya o tırların.
Hala daha İhsan Kuruoğlu’na o fesatlığı besleyen insanlar var şimdi. İhsan Kuruoğlu para kazanacak demesinler diye bu 9 dönüm yerin 5 dönümünü terk edeyim Bandırmaspor’a. Bandırmaspor buradan para kazansın. Siz nasıl istiyorsanız tanzim edeyim, etrafını bir çevreyim komple. Hatta teklif onlarda geldi. Recep Köroğlu’ndan geldi teklif. Sanki olması zor bir şeyler istediler benden. Tuvaletler, duşlar yapılsın, kahvehanesi yapılsın, lastik servisi yapılsın, berberi yapılsın, ankesör telefon konsun, otomatik kapı yapılsın, etrafı çitle çevrilsin ondan sonra bu imkanlar sağlansın bi bu imkanlara mukabil %25 size pay verilim %75′i de Bandırmaspor’a gelir olsun. ben bu mukavele ile Sedat Pekel’e gittim bak olay bu dedim. İyi sen bunları yap ben de o zaman burayı kamyon garajı yaparım dedi. Yapamayacağım da zannetti. Ben de işi gücü bıraktım borç harç 6 ay çalıştım, bütün o saydıklarımın hepsini yaptım orada %25 dendi birşey alamadık o ayrı mevzu.
Helali hoş olsun. Akabinde tüm bunların ardından nakliye yazıhanelerininde yapılması gerekiyor buraya. Ama yine bir dönem savsaklandı… Hatta ben o dönem utanmıyorsanız bunlarıda ben yapayım dedim ve kapı girişindeki ilk birkaç temel bana aittir. Sonra ihale ettiler orasını da yazıhaneler yapıldı. Kamyonlar oraya çekildi ve 600 Evler o pislikten kurtuldu. Tır parkı da bugünkü konumuna geldi memlekete hizmet veriyor. Sedat Başkanın da bu şekilde bir hizmetidir bu. Bandırma’ya sağ olsun. Tır Parkı’nın öyküsü bu. Daha sonra bu Bandırmaspor’dan vakıf devraldı.Vakıfta burayı ihaleye çıkardı. Biz de tabii doğal olarak emeği olan bir insan olarak garajı alakasız gruplara bırakamazdık. ihaleyle kendi yerimizi aldık.Yani onca masraf yaptık. Mesela birileri böyle yatırım yapınca senelerce tek kuruş vermiyorlar. 90 milyon lira sırf parka mukabil kira veriyoruz. Birde bunun daşında geriye kalan 3 bin metre kare lokanta ve benzeri tesisler içinde ayrıca kira ödeniyor. Orada ne görüyorsan biz yaptık, bataklığı kuruttuk… Binalar vs. Yani yüklü miktarda paralar ödeniyor neticede.
Gazetecilik fikri nasıl oluştu?
Şimdi ben İzmir dönüşü hiç işim olmayan bu restaurant olayı ile baş başa kalıverince birden bire işim de değil, orayı kapattım. Özel gecelere hizmet veriyorum. Hayati Marangoz diye biri geldi, dedi ki “Ben gazeteciyim, bir gazete çıkaracağız tanıtım yemeği vermek istiyoruz.” “Hayhay dedim” Ogün böyle bir gece düzenlendi. Bütün resmi erkan, idari erkan, dernekler, ne kadar tanınmış varsa onların hepsi orada. Bir hayli dikkatimi çekti bu.
Hayati Bey bir konuşma yapıyor içerde konuşmasına kulak verdim. İnsanlar çıt çıkarmadan onu dinliyorlar büyük bir dikkatle. Sorduğumda nasıl bir gazetenin olacağını, haftada bir gün çıkacak bir gazetenin olacağını söylediler bana. Peki daveti kim veriyor. Meğer insanları buraya parayla davet etmiş o. Bu arkadaşın niyeti hoşuma gitmedi o zaman. Tanıtım yemeğine parayla insan çağırmak… Ve bu herifi millet ağzı açık dinliyorsa vay benim memleketimin haline. Kafama takılan şeyde sonuna kadar giderim ve kaybetme kazanma hesabını yapmam. Mustafa Yamaner onu çağırdım içeriden. Mustafa dedim. Bu gazete işleri nasıl oluyor sen biliyor musun dedim. İyi bir gazete okuruyum ama gazetenin işleyişini bilmem. Ben gazete kuracağım şimdi karar verdim bu işler nasıl oluyor dedim. O anda olayı kafam da pekiştirdim. Çünkü memleket sorunlarını kendimiz anlatıyor kendimiz dinliyoruz. Birtakım problemlere yapı itibariyle ortak olmak istiyorum. Kafamda bunları dile getirecek bir imkan olmalı diye kurardım. Gar’daki o hadise de tuz biber oldu. Mustafa Yamaner, Hasan Basri Yalgın diye birini getirdi içerden. Bana bu gazeteci dedi. Nasıl kuruluyor bu gazete Hasan Basri Yalgın bana izah et dedim. Bana izah etti rakamlar koydu önüme. 1992 yılının Eylül ayı falandı. Orada gazete kurmaya karar verdim 15 Aralık’ta da gazete çıktı.
Gazete kuracağınız zaman benim kuracağım gazetede şöyle bir yayın politikası izleyeceğim diye bir çizgi biçimlenmiş miydi kafanızda?
Tabii şöyle, o gazeteye elbet benim dünya görüşüm yansıyacaktı. mesela benim gördüğüm o Hasan Basri Yalgın denen şahısı biz aldık. Gazetecilik yapacak ama gazetenin açılmasına belli bir müddet kala o insanda içyüzünü ortaya koydu. Birtakım insanları ballı sözlerle şekle sokup onlardan girdiler sağlama yapısında olduklarını gözlemledim. O gazetenin adını da ben koydum ne olsun dedim adı İlk Haber olsun dedim koydum adını. Benim kendi kişiliğimin yansıması bir şekilde önemli idi buraya. Toplum yararına yani. İşleyişini bilemediğim için İstanbul’dan bir dizgici gerekiyorsa iki dizgici buldum koydum. İnsanlar senin bu işten anlamadığını hissettikleri zaman kaçıyorlar ya da seni ütmeye çalışıyorlar. Dizgiciye zaman geldi dikildim başına montaj yapmasını öğrettim ona. Montajcıya aynı zamanda kalıp çekmesini öğrettim. Yani herkes birbirine öğretiyor ben denetliyorum. Böyle bir kombinasyon ile sabahlara kadar kağıtların üzerinde yattım oralarda.Sonrasında hep memleket insanlarından oluşan ofset kadrosu oluştu o günden bugüne…
İlk Haber kurulduktan kısa bir süre sonra bir Bagfaş olayı başlıyor. İl Haber ile Bagfaş’ın çelişimi nerede başladı? Çünkü yeni kurulmuş bir gazete, güçlü bir işadamıyla kıyasıya mücadele içine giriyor.
Benim kimseye diyet borcum yok. İl Haber’in kuruluş amacı belli baştan. Orada bizim ilk önümüze çıkan stad konusu vardı. 10 yıl olmuş stadın bitmesi gerekiyor. Bitmemiş. Stad nedeniyle belediye ile ters düştüm. İşin handikapı biz, belediyenin kiracısıyız aynı zamanda. Bekliyorki ondan tarafa yazı yazalım. Ben o yönde belediyeye stadı bitirin diye asılırken, Recep Gençer’i dinler miyim? O dönemde Recep Gençer de benim derdim değil ki. Sayın ilgili bu yol niye bitmiyor? Bu stad niye eksik diye yazarken adamın karşısına Bagfaş çıkıyor zaten. Bandırma’nın idari yapısını kontrolüne almış adam… Memleketin sorunu olmuş. Sayim Alkazak vardı bizim yayın yönetmenimiz o dönemde. Edincik’e bir haber yapmak için gitmiş. Edincik Belediye Başkanlığında, Belediye Avukatı İbrahim Peker diyor ki konuşmasında: “Biz Bagfaş’a karşı tecavüz davası kazandık” Sayim Alkazak da bunu tutuyor öbür gün “Bagfaş’a tecavüz davası” diye bir haber yapıyor.
Bagfaş olayı bu yazı ile başladı. Ertesi gün bize zehir zemberek Bagfaş’tan bir açıklama geldi. Dikkat etmeliymişiz yoksa fena olurmuş falan böyle bir yazı. “Bunlar ne kadar temiz bir insanmış” dedim ilgimi çekti bu yazı.Bir araştıralım bakalım arkadaşlar ayıp mı ettik bunlara dedim. Bir girdik işin içine ki bunlar insanların altından girip üstünden çıkmışlar. bagfaş bununla birlikte doğal olarak da Bandırma’nın gündemine girdi. Biz bir yazdık arkadan vatandaş doluymuş bin tane feryat geldi.
Gazeteye dönük de belli baskılar oldu mu? Muhabirlerin dövüldüğü doğru mu?
Bagfaş’ın kime ne iş verdiği belli olmaz. Böyle birtakım insanlara iş vermeye çalışır onları da kafasına göre yönlendirir, benim anladığım yapıları bu. Birtakım insanlara iş verirken onlarıda benim üzerime yönlendirdiler o dönemlerde.Çalışanlarımın yolları kesildi, kabadayılık hadiseleri falan. Eğer kabadayılıksa ben işimin kabadayısıyım. O dönemdeki saldırılara kendi bildiğim yöntemle karşılık verdim. Meşru yönden birtakım tepkiler verdim. Benim içimden birtakım insanları satın almışlar onları tesbit ettim. Sonra Tübitak Raporu meselesi çıktı mesala. Bu rapor 1991′de mi ne düzenlenmiş. Valilik’te hasıraltı edilmiş. Haber yaptık Tübitak Raporunu açıklansın dedik. Erdal İnönü o dönemde Tübitak’tan Sorumlu Bakandı aynı zamanda, buradan SHP’nin bu konuda yardımlarını gördük. Üç ay kadar uğraştık ve İnönü’yü devreye sokmak kaydıyla Tübitak Raporunu getirttik. Bu raporlar insanlardan neden saklanıyor dedik elimize bir aldık ki felaket. Başka memlekette olsa topa tutarlar adamı. Adam söylemiş altında “eğer yukarda açıklanan önlemler en kısa zamanda alınmazsa çevre büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktır” diye altına not düşmüş. Denize günde 250 ton asit atıyor bu adam. Baca gazları keza zararlı. Edincik’te felçli insanlar var. Hergün Binlerce ton cips denen maddeyi doğaya bırakıyorlar. Kontrolsüz bir şekilde bunların hepsini tespit etmiş Tübitak. Raporu düzenleyen insanlar Allah razı olsun doğru yapmışlar, öbür yandan da memleketin valisi almış onu sümenin altına koymuş o da yanlış yapmış… O dönemde başladı bizim aleyhimize birtakım kampanyalar tabii.
Bandırmalılara sizin aleyhinizde mektuplar gönderilmiş doğru mu?
Bu tip mektuplar gönderilmiş. İhsan Kuruoğlu mafya, işte işadamına saldırıyor. Hatta Gürses’le karşı karşıya geldik. İstemezdim ama geldik… Onlar Recep iyidir dedikçe bizi ve vatandaşı daha fazla olayın içine çektiler… Bizim samanalevi gibi hemen söneceğimizi zannettiler herhalde.Basın bir nevi kamu hizmetiyse… Ben bu işi yapıyorsam doğru olanı koymam gerekmiyor mu? Ben neden yüksüneceğim. Bana elçiler geldi. Alışmış Recep Gençer kim karşı koyduysa ya para vermiş ya sürdürmüş. Aynı yöntemi bana uygulamaya çalıştı.. Bende ona teklif gönderdim Alsın Bandırmaspor’u 1. lige çıkarsın yazmayacağım dedim. Tınladığı yok. Durmadan açıklama yapıyor kendisine yakın basına Bagfaş şu kadar milyar kar etti. Ben de yazıyorum milyarların senin olsun. Şu milyarların %10′unu insanlığa ayır diye. Baktık o dönemde adamın çevreden falan anladığı yok.
Bu İşkurla olan hadiseler de gelmeye başladı bu arada bize. İnsanlar feryat ediyor. Bu insanların etrafa mikrop saçmakla kalmayıp bir de beyin kirliliği yaptıklarını yazdık. İşin bir de sahtekarlık tarafı var. Bunlar bugünkü paralarla (1998)24 trilyon lira para dolandırmışlar bu memlekette. Biz bu İşkur olayında dosyayı bir açtık ki insanlar traktörünü satmış, bileziğini satmış, çoluğunun çocuğunun rızkını yedirmiş bu Müteşebbis İşadamına. Bu adam sanayici.. saygı duyuyoruz tamam da sen de insanlara saygı duy. Sen hem paralarını almışsın bunların hem de çevreye verdiğin atıklarla canını alıyorsun insanların bir taraftan. Bu işi adabına uygun yap ve memleket kalkınsın. Keşke onun gibi 10 tane bir fabrika kurulsa memlekette. Ama adam gibi yap işini.
İlk Haber, Anadolu Basın tarihinde olmayan bir şeyle karşılaştı. Toplam 10 milyar lira tazminat davasıyla karşı karşıya kaldı.
Adama tazminat davası neden açarlar? Şimdi mesela onlar şaibe yapıyordu kendilerine göre diyorlar ki ben onlardan para talep etmek için haklarında yayın yapmışım. Böyle birşey yok. Onların zaten beklentisi o idi. Ben onlardan parayı alacağım satın alınmış olacağım. O yönde de teklifler geldi. Beni satın alamayınca tazminat yoluna gitti. Gencer, bugüne kadar kime tazminat davası açmış. Eğer ben kamu yararına bir iş yapıyorsam benim bunu satmaya hakkım var mı? Ama şerefsizler var hala elleri cebinde geziyorlar bu memlekette. Kim satmamış mesela Alev Akcura satmamış o dönemde adam gibi işini yapmış. İşini yaptığı için de sürmüşler adamı memleketten. Mesela o dönem şimdi Kuşadası Kaymakamı Cezmi Bey Cezmi Türkgöçer “Bunlar toplumun yüzkaraları” dedi… Yazdık biz bunu, ertesi gün geldi Cezmi Bey korkmuş… Dedim İlk Haber durur yaptığı haberin arkasında… Siz doğru bildiğinizi söylerseniz yeriniz, kariyeriniz daha sağlam oluşur dedim. Rahatladı… Birkaç sene daha görev yaptı. En son Kuşadası’nda idi…Neyse…
Doğru bildiğimin ardında durmaya çalışmam sebebiyle beni de halen bu memleketten sürmeye çalışıyorlar. Mauri Maya örneği var. Aynı dönemde vatandaş geldi. Aksakal’da Mauri Maya Fabrikası kurulmuş. Fabrikanın altından dere geçiyor. Derede balıklar ölüyor. İnsanlar geldi yatak odalarımız dahi pislik kokuyor. Kaplıcalara da yakın, bu pis koku kaplıcalar turizmine büyük etki gösterecekti.
Avustralya’dan yabancı şirket biri para kazanacak bizim vatandaşın da yatak odası pislik kokacak, üç kuruşluk ekmeğine limon sıkılacak. Böyle bir olumsuzluk var. O dönemde araştırdık doğru olduğunu gördük bu şikayetlerin dikkat çekecek bir yazı girdik. “Turizme Koku Darbesi” diye başlık attık. Fabrika Müdürü Bülent Bey, Ali Bor ile Ali Bey ile birlikte geldi. Haberden rahatsız olduklarını iletti. Kendilerine ben şunu söyledim, burası yaptırım müessesesi değil böyle bir şey doğru mu dedik. Doğru dedi. Biz verdiğimiz zararın farkındayız. dedi. Eğer bu iş en kısa zamanda düzelteceğiz diyorsan bunu da haber yapacağız dedik. Senin durum düzelecek demene rağmen fabrika aleyhine yayınlarıma devam ediyorsam anla ki ben artniyetliyim dedim. Şimdi biz bir yıl içinde arıtmayı kuracağız dedi. Tamam dedik ertesi gün aynen yazdık. Aradan 1 hafta 10 gün geçti, bize Mauri Maya’dan faks olarak tonla reklam geldi. Arkadaşlarla birlikte oturup düşündük, biz bu reklamları sayfa sayfa dizersek vatandaş bunu yanlış anlar. Yaptırım gücü kalmaz bu gazetenin. Aynı hatayı Hürriyet, Milliyet yaptı. İnsanlar ölüyor diye yazdılar ertesi gün çarşaf çarşaf ilanları yayınladılar Bagfaş’la ilgili. Biz kendilerine de bildirdik yanlış anlamayın ama böyle bir dönemde bu reklamları giremeyiz artniyetli olmayabilirsiniz ama bu imkansız dedik. Aşağı yukarı 250-300 milyara yakın para harcayarak en büyük ve ilk arıtma ünitesini Mauri Maya kurdu. Ne güzel. Benim Mauri Maya ile bir sorunum bir derdim olabilir mi?
Bazı şerefsizler biz zorla reklam alacakmışıkta öyle yapacakmışık. Aynı şaibeyi Recep Gençer’de çıkarttı. Menfaat bekliyormuşuz da ondan yazıyormuşum. Ben senden o menfaati alsaydım zaten resmen teklif ettin, almadığım içinde bu tazminatları açtın bana. Sen bana 300 milyar lira da açsan ben ayakkabıları satacağım ve doğru bildiğimi de yazacağım. Halen daha çatır çatır da para ödüyorum bu adamlara ben. Kendi çoluğumun çocuğumun, gazete çalışanlarımın rızkından keserek bu parayı ödüyorum ben. O zaman 2 veya 3 milyar mı ne teklif gelmişti, kabul etmedim Bandırmaspor’u gösterdim adres olarak. O para bugün 30-40 milyar lira. Biz bu parayı kabul etmediğimiz halde üstüne bir de para veriyoruz ama diyetsiz bir şekilde yazıyoruz bizim zenginliğimiz de bu. Talebelik yıllarımda benim hocalarım İncila Hanım, Nesrin Hanım… Bakın bugün benim yayın organlarımda yazıları çıkıyor… İşte benim zenginliğim bu. Ben onursuz bir zengin olmaktansa onurlu bir fakirliği yeğlemişim hayatta…
İlk Haber’in diğer farklılığı da diğer yerleşik basın organlarının dışında kültür-sanat, sosyal, sportif etkinliklere ağır veren bir basın kuruluşu. Bu basın kuruluşlarının asli görev mi?
Bu işler asli görevimiz değilse, basın vasıtasıyla sorunların üstüne insan ister istemez giriyor, girdiği zaman eksikleri görüyor. Bu eksikleri de kimsenin gidermediğini gördüğüm zaman elimde olmadan birşeyler yapma ihtiyacı hissediyorum. Belki bunu basın hissetmiyor ama ben hissediyorum, insan olarak. Neticede kendi imkanlarımız dahilinde turnuvalar düzenleyebiliriz dedik. İlk Haber Çim Halı Saha Turnuvaları diye turnuvalar tertip ettik. Her yıl geleneksel olarak devam eden bu turnuvalara da binlerce insan ilgi gösteriyor. Her turnuvaya aşağı yukarı 50 takım katıldı. 45 gün süresince biz binlerce insanı oraya topluyoruz. Kurumlarda katılarak kaynaşmalarına vesile oluyoruz.
Bu konulardaki boşluğu görerek bunu doldurma düşüncesinin bir ürünü mü bu girişimler?
Bandırmaspor’un bu mevcut durumu bende bu tür faaliyetlere yönelme durumu ortaya koydu. Bana gelinceye kadar bu kulübe el atması gereken bir dünya insan vardı. Daha sonra Kulüp Başkanlığı gündeme geldi. O dönem Bandırmaspor amatör kümeye düşüyor. Bizim turnuvalara binler geliyor… Bandırmaspor 50 kişiye oynuyor. -Süleyman Takunyacıoğlu var eski Beşiktaşlı futbolcu- bu turnuvaları yaparken mırıl mırıl kulağıma bu Bandırmaspor’un hali ne olacak falan. Kendi başımdaki dertler kendimize yetiyor diyorum. Ne yapabiliriz diye düşünürken iş adamlarıyla konuşalım bari dedim. O dönemde kalktım Bor’larla, Çetin Sever’le görüştüm. Kulübe sahip çıkalım bu kulüp de kentimizin bir bayrağı dedim. Onlar da birtakım yatırımları olduğunu söylediler. Onlara da saygı duyarım. Fakat o dönemde çok net cevaplar alamadım. Recep Köroğlu Kulüp Başkanlığı’nda 3. lige düşerken. Burhan Timur Odaman’da yönetimde idi. Kendisine yerdeki bu bayrağı kaldıralım imkanlarınız iyi dediğimde böyle birşey düşünmediğini belirtti. İşin içine girince top kucağımızda kaldı. Aday olmak durumunda kaldım. Yani ben adaylık niyetiyle yola çıkmadım. Ama baktık ki kimse Bandırmaspor’a sahip çıkmıyor, geliri yok, dikili ağacı yok. 3. Lig’de olduğu için cazipte değil, genç bir ekiple para ön planda olarak değil yürek ön planda olarak aday olduk. Bir nahoş hadise daha oldu. Kongreye gittik bir baktık ki Burhan Timur Odaman başkan adayı karşımda. Biz sana geldik arkadaş al kulübü yücelt dedik. Erol Erkut şahittir. Sen bana hayır dedin. Yönetim olarak beni refüze edebilmek için birileri tarafından özellikle mi gönderildin. Burhan abi trilyoner bir adam kongre kaybetti. Hoş bir şey mi bu. Mektup göndermiş kongreye 5 milyar göndereceğim diye.
Ben çıktım oraya kimseye para veremeyeceğim arkadaş cebimde 20 bin lira param var dedim. Yaptığım konuşma tutanaklarda. Önce kulübe olan ilgiyi arttıracağız dedim. Simitçisinden gazozcusundan herkes katılımla bulunacak kulübü ayağa dikeceğiz dedim. Bandırmalılık ruhu zaten öldü bari Bandırmasporluluk ruhunu yaşatalım dedim. Neticede kongre bizde kaldı. Cepte bir lira para yok arkadaş ne yapacağız. Bandırmaspor’a en büyük parayı 20 milyon lira ile Recep Gencer vermiş 93 senesinde. Recep Gencer’in hala resmi durur orada. Sarı Süleyman indirdi resmini hatta ihtilal yaptı orada. O resim hala daha orada bilahara yine asmışlar. Bandırma tarihinin en büyük parasını vermiş 20 milyon lira. Oraya fahri başkan yapmışlar iyi. Biz çıktık efendi gibi Mauri Maya’dan başladık izah ettik durumu, Sene 1994. Mauri Maya hayhay dedi çıkardı 100 milyon lira para verdi bize. Ziyaret ede ede 1.5-2 milyar lira kadar bir para topladık. Allah razı olsun kimse bizi -sanayi- cimiz esnafımız- boş çevirmedi. Para aldığımız şahısları da üye yaparak kulübe karşı ilgilerini çektik. Piyango düzenledik. Bir gece düzenledik. En büyük gelir kaynağımız bizim seyirciden oldu. Sokaktaki vatandaşdan oldu. 7 bin 10 bin kişi geldi o stada. İyi takım kuracağız nasıl olacak. Ben teknik olarak anlamam. Bu işi iyi bilen Süleyman Takunyacıoğlu arkadaşımız iyi bilir- Bandırmaspor’a menejer yaptım o dönemde. Kemalpaşaspor’da Murat Alaçayır var. Takunyacıoğlu diyorki Bu adamı almamız lazım. Kemalpaşalı Şükrü Erdem Devlet Bakanı adam. Kemalpaşa’ya yağdırıyor şampiyon olsun diye. Bizim bazı Milletvekilleri de o dönem Bandırmaspor şampiyon olmasın diye yağdırıyor o da ayrı bir konu. Gittiler Murat Alaçayır’ı aldılar geldiler.
Çocuğun evi Kocaeli’ndeymiş. Babasıyla birlikte geldi. 500 milyon lira bonservis bedeli Kemalpaşaspor’a. Murat Alaçayır ilede 600 milyona anlaştık. Babası da o zaman astsubaydı sanıyorum. Yakamda Atatürk Rozeti var. Atatürk Rozetinin hatırına 100 milyon lira indirdi anlaştık. Murat Alaçayır 500 milyarlık topçu oldu memlekette. Buna benzer muhtelif takımlardan muhtelif transferler yaptık. Biz o dönem bir baktık ki 25-30 tane topçu almışız. Bandırmaspor o yıl stada en az her hafta 7 bin kişi 10 bin kişi çekiyordu. 26 maç yaptık toplam 3 mağlubiyetle kapattık o sezonu. İlk devre hiç mağlup olmadık. Deplasmanlmara 2 bin kişi gidiyordum öyle bir ilgi vardı. Hatta deplasmanlarda bizimkiler rahat durmuyor adam memleketinde küfür ettirir mi adama? En sonunda deplasmanlara gelmeyin demek durumuna geldim o zaman.
Sonradan niye bıraktınız Bandırmaspor’u?
Benim neden bıraktığım değil neden aldığım sorusu daha önemli. Ne yaptık biz sanayicimize gittik. Allah razı olsun hiç birtanesi bizi geri çevirmedi. Herkes karınca kararınca destek verdi. Küçük esnaf geri çevirmedi. Binlerce taraftar maçlara gelerek geri çevirmedi. Herkes kendi çapında katkısını sundu. Grupta Bergamaspor var-Bergamaspor’un Başkanı Bergama’nın Belediye Başkanı. En ciddi rakibimiz o. Büyük ciddi rakibimiz Şükrü Erdem yağdırıyor bir taraftan bizde dikili ağaç yok, bir lira para yok. Böyle mücadelelerle boğuşuyoruz ve lideriz. Birtakım insanlar birtakım siyasi çekişmelere girmeye başlamıştı. Siyasi bütünlüğü de sağlayarak tek vücut olalım yoksa biri Belediye Başkanı-biri Spor Bakanı böyle bir mücadelenin içindeyiz.
Bu birlikteliği de sağlarsak ancak aralarından sıyrılırız, bunların düşüncesindeydim. Tuttum Belediye Meclisinden karar çıkartın siyasi iradeyi yansıtalım dedim. Rıfat Serdaroğlu da Bergamalı o dönemde. DYP’nin Milletvekili Bakan o dönemde o Belediye Başkanı CHP’li olmasına rağmen yağdırıyor böyle bir bütünlük var. Bergama içerde dışarda bütün maçlarını alıyor biz de alıyoruz kafa kafaya böyle bir çatırtı var. Belediyeden 1 milyar lira para istetik, 1 milyar hiçbir şey değildi aslında. Bizim aldığımız Alaçayır’ın parası zaten bu rakam. Önemli olan bütünlüğü sağlamaktı. Esnaf bakıyoruz kulübe kendi eliyle para gönderiyor. Belediye Başkanı bize dedi ki “Direk para vermeyiz size suç olur.” Biz de tuttuk Kaymakam Beyle görüştük. O dönemde İsmet Akçabay, Kültür Eğitim Vakfı’nın Başkanı. İkinci Başkanı da Belediye Başkanı Durgut Ergin. Bu talebi vakıf yapsın dedik. O akşam Deniz Balık’ta toplantı yaptık. Vergi Dairesi Müdürü, Kaymakam, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Sanayici İşadamları Derneği Başkanı. Orada karar alındı. Vakıf talepte bulunacak meclisten para vakfa aktarılacak neticede Kaymakam Vakıf Başkanı olarak imzalı dilekçe ile talepte bulundu. Belediye Meclisine havale edildi. Ama gördük ki olayın içine birtakım siyasi polemikler girdi. Ne girdi mesela o dönemde bizim Cemal Öztaylan bir İSKİ meselesi tutturmuştu o dönemde memleket meselesi halinde. İSKİ bantları falan. Biz de “Bandı bırak Bandırma’ya bak” gibi yayınlar yaptık.
Öyle yazdığımız için bize -ki Öztaylan benim arkadaşımdır- Benim arkadaşım olması onun yapmadığı hizmetlere göz yummamız anlamına gelmediği için hep aynı yaptı böyle olunca da karşımıza mecliste bir cephe oluştu. Bandırmaspor İhsan Kuruoğlu’nun babasının malı- Bandırma Kuruoğlu’nun malı sanki. O para bize verilirse biz başarılı olacağız biz başarılı olursak da iyi olmayacak gibi garip zihniyetlerle mücadele başladı. Mecliste ANAP, DSP, CHP’li üyeler olumlu oy verdiler saydı Durgut bey baktı 12′ye 12, bocaladı, şaşırdı parayı kaptırıyor muyuz diye. Kendini unuttu kendi elini gördü. Bir de ben 13′dedi. para verilmedi, reddedildi. Ben arka sıralarda kendimi tutamadım bağırdım “BURASI YUNAN MECLİSİ Mİ?
20 milyarın verildiği dönemde size verilmeyen 1 milyar mecliste gündeme gelmişti .
O zaman Başkan bağışı direk Belediye’den yapamayacağım. KEV’nın ise Gençlik ve Spor Vakfı olması nedeniyle bunun mümkün olmayacağını belirtmişti.
Hiç alakası yok o vakfa da aktarılabilirdi. O dönemde sanki biz direk Bandırmaspor’a para istemişiz havası yaratılıyor. Aslında işin gerçeği o değil bunu herkes biliyor. Biz parayı vakıf kanalıyla istemiştik. Muharrem Şen vardı. Ozamanın DYP şimdinin MHP’li meclis üyesi aynı dönemde Bandırmaspor Yönetim Kurulu Üyesi idi. O da paranın verilmemesi yönünde oy kullandı. Özlem Sönmez vardı o da Bandırmaspor Yönetim Kurulu Üyesiydi. Aynı zamanda DYP Meclis Üyesiydi o kişi çok erkekten erkek davrandı orada paranın verilmesi yönünde oy kullandı. Hatta ilerliyen dönemde meclis üyeliğinden istifa etti. O parayı oradan alamadık.
Daha sonraki kopuşma nasıl oldu?
Buna kopuşma diyemeyiz. Hadise böyle gelişince o moral bozukluğu bir şekilde kulübe yansıdı tabii. Benim açık söylemek gerekirse şevkim kırıldı. Çünkü ortada verdiğimiz bir mücadele var. Resmen kiminle yapıyoruz bu kavgayı; Bakanla, Belediye Başkanları ile falan. Biz bunca imkansızlıklara rağmen bir ortam yakalamışız. Bu ortamı beslemek için de böyle bir öneri ortaya atmışız. Birilerinin keyfi olacak diye hadiseyi sulandırdılar laçkalaştırdılar. Bergamaspor da arayı 3-4 puan açtı. Açınca da kardeşim dedik bu iş kombine bir iş. Bergama o yıl kimseye yenilmedi. O sene sonradan bir önceki maçımızı Bergama ile Bergama’da yaptık. Sadece bize yenildiler kendi sahalarında. Şampiyonluk umudumuz bitmiş. Topçulara dedim ki gerçek şampiyon sizlersiniz en iyi oyuncular da sizlersiniz. Bu herifleri orada yenin ki herkes görsün. Hatta ikinci dönem bu şanssızlıklar olunca bizim hocalığımızı da Takunyacıoğlu yaptı yine. Gittik orada Bergama’yı 5-2 mağlup ettik. Misyonumu tamamladığımı sayaraktan benim iddiam neydi bayrağı yerden kaldıralım, ruhu canlandıralım. 10 bin kişi geldi stada. Siyasilerde mecliste menfi görüş vermelerine rağmen Bandırmaspor ilgi alanlarının içine girdi bir anlamda. Benim görevim de oydu zaten. Benim uzun boylu bunu yapacağım diye de bir iddiam yoktu.
Bandırmaspor’un birtek dikili ağacı yoktu dediniz bu başarıldı mı?
Nispeten başarıldı. Meclisten para çıkmayınca biz o dönemde gittik bankadan 2 milyar lira kredi aldık. Benim başından beri ısrarla söylediğim şu var: “Rastgele birine bırakmayacağım bu kulübü” diye beyanlarım çıktı. Bandırmaspor’un dikili ağacı olması lazım. Mesela bizim Kulüp Başkanı olduğumuz dönemde Petrol Ofisinin bir yeri var 30 dönüm stadın arkasında. Petrol Ofisiyle yazışma yaptık. Dediler ki bu yeri ya istimlak edin ya da Belediye bize bir yazı bildirsin burayı sembolik bedelle satalım. Yalvardım o dönem Belediye Başkanı’na iki satır yazı alsaydım Petrol Ofisi’nin yerini kurtarıp tesisleri dikerdik biz o dönemde. Bandırmaspor’un peşinde koşan 10 bin kişiyle dikerdik yani. O da yapılmadı. Kongreye 2-3 ay kala aday olmadım. Ama aklı başında arkadaşların bu işi götürmesi gerektiğini -o zaman sahip yoktu- Ozan arkadaşımız adaylığını koydu. Daha sonra Durgut Ergin bir şekilde Bandırmaspor’un başını ağrıtacağını bildiği için adaylığını koydu. Biz de oturduk elbette ki Durgut Ergin Belediye Başkanıdır. Netekim birtakım yaptırım güçleri vardır. Dikili ağaçlarının olması için kulübün yaptırım gücü muhakkak olacaktır diye Ozan arkadaşımız adaylıktan çekildi.
Durgut Ergin desteklendi ve ceza olarak Belediye Başkanı Bandırmaspor’un başkanı olmuş oldu. Kongrede söylemiştim o zaman. “Bu ölüm pasajı denilen yer geçmişte Bandırmaspor’un du. Bu yeri Bandırma Belediyesi borç durumuyla almış. Bu yeri tekrar buranın gelirlerini de Bandırmaspor’a aktarın dedim. Bandırmaspor’un lojman olarak kullandığı bir yer va orası da geçmişte Bandırmaspor’unmuş. Bunun da vakfa iade edilmesini istedik. Eski stadyumun olduğu yeri otopark olarak Bandırmaspor’a gelir getirmesi için düzenleyin dedik. Durgut Ergin neticede bunları yaptı. Ölüm Pasajı denilen yeri aldı. Otopark gelirlerini yöneltti. Spor kompleksi olayı gündeme geldi. Petrol Ofisi’nin yeri olmadı ama Belediye kendi yerinden 55 dönüm yer verdi. Normal şartlarda şu anda bir tesisin bitmesi lazımdı. Kötünün iyisi bir hadise var ortada. Hiç yoktan iyi. Uzun senelerden beri yapılmayan bir takım şeyler yapıldı. Vakfın kuruluşuna öncülük ettik, ilk banka göğüs reklamını biz aldık. O gelenek hala sürüyor. En azından mudat bir gelir haline geldi Bandırmaspor’a. 20 milyon bağışla Recep Gençer ucuz kahramanlığı su yüzüne çıktı. O günden bu yana her sene sanayi kuruluşları bir şekilde yardımcı olmaya çalışıyorlar. Durgut Bey’i bu yönüyle Bandırmaspor için tebrik ederim.
Durgut Ergin Bandırmaspor’u bir borç batağı halinde devraldığını belirtti.
Alakası yok. Kendileri siyasetçi olduğu için siyasi bir söylem işin gerçek olmadığını onlarda biliyor. Biz aldık mesela 500 milyon lira borçla Bandırmaspor’u. Dikili ağaç yoktu. Amatör Kümeye düşmekten kurtulmuş maçlara 100 kişi geliyor. Biz aldığımızda geçmiş dönemdeki yöneticilere teşekkür ettik. Bu şartlarda kim hizmet ettiyse Allah razı olsun dedik. Demedik ki Bandırmaspor borç batağında. Aldığımız 500 milyon lira borcun üçte ikilik kısmı ödeyip stadlara taraftar çektik. Bankadan 2 milyar almışız da onu borç bırakmışız. Müsaade ette o olsun. Aldığımız topçunun tanesi 1 milyar lira zaten. O sene kurduğumuz kadrodan, akabindeki dönem ve sonrasında 30 milyara yakın para aldılar. Sadece Murat Alaçayır’ı 4 milyara sattılar. Satılmaması lazımdı da aslında. Bu topçuların Bandırmaspor’a hizmet etmeleri lazım dedim. Onca imkansızlıklara rağmen takımı kurmuşuz devretmişiz. Bir tek Serdar Samatyalı, Gençlerbirliği’ne 10 milyar liraya sattılar. Bizim takıma monte ettiğimiz çocuktu o. 4 milyara Alaçayır, Kartal’a satıldı. Kartal 100 milyara sattı. Şu anda Fenerbahçe’den 500 milyar isityorlar. Ahmet denen adamı Pekim’den sene ortasında aldık. Sırf Talat’ı 100 milyon mu 200 milyona mı ne aldık onu sattılar, 750 milyon liraya. Böyle muazzam birtakım bıraktık yani o takımdan borç bıraktı dedikleri paranın 20 katı para kazandılar.
Kentin sorunlarını sanki kişisel sorunlarınız gibi görüyor ve mücadele ediyorsunuz. Bandırma ile gönül bağınız? Bunu açıklar mısınız?
Okulu bıraktığımda söylediğim düşünce vardı ya insan olan insan önce karnını doyuracak. Gazetenin oluşmasındaki sebepde okulu bıraktığım zaman da ne demiştim önce para kazanalım, kendimizi kurtaralım, ayaklarımızın üzerinde duralım, ondan sonra birinci görev olarak memlekete hizmet verelim. Benim çıkış noktam bu. Severek okuyorum, hiç sınıfta kalmadım, okulu terketmek durumunda kaldım. Ben sivri çıkışlı bir adamım, o dönemde bir ucundan bulaşsaydım anarşi olaylarına ben şimdiye kadar öldürtürdüm kendimi. Gazete işi başlı başına bir bela bana işte. Sonra ben lafımı dan diye söylerim… Dolandırmam. İnsan vardır adama durup dururken dersin ki bu konuya yardımcı ol. Adamın işi değil nasıl yardımcı olacak. Ama bizim elimizde bir imkan var gazete. Birgün Balıkesir’de çıkan Politika Gazetesi’ni okudum. Balıkesir Genç İşadamları Derneği Bandırma’ya kurulması yasalaşan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin Bandırma’ya kurulmasına ne gerek var sayın Valim, gelin biz bunu Üniversite bünyesinde Balıkesir’e kuralım diye bir yazı. Ben bunu gördüm, kayıtsız mı kalayım.
Ne yaptım? Açtım telefonu Sayim Alkazak – Yayın Yönetmenimizde o dönemde- “Oraya bir başlık atalım. Bandırma sanayicilerini ithafen Basiad göreve” diye. Biz şimdiki adıyla Bansiad’ı bu işin içine soktuk. Ali Bor Başkanıydı o dönemde. Olaya hadiseye önemle yaklaştılar. Sağolsunlar. Ticaret Odası devreye girdi, Kaymakam bey devreye girdi, siyasiler devreye girdi falan. Neticede Bansiad aradan sıyrıldı ve barakada da olsa yapıldı. Hatta Balıkesir Valisi Kadir Uysal’dı. Beni aradı “Yerinizi hazırlayın kitapçıkta yer almazsanız kaçırıyorsunuz treni” dedi. Bansiad da apar topar yer yapma kararı aldı. Yeni bir pürüz çıktı. O yerin bir kısmı belediyeye aitmiş. Sedat Pekel kasıyor kendisini. Biz yükleniyoruz. Pekel göreve gibi yazılarla. Amacımız derdimizi anlatmak ve bir an önce yerin halledilmesi. Sedat Beyde ne gerekiyorsa yaptı sonra, sağolsun… Bizim böyle şeyler yapma imkanımız varsa onu yapmayan eşşektir zaten. Kim yapmıyorsa şerefsizdir. Bugüne kadar kim yapmadıyla da yine şerefsizdir. Birçok yatırımda İlk Haber’in önemli rolü var. Eğer bu yatırımların bitirilmesi için makamını kullanmayan kişiler de varsa o da şerefsizdir.
Bu girişkenliğinizin zararını görüyor musunuz?
Görüyorum tabiki. Maddi ve manevi bir sürü mahkeme var devam eden. Mesela bak 95 idi yanılmıyorsam. Cem Boyner konuşuyor, Türkiye’de güzel şeyler söylüyor. Ben de eş, dost arasında tasvip ediyorum söylediklerini.. Daha sonra bana teklif getirdiler. Bandırma’da YDH’yı kur dediler. Ne yapsaydım yani, Muhabbette varım, icraatta yokum öyle mi… YDH’yı kurdum Bandırma’da 150 üye yaptım… Parti Binasını en iyi şekilde tefriş ettik arkadaşlarla birlikte… Herşey oluştu. Sonra dedim ki arkadaş görevse bak ben görevimi yaptım… Karar aldık, Yönetim Kurulu arkadaşlarla. İçimizden bir Başkan seçtik. Adam gibi çekildim…
Kamuoyunda kişiliğinize dönük en ciddi iddialardan biri sizin mafya olduğunuz iddiası bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?
Bu iddia tamamen birtakım insanların fesatlığından kaynaklanan yalanların ürünüdür. Benim bu yönümü yumuşakkarın olarak görüyorlar. Neden görüyorlar? Bandırma’ya ben ne vermişim. Mafya diyorlar. Mafyanın genel tanımı ne? Mafya silahlı bir şekilde örgütlenir, ondan sonra insanlara ekonomik baskı uygular, haraç alır, uyuşturucu ticareti yapar. Gayrimeşru gelir kaynakları vardır, silah satar falan. Bu işleri yapan insanlara mafya deniyor. Mafya bu kadar ucuzsa o zaman herkes mafya. Çetin Altan ne demiş; Devlet mafya demiş yargılanmış. Beraat etmiş. Kahvecilik yapan adamın kapısında bugün iki adam duruyor o da mafya o zaman. Bu mafya tanımını tamamen laçkalaştırdılar. Birtakım insanlar mafya kelimesinin üstüne basıp kendine rant elde etmenin peşinde. Benimle ilgili de birtakım söylentilerin olduğunun farkındayım. Şu memlekette bizden mağdur -İhsan Kuruoğlu’ndan mağdur- İhsan Kuruoğlu’nun yaptığı bir eylemden ötürü mağdur olmuş. Yalnız ehli namus insanlardan bahsediyorum ben. Namussuz ve şerefsiz her kimse zarar görmüş olabilir benden. Ama ehli namus olan bir insanın benden mağdur olması mümkün değildir. Mümkün olmadığı gibi eğer bir insan mağdur olduysa ben de onunla birlikte kavga vermişimdir bu memlekette.
Ama ceremesini çekiyorum şimdi. İnsanların bizim hakkımızda bir takım görüşler bildirmelerine yönelik ben ne yapmışım? Bugüne kadar hiç konuşmadım ben… Alın geçtiğimiz günlerde bir mektup çıktı ortaya… İhbar mektubu… Milli Güvenlik Kuruluna atfen yazılmış… Bandırma’da halk benden yana panik ve infial içindeymiş… Benim iş makinalarım varmış değeri 20 milyarmış. Binek arabamız varmış… Gar Gazinosu, Tır Parkı varmış… Nasıl olurmuş… Belediye ihalesi alıyormuşum ben… Zorla alıyormuşum… Gazetemize zorla haraç alır gibi ilan alıyormuşuz. Vali Alaattin Yüksel’in sözü adalete geçmiyormuş.. Adalet Bakanlığı ve Genel Kurmay el atmalı imiş bu işe…
Böyle aşağılık durumlarla boğuşuyoruz… Kardeşim burası Uganda mı… Hukuk devleti… Her nekadar tartışılsa da hukuk devleti… Biz biliyoruz bunu yazanı. Bana zorla hata yaptırmak istiyorlar. Bunu yazan hırsızı biliyoruz biz. Soruşturma yapılıyor şimdi benim hakkımda 4 koldan 5 koldan… Devletin kurumları. Belli bir ittifak içinde hazırlanmış bu şerefsizce senaryoların Sayın Çapraz tarafından ciddiye alınıp uygulamaya konuyor olması da ayrı bir hadise. Ama devletim temsil ediyor. Ben devletime saygılıyım. Devlet varsa biz varız buna inanırım ben. Evet. Mesela stad meselesinden başlamışız, fakülte olayında beni mutlu eden olaylar bunlar. Git bankaya, benim kredi borcum var, onları ödemek için ben durmadan mücadele veriyorum. Akşamları uyku uyumuyorum. Kasamda üst üste 1 milyar param olduğunu hatırlamıyorum. Ben kapıma gelen tek bir kişiyi boş vermemişim bugüne kadar… Dediğimiz gibi insanın mafya olması için gayrimeşru gelirleri olur insanın. Onlarda bende yok. Senelerden beri ailece kendimi bildim bileli çalışıyoruz. Birikim olarak şu anda olduğumuz noktadan çok daha iyi yerlerde olmamız gerekiyordu. Bizim kötü yaptığımız birşey var hani kedi erişemediği ciğere mundar der. Birşeyler yapmışız.
Bunları parası olduğu halde yapamayan ya da kendine mafya süsü verip de hatta bir takım siyasi partilerin adını kullanıp partiler ile birlikte hareket eden ama herşeye rağmen birşey beceremeyen insanların yapamadıklarını biz doğal bir akış içinde yapmışız. Neler yapmışız? Fakülte mevzuuna değinmişiz, katkımız olmuş. Bandırma-Karacabey çıkışına, Organize Sanayi Bölgesi kaydırılmak istendi. Oralarda şahıs arazileri var. Yüzlerce dönüm muazzam bir rant hadisesi. oradaki rant kavgası bu Organize Sanayi Bölgesini onlarca senelere dağıtırdı. Gönen Taştepe’yi ilk ortaya atan biziz. En uygun yerin oraya olacağını, arıtma üniteleri ile birlikte çorak arazi olması hasabiyle uygun olduğunu dile getirmişiz. Hatta bazı basın organlarına yaşı ilerlemiş bazı abilerimiz de buna karşı çıktılar. Gönen’de Bandırma Organize Sanayi Bölgesi mi olurmuş falan, alakasız şeyler söylediler. Altyapısı oluyor şu anda. İhaleler devam ediyor. Yakın bir gelecekte bu Organize Sanayi Bölgesi oluşacak. Genç ve idealist Bandırmalı arkadaşlar bu konulara sahip çıkıyor… Buradaki çalışmalar birtakım olumsuzluklara sebebiyet vermeden yürüyor; bu hadiseler, buna çomak sokmuşuz. Askeri havaalanımızın sivil ulaşıma açlıması için mücadele verme düşüncesini hep sıcak tutuyoruz. İlk çevre hareketini başlattık.
Bandırma’da. Her mafya bunları yapıyorsa oturalım o zaman mafyalığı kabul edelim biz. İlk Haber mafyası ne yapmış? Körfezde çıban gibi duran Bagfaş meselesini başlı başına bir çıban gibi ele almışız. Tazminat davaları falan halen boğuşuyoruz. Havaya zehirli gaz bırakıyor, doğaya atık bırakıyor, denize tonlarca asit salıyor. Bu kişileri ısrarla göreve davet ettik. Çevre hadisesini gündeme getirdik ve doğal olarak da canını yaktık bazılarının. Bunların gazeteciliğin olunca yüküne rağmen yaptık. Olanca yüke rağmen de tazminatları da ödedik. Çevre Kurultayı’nı topladık 1995 senesinde 1. Çevre Kurultayı’nı yaptık. Çevre Kurultayı’na gelen çevre belediye başkanları, kaymakamlar çok ciddi şeyler tartıştılar. Herkes eteklerindeki taşları ortaya döktü. Oradan sonuç bildirgesi çıktı bir şekilde. Birçok sanayicimiz arıtma ünitelerini kurdular. Bu tip çıkışlarımızın bunlara vesile olduğuna inanıyorum. Uyarıcı ve teşvik edici yaklaşımlarımıza olumlu sonuç veren her kimse ilk önce kendi işinin gereğini yapıyor. İnsan sağlığına saygı gösteriyor. Bandırmaspor’la ilgili görevimizi idame ettirdik o sene. Efendi gibi yaptık efendi gibi de teslim ettik. Turnuvalarımız devam ediyor. Sünnet Şölenleri tertip ettik. Muhtarlıklar vasıtasıyla onlarca çocuğu tespit ettik ve sünnet ettirdik. Faytonlarla çocukları gezdirdik, stada da 10 bin kişiyi topladık. Çok cüz-i bilet ücreti koyduk Cemal Öztaylan ile kavgalı olmadığımız döneme rastgeldi telefon etti. Allah razı olsun İmam Hatip’ten yatakları verdiler bize. Seren Serengil, Demet Akalın, Ayhan Aşan gibi tanınmış sanatçıları da getirdik. Hep beraber coşkuyla orada sünnet şöleni yaptık. Bunlar söylenmez ama şunun için söylüyorum… Bu sünnet şölenini o gün bugündür birçok kuruluş yapıyor. Bu bir örnek oldu. Kimsenin kafasına sıkmadık, parasını da gasp etmedik. Bu hizmetleri verdik…. Bu yaptığımız işler birilerinin hoşuna gitmiyor.
Kimlerin hoşuna gitmiyor İhsan Bey?
Kimlerin hoşuna gitmediği ortada. Sen yanlış yapıyorsun kardeşim kime dediysek onun hoşuna gitmiyor. Kime çevreyi kirletiyorsun dediysek kime siyaseti sen mafya aracı olarak kullanıyorsun adam gibi yapmıyorsun dediysek onun hoşuna gitmiyor. Kimin hoşuna gitmiyorsak, bu insanlar yaptığımız işleri değişik versiyonlarla vatandaşa sunmanın peşine düşüyor bunu da doğal görüyorum. Birtakım kuruluşlarda aynı geleneği sürdürme durumuna girmişler. Bizi mutlu ediyor. Biz daha neler yapmışız? Tüm okullardan yazışma suretiyle ihtiyaç sahibi çocukları tespit edin dedik. Okullar bildirdiler onların yararına yine şölen düzenledik. Safiye Soyman, Nuray Hafiftaş falan… Açık artırmalardan baktık para yok. diğer tarafta giydirilmesi gereken çocukları giydirdik vs. Oradaki amaç ne başaramadık mı diyeceğiz? Başardık diyeceğiz ki, bizler sonrakiler de bizden cesaret alsınlar.
Şimdi bizim Türk Bayrağını yerlere attı PKK eşkiyası. Bu konuda ne yapabiliriz diye düşündük? Sen bu bayrağı atarsan ben de bayrak dağıtırım dedim. Ertesi gün 2 bin tane bayrak sipariş ettim. Bez bayrak nizami ölçülerde. Birde onları yaptırdık. Ticaret Basımevi var. Harun var. Allah razı olsun. Hiçbir zaman bizleri kırmadılar onlara paketlettirdim. Bunları köylerimize, okullarımıza dağıttık. Yine o dönem Talip Yıldız geldi Devlet Hastanesi başhekimi ile birlikte 120 bin nufuslu kentte iki tane ambulans olduğunu, bunların birinin arızalı olması hasabiyle birinin hizmet verdiğini söyledi. Nerede ise 50-60 bin kişiye bir ambulans düştüğünü dile getirdi. Kampanya başlattık 15 gün içinde Bandırmalı hayırseverler insanların desteğiyle bir ambulans parası topladık. Gittik Validen rica ettik, o da bizlere anlayış gösterdi sağ olsun. Bir ambulans da Vali Bey tahsis etti. 15 gün içinde Bandırma’ya sıfır km. iki tane tam donanımlı son model ambulans geldi. Biz bunları yaparken birileri devamlı bir şekilde eriyorlar tabii ki. Kendilerinin çok parası olduğunu düşünen birileri hırslanıyor ya da kendilerine mafya süsü vermek isteyen birileri hırslanıyor. Bu kadar zenginiz bu kadar mafyayız arkadaş, bak bu adam neler yapıyor biz bunu beceremiyoruz gibi eriyorlar. Bunların hepsini biliyoruz biz. Bunların hepsi başlı başına iş. Nelerle uğraştığımızı biz biliyoruz.
Gazete çalışanlarından dışarıdaki vatandaşına kadar herkes bunlar yönünde mücadele veriyor. Keşke tüm mafyalar böyle olsa. Gençlik ve Spor Vakfı düşüncesi vardı bunu destekledik sonuna kadar. Kültürel etkinliklere katkı vermeye çalışıyoruz. Bizlere sanatçılar geliyorlar, bizler de onlara elimizden geldiğince destek vermeye çalışacağız. Örnek olarak ressam arkadaşımız Sırrı Dizdar geldi, onun sergisini açacağız. Adam resim çizmiş, sanat yapmış onu sergilemek istiyor. Benim karşımda eline silah alıpda ben bu memleketin kökünü nasıl kazırım düşüncesiyle hareket eden bir arkadaşımız yokki karşımızda. Davetiye ise elimizde imkan var basarız, kokteyl ise elimizde restaurant var eleman var yaparız. Elimde imkan varsa bu adama destek vermek benim görevim değil mi? Birileri diyor ki bunlar bunları yapıyor, kabahatlarını örtmeye çalışıyorlar. Arkadaş kabahatlerimizi koy bakalım ortaya. Şimdi de il meselesi var. Bu mesele senelerden beri Bandırma’nın hasreti.
Daha önce bir komite kuruldu işlevsiz kaldı. Ondan sonra Osmaniye’nin il yapılmasıyla birlikte bir komite daha kuruldu. Ben de vardım o komitede… Biz diyoruz ki Belediye Başkanının hatta milletvekillerinin bile istifa etmesi lazım.” Biz bunları tartıştığımız zaman da hatta o dönemde bana bi milletvekili abimiz “Sen siyasetçi mi olacaksın İhsan” gibi birtakım bana yaklaşımlarda bulunmuştu. Benim öyle bir derdim yok tabi. Bizi nasıl yorumluyorlarsa… İstifa et dediğimiz için onlara garip geliyor. İzmir’de gidişimiz oldu bu dönemde apar topar operasyonla. Oradan döndüğümüzde Durgut Ergin’in bana bir lafı oldu dedi ki, “Sen yoktun arkadaş biz rahattık. Sen nereden geldin başımıza” Ben yokken Ergin rahattı da ben varken haraç mı alıyordum kendisinden bir beklentilerim mi oluyordu? Hayır alakası yok. İstifa et arkadaş. Bandırma il olsun diyordum. Rahatsızlıkları oydu.
Bunları da espiri olarak algılıyorum zaten. 1996 senesinden sonra bu mafya mufya işleri yoğun bir şekilde bize dönük tartışılmaya başlandı. Biz ne yapmaya çalışıyoruz, millet ne yapıyor? 1996 senesinde işte biz bu işlerle uğraşırken arkadaş biz ne ile yüzyüze kaldık biliyor musun? 1970′li yıllarda okulu bıraktım diyorum ya. Bugün Türkiye genelinde bu örgütsel faaliyetlerden falan bahsediyorlar ya. O dönemde bu teşkilatlardan birine kaysaydım ve hayatta kalsaydım o örgütlerden biri olurdum herhalde. İyi de ben oradan kaçtım. Benim derdim dediğim gibi memleketi kurtarmanın yolunun çetecilik yapmaktan değil, Türk insanını kalkındırmanın yolunun her bireyin kendi üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğinden geçtiğini biliyordum. Bu aynı koşullar benim karşıma 1996 senesinde tekrar çıktı. Nasıl çıktı? Bir baktık çatır çatır işadamları vurulmaya başlandı Bandırma’da. O dönemde özellikle birileri geldi Servet Altuncu’yu vurdu.
Peki neden Bandırma’da başkası değil de sizin isminiz geçiyor?
Ben de derdimi anlatmaya çalışıyorum işte. Bandırma’da birilerine ateş ettiler. O dönemde memlekette Vali yok. Sen devlet misin diyeceksin bana, ben devlet değilim ama vatandaşım. Emniyet Müdürü yok tayini çıktı. Bu döneme en büyük tepkiyi gazete olarak biz o aşamada verdik. Biz ne diyoruz ki bu memlekete yol lazım, üniversite lazım. Bu memleketin sorunu… Bu memlekette gelip birileri işadamlarına ateş ediyorlarsa bu da memleketin sorunu… Birileri fabrika kuracağım diye birilerini dolandıracaksa ona çanak tutan bazı basın var. Ama memleketi ilgilendiren, onların menfaatlerine ters düşen olaylarda yok. Böyle birşeyi kabul etmem ben. Sıkıntımız, bizim mafyalığımız oradan geliyor işte. Çıktık dedik ki arkadaş sen nasıl memleketin işadamına ateş ediyorsun açık açık bunu ortaya koyduk ve senin ismin bu dedik. Ey memleket neredesin dedik. Bu boşluklar Ankara’dan kaynaklanan bir problem. Biz bunları ortaya koyunca kafanıza sıkacağız sizin, diyen kişilerle. Sizde bilirsiniz. Kovalamaca oynamaya başladık buralarda.
Biz ne demiştik; Bandırma’nın şu yatırımları var yapılacak, onlarla mücadele ederken karşımıza böyle bir kavga çıktı. Bana ne de diyemedik. Deyince de ters düştük. Ellerinde liste gelmişler bu adamlar… Masraflarımızı alalım gidelim noktasına geldiler… Ben kapıma gelen hiç bir insanı boş çevirmedim hayatımda… Kucağıma düşen hiçbir olaya beni bağlamaz demedim. Yazıyoruz falanca yanlış yapmış. Öbür tarafta adam elinde silahla gelmiş birilerinin vücuduna kurşun yağdırıyor. Kimse de demedi o dönem “İhsan Kuruoğlu kardeşim biz seni koruyalım, sen böyle yazıyorsun, ne alakası var” diye tam tersine Balıkesir Emniyetinden talimat geldi Bandırma’ya, İhsan Kuruoğlu kimdir, bu herifin üstüne gidin diye… Bunları yazar çizerken Nihat Camadan diye bir İl Emniyet Müdürü geldi bu dönemde. Ben çok iyi biliyorum ve bunun canlı şahitleri de vardır. Bandırma emniyetine talimat verirdi İhsan Kuruoğlu’nu rahatsız edin bakalım diye. Nedir böyle herşeyi yazıyor, çiziyor diye kimdir bu adam. Mafyaymış bu bak herkese sarkıyor falan… Ben kimseye sarkmıyorum ki ben adama çevreyi kirletiyorsun kardeşim, sen bu adama neden ateş ediyorsun kardeşim demişim. Biz öyle demişiz diye memlekette mafya olmuşuz. Biz çevreyi kirletiyorsun dedik herif mektup yazdı mafya bu diye. Bak şimdi de hırsızlar yazıyor aynı mektupları…
Ama Allah’ında devletin de bir adaleti bir şekilde tecelli ediyor… Camadan, çetelerle ilişkisi var diye açığa alındı sonraki dönemde… Ben mafya olsam kardeşim sen çevreyi kirletmeye devam et ama o arada bana da parayı ver derim. Adam da zaten onu teklif ediyor. Esas mafya orada. Bandırma Emniyeti o dönemde Balıkesir ile ters düştü ben çok iyi hatırlıyorum. Buradaki emniyet beni tanıyor, benim ne yapmak istediğimi biliyor zaten. Bunun ardından ne yaptılar; Mazlum Kırmızı diye yeni yetme bir müdür vardı. Erdek İlçe Emniyet Müdürlüğüne atandı. Vazifeyi o dönemde ona verdiler. İhsan Kuruoğlu’na ne gerekiyorsa yapın. Erdek’e gidiyorum bakıyorum hergün arıyorlar beni. Erdek’te evimiz var yazın her akşam gidişimde hiç aksatmadan donuma kadar arıyorlar. Zeytin ağaçları etrafında evimin bahçesinde polisler var, arıyorlar birşeyler… Benim evime aileleriyle birlikte misafirim geliyor, onların yolları kesiliyor, geceyarısı onları arıyorlar, arabalardan indiriyorlar, taciz ediyorlar. İşyerimde 30 kişi çalışıyor, onların yolları kesiliyor, geceyarısı onları arıyorlar, arabalardan indiriyorlar, taciz ediyorlar. İşyerlerime 30-40 kişilik gruplar geldi sindirmek amacıyla. Doğru bildiğimiz ertesi gün yine yazıyoruz, hiçbir zaman da kuyruğumuzu apış aramıza sıkıştırmadık. Mazlum Kırmızı, şimdi Hakkari’de…
Bu dönemde İzmir Operasyonu gerçekleşiyor bu nasıl oldu?
Şimdi benim öyle bir ortam içinde, köşe kapmaca oynadığım bir ortam içinde silah edinmemden daha doğal birşey olabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde silahım yok diyen yalan söyler. Benim silahı elimde belimde kim görmüş. Silahla ben kimi taciz etmişim? Benim ruhsatlı silahım vardı o da operasyon çerçevesinde alındı. İzmir’de bir vesile ile temasım olduğu, bir vatandaşa operasyon yapıyorlar çete operasyonu. Benim de o şahısla temasımın olduğu şeklinde istihbarat alıyorlar. Mahkeme ve sorgulama safhasında ortaya çıktı. Benim sadece 15-20 günü kapsayan İzmir’de işlerim var, benim o eskiye dayalı. İzmir’e gider gelirim otelde kalırım. Bu arkadaşlar, benim yanıma gidip gelmişler. Otel kayıtlarından bağlantı kurarak beni operasyon çerçevesine dahil ediyorlar. Burada bende silah bulunmasının İzmir’deki operasyonla hiçbir ilgisi yok. Bendeki silah benim o dönemde burada yaptığım bir kavganın neticesi olarak edindiğim silahlar. Benim belimden bir tane silahım alınıyor. Kasamdan bir tane alınıyor. Kasamda yine iş ortağıma ait silah çıkıyor. Mermiler çıkıyor.. Benim bir de av tüfeklerim vardı. Kanun diyorki ruhsatlı bu. Hatta benim tüfeklerim taşıma ruhsatlı. Kanun diyor ki taşırken kılıfında olacak. Bırak kılıfı restaurant kasasında taşınmaz birhalde kılıfında duruyor. Bir yaygara kopardılar tüfekler bulundu, mermiler bulundu, silahlar bulundu diye, bizi götürdüler. Bu aşamada gayri resmi ben de bulunan silah iki tane. Bunun da ben doğal olduğunu söylüyorum ve hala da o iddiadayım.
O silahlarla ilgili de mahkemede yargılanma devam ediyor. Adalet ne ceza verecekse onu kabul ederim ve çekerim. Başkaları gibi inkar da etmiyorum açık açık benim iki tane ruhsatsız silahım bulundu diyorum. Sebeplerini de ortaya koyuyorum. Birileri diyebilir mi ki İhsan Kuruoğlu bu silahlarla birisine giderek haraç istemiş onu mağdur etmiş. Böyle birşey sözkonusu olamaz. Benim burada verdiğim mücadeleler çerçevesinde edindiğim bu gereksinim bir talihsizlik olarak da bu İzmir operasyonu ile birlikte bütünleşti ve ortaya sanki böyle çete gibi tablo çıkartıldı. Biz buradan gittik hesap verdik İzmir’e. İzmir’de 14 gün sorguda kaldım.9. kat diye bir yer var insanı aynalı odalara sokuyorlar. Soyun çocuğum diyorlar adama. Herhalde kanunlarda yeri vardır bunun. Almak istediklerini almaya çalışıyorlar. Boynumuz kıldan ince dedik. Herhalde devletimiz böyle gerek görüyor ona da tamam dedik. Oramıza buramıza bizim ceryanlar bağladılar. Saatlerce elektrik verdiler. Sordular sen çetesin eylemlerini anlat. Yok ki ben ne anlatayım. Eylemi olan anlatıyor zaten orada. Eylemi olan orada bülbül gibi ötüyor. Anlatmıyorum derse yalan söyler. Eylemi olmadığı için de ifadelerime böyle bir anlatım yansımadı. Ama ben bu işkenceyi de gördüm. İnanmıyor ki karşındaki adam sana. Bakıyor heybetli bir adam duruyor, Bandırma’da esiyormuş, yağıyormuş, gürlüyormuş. Ne yapıyormuş İhsan Kuruoğlu? Birilerinin kovanına çomak sokuyor. Bir güç var karşımızda. O mihraklar istihbarat veriyorlar. Aman aman diyorlar. Balıkesir Emniyeti bizzat talimat veriyor, Erdek senelerden beri memleketim olmuş. Annem Erdek’li… Erdek’e neredeyse beni sokmayacak adam.
İnanmıyor oradaki adam da veriyor gazı. Askımış Filistinmiş, sular var birşeyler var. Orada devlete ödediğim vergiler elektrik ve su olara bana geri döndü… Ama olsun… Bir de espiri anlatayım size. Hani cereyah verdikten sonra su içmek istiyor insan içi kuruyor çünkü… İşkenceden çıkana “SU İÇME” diye tembih yapıyorlar. Unutmuşlar… Bana yapmadılar, dayandım suya. Amanın… Oda ne bir daha çarpıldım iyi mi… İnsan oradan çıktığı zaman vatan haini olur. Ama ben ne yaptım tam tersini yaptım çıkınca herkese Türk Bayrağı dağıttım.
İlk mahkemede mi serbest bırakıldınız..?
Bizi tutuklamaları doğal, ortada bir çete operasyonu var. Bir de İhsan Kuruoğlu var. Herşey karmakarışık. Neyin ne olduğu belli değil. Türkiye’de adalet var. Her ne kadar tartışılsa da bir şekilde dürüst insanlar var bu memlekette. Orada da netice itibarıyla dosyalar açıldı. İhsan Kuruoğlu’nun herhangi bir çetesel faaliyeti bulunamadı. Tahliye oldum ilk mahkemede…
Siz de bir gazate sahibisiniz. Medyada lanse edildiniz çete üyesi olarak, hakkınızda kesinleşmiş bir yargı sonucu olmadan bu şekilde lanse edildiniz. Boy boy resimleriniz, televizyonlarda görüntüleriniz çıktı. Sizi tanıyan, tanımıyan insanlar farklı bir Kuruoğlu ile karşılaştı. Sizde nasıl bir esinti yaptı? Siz de bir basın kuruluşu sahibisiniz aynı zamanda?
Orada insan birtakım gerçekleri görüyor. Bu memleketin neden bu hale geldiğini doğal olarak görüyor. Bir de ben şu yargıya vardım. İnsanlar Türkiye’de birilerini kabadayılıktan alıyorsa işkenceye, o insan çıkınca daha fazla kabadayı oluyor. Siyasi yönden alıyorsa çıkınca daha fazla anarşist oluyor. Benim branşım teröristlik olmadığı için o hırsla ben bir de dergi çıkardım onun yanına. Sosyal birtakım olaylar yapmaya çalıştım benim işim bu. Daha çok hırslandım hangi yolda kendi bildiğim yolda hırslandım. Çıktık ilk mahkemede de tahliye edildim. Orada langırt diye durup dururken kimseyi tahliye etmiyorlar. Kimin merağına sarıyorsa bu adam çeteciydi nasıl tahliye edildi diye merak ediyorlarsa gitsinler ifadeler orada. Mahkeme orada…
Medyanın yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Orada yargısız infaza uğradım. Beni götürdükleri dönemde 46 adam topladılar, o çocukların kimisi pompacı, kimisi simitçi, bir sürü insanlar var orada. Bakınca çete falan emniyetinde bir ayıbı gibi. Adamların ayağında ayakkabıları yok, ayakkabısız çete olur mu? Çetelerin çok güzel şeyleri olması lazım. Elebaşı dedikleri insanlar yakalanmamıştı o dönem… Tuttular orada dediler ki bu Bandırmaspor Başkanı, Gazete Sahibi… Vitrin yaptılar orada. Vitrin olarak kullanıldım. Günlerce de İzmir Basınında hep gündemde tutuldum. Mesela birtane de Albay vardı emekli. Zamanın birinde operasyon yaptıkları ve çete reisi olarak tabir edilen şahsa silah hediye etmiş bir tarihte. Bu mahkeme safhasında belli oluyor. Adamla da 60 gün cezaevinde beraber yattık. Birtakım gerçekler kendiliğinden çıkıyor zaten. Adamın silah hediye etmekten başka hiçbir ilişkisi ve bağlantısı yok. Ama bu adamı vitrin yaptılar. Türk Silahlı Kuvetlerine ait Albay’ın içinde bulunduğu çete falan böyle vitrin edildi. Medyanın da işine geliyor. Biz de gazetecilik yapıyoruz. Hala daha burada karşıyım ben. Adamı alıyorsun bu adam gaspçı diye fotoğrafını çekiyor emniyet. Biz mümkün olduğu kadar bu tür olayları resimsiz girmeye çalışıyorum. Hırsızlık olaylarında ise onlar zaten basit onlar da yapmasınlar artık. Adam mahkemeye gidiyor ve salınıyor. Emniyet suçlu ilan etmiş onu, resim çektirmiş. Bizde aldık onu bastık. Ne olacak bu adamın hakkı hukuku yok mu? Çıkarttılar bizi koyun sürüsü gibi aynı pozisyonlara mağruz bırakıldık. Hatta 46 kişi çıkardılar önce beni öne doğru zorluyorlar çektiler bi güzel her açıdan..!. Ondan sonra 44 kişiyi ayırdılar. Albayı da soktular 2′li olarak bizi çıkarttılar. Beni Albaya kelepçeliyorlardı zaten.Çünkü çetenin çete olması için biraz vitrin lazım. Diğer adamın ayağında ayakkabısı bile yok. Ayakkabısız çete olur mu? Ayıp. Her neyse mahkemeye çıkarttılar bizi ve mahkeme de neticede saldı.
Bu olayların üzerinden yaklaşık bir yıl gibi bir süre geçtikten sonra Yörük meselesi ile ilgili gözaltına alındınız.
O Tefeci meselesi başlı başına bir hadise. Bizim yaptığımız icraatlar bir şekilde işine gelmeyen insanların, bizim mesela tefecilerle ilgili çok geniş kapsamlı yayınlarımız oldu. Tefeciler ne yapar? Adama faizle para satar. Bunlar çetelerden daha tehlikeli. İcabında teröristin bile yapmaktan yüksüneceği, elini vicdanına koyduğunda yapmayacağı şeyleri yapıyorlar. Adam 10 lira veriyor. O para oluyor ayda 20 lira. O para gününde ödenmedi mi o adamı gidiyor icraya veriyor. Devletin güçlerini kullanıyor. O gayri resmi kazancı elde etmek için devletin polisini de yanına alıyor. Adam fakirin kapısını kırıp evine giriyor. Evde yanan sobasını alıyorlar. Soğukta bırakıyorlar. Beşiğinden çocuğunu alıyorlar, kenara koyuyorlar, beşiğini de alıp götürüyorlar. Bu adamlar bence teröristten daha tehlikeli. Bu ve buna benzer yaptırımları uygulayan bu tip şahıslar her türlü yalan, dolanı, riyaya açıklar. Bunlar herşeyin parayla halledilebileceğini sanan tiplerdir. Bir Allah’ın kuluna 10 paralık faydası olmayan dediğim gibi köylünün altından traktörünü alan, zora düşmüş insanlar gidiyor bunlara. Tefeciler de artık bu insanların celladı oluyorlar, iplerini çekiyorlar. Zaten zorda bu adam, iyice zora giriyor bu faiz yüküyle birlikte. O da gidip ipini çekiyor.
Ben insanlara neler verebilirim diye mücadele ederken bu tip insanlara sempati ile bakmam mümkün olabilir mi? Bunların alayına nefretle bakıyorum ben. Alayı da şerefsizdir ayrıca. Mustafa Var denen şahsında işi ona benzer bir hadise. Bizim Kadıoğlu ile ilgili büyük yayınlarımız olmuştur mesela. Ben öğrendim Mustafa Var denen şahsı ilk hastanede ziyaret eden kişi de Kadıoğlu’dur mesela. Bu adam kesin şerefsizlik yaptı, ahlaksızlık yaptı vuruldu. Şimdi bunu sanki ondan haraç isteniyormuş gibi bize çete süsü verilmek istendi. Farz edelim ki ben o adamı vurdum-ben bunu daha önce gazetede de açıkladım. Ben o adamı vurmak zorunda dahi kalsam haraç için vurdurmam mümkün dahi olamaz. Bir adam bana küfür eder, ekmeğimle oynamaya çalışır, ben o insanla hukuk yönünde mücadelemi yaparım bir yere kadar. Bir yerden sonra ümidimi tükendiği bir anda bunu yaparım. Ama o adamdan haraç istemişim de onu vurdurmuşum gibi bana yapılan uygulama ağrıma gitmiştir. Mustafa Var denen şahsı tanırım. Kendisi tefecilik yapar. Orada Yörük Mustafa bir şekilde kullanıldı. Bu adamın ifadeleri son derece çelişkili ifadeler zaten. İlk ifadesinde 4 milyar lira haraç istediğimi söylüyor,sonra çeviriyor 1 milyar diyor,olmadı bi ifade daha alıyorlar kardeşine araba sattıydım ordan alacağım vardı diyor..Yani adam yalan söylüyor..Beni tehdit etti diyor güya iki katlı bürolarının üst katında paralel telefondan oğluda şahit oluyor benim tehdit ettiğime..Tespit istiyoruz op tarihte iki katlı büro falan yok ortada. Tam komedi yani.Konu mahkeme safhasında olduğu için detaya girmek istemiyorum. Mahkeme sonucunda da doğru bildiklerimizi anlatacağız. Olay basit bir yaralama hadisesi. Olayı birileri çetesel bir döngüye sokmaya kalktılar. Neticede hiçbirşeyin olmadığı da ortada.
Bizim bugüne kadar yaptıklarımız suçsa bundan sonra yapacaklarımız bizi kesin idama götürür. Biz herşeyden önce bugüne kadar ne yaptıysak bundan sonra da aynı şeyleri yapacağız. Gazetecilik yönünde birtakım atılımlarımız olacak. Baskısından ulaşıma kadar yenileyeceğiz kendimizi. Mümkün olabilse de tüm Türkiye’ye derdimizi anlatabilecek bir yayıncılık yapabilsek. Geri dönmeye de niyetimiz yok. Yıldırmaya çalışıyorlar tabii. Bir takım varyasyonlarla en fazla Pirenlik Kırı’na kadar gönderebilirler ama oradan daha uzağa gidecek halimiz de yok.
Gazetenin paravan olarak kullanıldığı diğer taraftan yerel yönetimlerden ihalelerin alındığı iddiaları var. Bunları nasıl yorumluyorsunuz?
Benim babam Sami Kuruoğlu 1960′lı yıllarda Bandırma’ya iş makinasını ilk getiren insandır. Bandırma’da elinin değmediği taş yoktur. 40 seneden beri de bu işi yapar. Ondan önce de dedem bu işleri yapardı. Cumhuriyet’ten beri atalarım benim bu işi yapar. Bandırma Belediyesi kuruldu kurulalı da belediyenin bu işlerini benim sülalem yapar. Dedem yapmıştır, babam yapmıştır, her ne hikmetse bir ben yapmamışımdır. Neden yapmamışımdır. Benim kafama sarmaz belediyenin incikli cincikli işleri. Belediyede iki türlü iş vardır. Bir emanet usulü yapılan işler, ikincisi ihale usulü yapılan işler.İhale usulü işlerde müteahhitlik karnesi falan isterler. Benim atalarım bu işleri pratikten yaptığı için, ki müteahhitlik karnesini yakın bir zamanda kardeşim aldı. Esas para kazanılacak Bandırma Belediyesinin bugüne kadar çıkmış hiçbir işine biz girememişizdir. Birileri gelmiştir sağdan, soldan ve işlerin hiçbiri de zamanında bitmemiştir.
Benim atalarım emanet usulü olan müteahhitlik karnesinin sorulmadığı işleri almışlardır hep. Belediyeden her çeşit partiden insan geçmiştir. Gerek dedem gerekse babam kanalizasyon yapar, içinden insan dışkısı geçecek, üstü kapanacak, bunun sağlamlığı önemli, yamukluğu önemli değil ama şakülü yamuksa onu kırdırır yeniden yapar öyle hasssastır. Cumhuriyet’ten beri bu işleri yapıyorlar diyorum. Babamın altında bir Tipo arabısa vardır, bir tane de dairesi. Mevcut zamanında kazandıklarını da iyi niyetinden dolayı kaybetmiştir. İki tane üç tane iş makinesi vardır. Onlarında banka borçları vardır. Şu anda bulunduğu yerin yüz misli daha yukarısında olması lazım. Senelerden beri de bu belediyenin işlerine falan girmeyin demişimdir. Çünkü iyi para kazandıran işleri zaten başkaları alıyor. Babam bazı dönemlerde kaçmıştır bu belediye ihalelerinden. Anoslarla babamı aramışlardır; “Sami Kuruoğlu gel sel bastı” vs. böylesi altyapıyı da iyi bilen bir insandır. şu anda kardeşim Osman Kuruoğlu ile birlikte çalışıyorlar. Hayatımın hiçbir döneminde Belediyeden iş almadım. Askerden sonra tek birtane var sanıyorum. Onu da çok acele babama devrettim uğraşamadım. Benim babamlarla ekonomik hiçbir bağım yoktur ama manevi bağım çok güçlüdür… Ve kendi şahsıma da hiçbir ihale almamışımdır. Durgut Ergin döneminde de işler almışlardır. Sedat Pekel döneminde de almışlardır. Ondan önceki başkanlardan da almışlardır ve senelerden beri bu işi yaparlar. Yarın benim ailem, biz belediyeden iş almıyoruz dese adım gibi eminim gelip kendileri teklif edeceklerdir.
Peki dedikoduları niye, kim çıkartıyor?
Dedikoduları da yine aynı güçler aynı mihraklar çıkartıyor. 1992 yılında kurulduk, Sedat Pekel başkan idi. Sedat Pekel aleyhine bizim gazetemizin yazdığı kadar hangi basın yayın yapmış. Sedat Pekel’den benim babam iş almaya devam ediyordu o dönemde. Hatta kendi ailemle ben zaman zaman ters düşüyorum bu konuda. Yukarda biz Tır Parkında kiracıyız, gazeteyi de orada basıyoruz. İşin ilginci. Bu baskılar olurken Sedat Pekel ile çatır çıtır kavga etti bu gazete. Bunun hakkında yazı yazarsam ihale alamam diye bir kuşkum olsa veya ben burada onun kiracısıyım bana zarar mı gelir diye düşünseydik tek satır yazabilir miydik? Durgut Ergin içinde aynı şeyler geçerli. Bandırmaspor döneminde olsun, diğer dönemlerde olsun en ağır ithamlar İlk Haber Gazetesi’nde yayınlandı. Biz Durgut Ergin ile bir konuda hem fikiriz. Onun Bandırmaspor Kulübü Başkanlığı yaptığı dönemde her türlü alanda Ergin’in yanında olmaya çalışmışımdır. Neden Allah’ın doğrusu bir… Ben Durgut Ergin ile kapışacağım diye Bandırmaspor’a zarar verebilir miyim verenler veriyor. Bize 1 milyar lira vermedi duman etti bizi. Kendisi döneminde 20 milyar verdi. Biz bunu da alkışladık verilsin dedik.
Neden bize 1 milyar vermedi de şimdi bunun 20 katı parayı veriyor diye çığırtkanlık yapmadık. Biz o ucuz düşünen şerefsizler gibi düşünseydik bu insanlardan intikam almaz mıydık? Bizim Durgut Ergin ile aramızda müspet yönde yaptığımız yayın Bandırmaspor ile sınırlıdır. Bandırma’nın su problemi varsa yok mu dedik? Yol problemi varsa yok mu dedik. Bandırma’da yatırım yapılıyor herşey çok güzel mi dedik. Çıksın birisi söylesin bunu. Aksine her zamanki çizgimizi izledik doğruya doğru, eğriye eğri dedik. Hem de kimsenin demediği kadar. Ailemin zaten kazancı varsa hafriyatçılık işindendir. Belediyeden emanet usulü işlerle birşey kazanmıyor bunlar. Benim babamın dün yanında çırak olarak çalışan adamların bugün trilyonluk makine parkları var. Kim neyin peşinde? Mercedese biniyormuşum. Sana ne kardeşim… Ben buna 20 senedir biniyorum…
Gar önünde otopark var… Zorla aldığımız iddia ediliyor…
90-91 yıllarıydı sanırım. Bir gün yerel gazetede gördüm… Bizim Gar Restaurant’ın önü park alanı, feribot bekleme otoparkı… İhale ediliyor… Allah Allah dedim kapımızın önü haberimiz yok… Araştırdım neyse ben de tabilim yani… Bir baktık ki çakal, çukal bir yığın meraklısı var… Türkiye’nin dört bir yanından meraklısı var… Park mafyası var, Lunaparkçısı var, PKK’lısı var… Burası Bandırma’nın bir nevi kapısı, aynası… Hem bizim mekanımızın girişi… Gittim oraya… Sahip çıkalım bu kapıya dedim kendi kendime… İhaleye girdim. Kaça kaça aldım… Bazıları ile temas ettim… Girmeyin arkadaş dedim… Bizim kapımızın önü… Tanzim ettim orayı yemyeşildir orası… Bekçiliğini yapıyoruz devlet mülkünün o gün bugündür… İnsanlar ekmek yiyiyor oradan… Bir nizam oluşuyor, aldıkları para araçlardan 20 bin lira. Ben daha on para cebime koymuş değilim. Ama benim kaderim mi ne? Devletin yatırım yapıp “İşte size feribot otoparkı” dediği ve işletmeceliğini kiraya verdiği alanda “bunlar mafya, gelirini kurutalım” tezi ile ters kapıdan giriş verip orada sağlanan bir düzeni darmadağın edip Adnan Menderes Bulvarına yığdı araçları Sayın Çapraz… Bulvar karşısında da devletin 9 tane trafik polisini dikti oraya trafiği düzeltsin diye… Bu aklı da kendisine veren Erdem Özcan, Bagfaş’ın sözcüsü… Olur mu böyle şey ya… İnsan ekmeği ile oynamak… Düzen kurmak iken göreviniz düzen bozmak..!
Fabrikalardan zorla ilan alındığı iddiaları var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz kimseden zorla ilan milan almıyoruz. Doğruları ortaya koyduğumuz için Türkiye’de yerel anlamda en çok okunan gazete bizim gazetedir. Biz biraz daha gayret etsek bugünkü trajı sekize katlarız. Yerel anlamda fazla gazete basmak kar anlamına gelmiyor. Bu yüzden de sınırlı tutarak 1300 ile 1500 arası gazete basıyoruz. Bandırma’da basılan gazetelerin toplamını geçer. Bunu biz kimseye zorla satmıyoruz. İnsanlar bu gazeteyi okumak istiyorlar. Çünkü haykırmak istedikleri şeyleri burada buluyorlar. Bunun da doğal bir yansıması olarak da insanlar bu gazetenin yaşaması için geliyor buraya ilanını veriyor ki bayramlarda çok daha yoğundur. Balıkesir’de dahil bizim baskımızı yapan gazete olmadığı içinde ilanının, reklamının daha geniş kitlelere yayılması için bizi tercih ediyorlar. Hiçbir Allah’ın kuluna sen bize ilanı vereceksin diye baskı yapabilir miyiz? Böyle birşeyi mantık kabul eder mi? Söyledik ya işte Mauri Maya’nın ilanını reddettik, okuyucu yanlış değerlendirir diye. Bu iddialara yine bir takım şerefsizler güruhunun damarında kan yerine irin dolaşan bir takım basiretsiz zavallı insanların, kendini birtakım siyasi antraksiyonlar içine atarak kendini kabadayı tanıtıp da bunu hiçbir zaman kendine yakıştıramayacak olan insanların. Onun dışında cebinde bir çuval parası olupta onca parasına rağmen hiçbir şekilde bir yere birşey koyamayan insanların cemiyet başkanlığından başka bir işi olmayan bunları kendine iş edinmiş, hırsızlığı kendine iş edinmiş insanların oturup kara kara düşünüp, fesatlık içinde ortaya koydukları yalan, dolan hadiselerden kaynaklanan çirkinliktir. Önümüzdeki günlerde deşifre olacaklardır… Benim veremeyeceğim tek bir hesabım yok… Onlar düşünsün… Adam olsunlar erkek olsunlar… İmzasız, isimsiz mektupların arkasına sığınıp entrika peşinde koşanlar bunun hesabını verecekler… Biz bayramlarda seyranlarda yüzlerce ilan veriyoruz. Devletin güçleri bu insanın kapısını tek tek çalarak sorsunlar acaba birinden böyle ilan alınıyor mu? Bu mümkün olabilir mi?
Bak, ben size birşey söyleyeyim… Bu kentte devleti temsil edenlerle siyasiler arasında adam gibi uyum olsa 5 yıl önce başlayan yatırımlar süratle bitirilse, yol alınsa 5 yıl içinde Bandırma’da nüfus 250 bin olur… İnşaatçısı, mimarı, nalburu, bakkalı, ayakkabıcısı, işçisi vs. Herkes ama herkes görür bunun nimetini… Sırf üniversite 15 bin nüfus demek… Gümrük başlı başına 20 bin nüfus demek… Hastanesi… Organize Sanayii, Havaalanı, Limanı vs… Ama 4 yıl önceki ritm yok. Bugün Bandırma’da… Bugün devletin temsilcisi düşmüş kendi derdine… Yetkililerin de işleri zorlaşıyor bu noktada… Bizim bunlara bakmamız lazım… Buna kafa yoruyorum işte ben. Ama gününü gün etmek isteyen bizim adımızı mafyaya çıkarıyor… İşine gelmiyor… Bak bir de imzasız mektup çıktı başımıza… Hırsızın mektubu okunur mu?.. Biz nelerle uğraşıyoruz bunlar neyin derdinde…
Bir de anımı anlatayım ben sana… Birgün İstanbul’dan yoldan gelmiştim… Gazeteye uğradım… Montaj bitmiş, baskıya girecek. Gazeteye attıkları manşet hoşuma gitmedi… Aynı haber çıkmıştı diğer gazetelerde… Bunu değiştirelim dedim… Yayın yönetmeni suratıma baktı… Hani bu saatten sonra olur mu gibi… Siz bekleyin ben size manşet vereceğim dedim. Odama geçtim, düşündüm… Aklıma hani bu restaurant işine bulaştık ya… Orada gördüğüm bir husus geldi. Bizim bölgemiz turizm bölgesi… Gönen’i, Erdek’i falan… Kalifiye eleman yok, garsonu vs… Hep kaşarların elinde kalmış bu iş… Oturdum yazdım. Dedim ki “… Bandırma’ya Turizm Meslek Okulu Açılıyor (mu)?… İhtiyaçtan bahsettim… Ertesi gün Gönen, Erdek, Bandırma Belediye Başkanlarının görüşlerini aldık… Vekillerimizin görüşlerini aldık… Bak bugün Erdek’te Turizm Meslek Yüksek Okulu var… Yer problemi doğdu tıpkı Bandırma gibi… Ama öyle bir savaşımın burada verilmiş olması örnek teşkil etti, kolay aşıldı problem…
Trafik için inşa edilen Erdek girişindeki yer acele tahsis edildi… Bugün orada eğitim görüyor insanlar… Böyle bir ahenk vardı… Bütün siyasi ve mülki erkan elele verdi oldu bu işler… Bizimkiler mafyacılık oynuyor bugün Bandırma’da… Kahrediyorlar insanı… Bak Yüksek Okulda Profesör feryad ediyor bugün… Türkiye’nin beyaz et ambarı Bandırma… Hoca diyorki “kanatlı hayvan besiciliği ile ilgili yüksek okul açacağım ama ne yer var ne yurt”… Diyorki “Fakültemizin durumunu ilgi gerektiriyor” Kim eğilecek bu işlere, kim getirecek kamuoyunun gündemine… Biz hırsızların imzasız ihbar mektuplarıyla uğraşmaktan… Ama düzelir… Bandırma ve Türk Yurdu kalmaz hırsızların, basiretsiz idarecilerin ittifaklarına… Allah yardımcımız olsun…
1998