Gerçek demokrasi mi demokrasi bezirganlığı mı?

Posted by Editör on Perşembe, Ekim 15, 2009, 19:17
Bu Yazı Engin Arıcan Kategorisinde ve 0 Yorum var.

arka-pencere-200x117Kent gündeminde siyasi anlamda bir ayarsızlıktır gidiyor.
29 Mart yerel seçimleri öncesi ve sonrası ile ilgili yerel basında çok şey yazıldı ve çizildi. Aslında bir yönü ile yerel basın üzerine düşeni fikir bazında ve haber açısından fazlasıyla yaptı. Bundan sonrası içinde eksik ya da fazla yerel basının sorumluluğunu fazlasıyla yapacağına inancım tam..
Burada özellikle de siyasilerce ayırt edilemeyen önemli bir konu var.
O da, yapılan haber ve yazılan yorumlara karşı genelde kişilerden kaynaklandığısanılan bir tahammülsüzlük var.
Örneğin, “A” gazetesinde şu veya bu parti ile ilgili ya da bir genel ya da yerel siyasi temsilci ile ilgili bir haber mi çıkmış, köşe yazıcısı bir makale mi yazmış, hemen haberi yapan gazete, haberci ya da köşe yazarı ile ilgili yorumlar başlıyor.
Genelde bu tür yorumların çok hoş da olduğu söylenemez. Ancak, eğer, eleştiri amacını aşmış ve taşmış yorumlar mesleki anlamda rekabet eçersinde bulunduğunuz gazete ya da gazeteci ile ilgili ise, bu “yorumlara” siz de “yorumlarınızı” katıp, süreci olumsuzlamanın, ilişkileri zehirlemenin, gerginleştirmenin ya da kişilerle ilgili önyargıların pekiştirilmesine hizmet ediyorsunuz.
Bu, sadece Bandırma’da değil, genel bir hastalık..

Siyasi yaşamamızın ve doğal olarak siyasetçimizin eleştirel haber ve yorumlara, gazeteci ve köşe yazarlarına karşı geliştirdiği bu “hasmane” anlayış ve tutum tahammülsüzlük boyutunda dışa vurdulduğu ve bizzat basın içinden de farklı destekler bulduğu içindir ki, bu ilişkiyi sadece siyaset ve siyasetçi bazında değerlendirmenin de yanlış ve eksik olacağı inancındayım.
Peki, bu durum ne ile ilişkili..?

Bu, demokrasi ile ilişkili bir durumdur. “Demokrasi”yi sadece sözcük babında ve bir kaç kelime ile özdeş kabul eder ve siyasi ya da edebi yaşamın vazgeçilmez arfümanı olarak kabul ederseniz, ortaya demokratik ilişkiler bütünü değil, demokrasi adına kadük bir ilişkiler bütünü ile karşılaşırsınız.
Oysa ki, demokrasi aynı zamanda bir kültür ve yaşam biçimidir.
Örneğin; katılmıyorum ama düşüncelerinizi özgürce ifade edebilmeniz için gerekirse ölürüm, demek bu kültürün en önemli parçasıdır.
Bizde ise, bırakın karşınızdakinin fikrine katılıp katılmamayı, fikrini beyan edeni bir anlamda “öldürebilmek” için özel çaba harcanıyor.

Durum basına karşı böylesine anti-demokratik bir hal alıyor da siyaset alanında siyasetçiler arasındaki ilişki farklı mı?
Hayır..!
Geçtiğimiz hafta içersinde Başykan Pekel ile son yaptığı basın toplantısını karşılıklı konuşuyoruz. Laf arasında basınla ilgili sıkıntılarını dile getiriyor.
Bu bir de alışkanlık oldu..Bir yandan basınla ilgili, gazetecilerin toplumsal sorumluluğu ile ilgili bir yandan övgü dolu sözler söyleniyor, aynı anda kiminle ya da hangi gazete ile ilgili dert sahibi iseler, araya laflar sokuluyor..
Gelelim konumuza…

Başkan Pekel, Milletvekili Öztaylan’ın ilçe parti merkezinde yaptığı basın toplantısında yerel yönetimle ilgili gündeme getirdiği ithamları, iddiaları, eleştirileri sonrası Pekel, yine mazeretleri nedeniyle biraz gecikmiş de olsa, basın toplantısı yaptı.
Başkan Pekel, basın toplantısında Öztaylan’a vekillik görevlerini anımsatarak, Bandırma’nın hangi kamu yatırımlarının sonuçlanmasını beklediği konusunda tek tek üzerinde durarak, konuştu.
Kuşkusuz, hakkıdır ve konuşacak..!
Ancak, bu konudaki konuşmanın Bandırma ve bölgenin yaşadığı gerçek ile örtüşmediğini, Pekel’in Öztaylan ile ilgili konuları politize ederek konuştuğunu anlamamak mümkün değil.
Örneğin, Öztaylan’ın vekilliği döneminde ulaşım konusunda yaşanan hareketliliğin, Bandırma- Susurluk, Bandırma- Karacabey, Bandırma- Gönen karayollarının yapımı konusunda gelinen noktanın ne olduğunu Başkan Pekel de çok iyi biliyor.
Bandırma’nın ve bölge insanının başına gerçekten dert olan bu yollar bitme aşamasında ve büyük bir olasılıkla 2010 yılı içinde hizmete sokulacaklar.
Bu bir…
İkincisi, hastane inşaatı konusunda da Öztaylan’ın vekilliği döneminde katedilen yol ortada ve hastane binasının da en geç 2010 yılında hizmete girmesi bekleniyor.
Ücüncüsü, kampüs inşaatı. Şaka falan değil, yıllardır sürüncemede bulunan Kampüs inşaat alanı yüksek eğitim ve öğretime açıldı ve öğrenciler ders görüyor. Bitmemiş bölümlerin inşaatı da hızla bitirilerek, 2010 yılında hizmete alınması bekleniyor.

Bunlar biliniyor mu?
Evet, herkes tarafından biliniyor, görülüyor.. Bilmeyen, görmemiş olan da buyursun gitsin ve görsün..
O zaman sorun ne!?
Bunun yanıtını da Başkan Pekel vererek, şöyle diyor:
“ Ben, 29 Mart’tan bugüne önce Bandırma diyerek, susuyorum. Öztaylan ile ilişkimizi Bandırma ekseninde götürebilmek için özel bir çaba harcıyorum. Yoksa, benim bu anlayış ve tavrım, bizzat partimin ve Meclis Grubum içinde de zaman zaman eleştiri konusu oluyor ama bu eleştirilerin etkisinde kalmamaya, işime bakmaya çalışıyorum. Ben, bu sorumluluk duygusu ile olaya yaklaşırken Öztaylan, her fırsatta ya beni ve arkadaşlarımı ya da partimi iğnelemekten geri durmuyor. Sorumluluk duygusu ile suskunluğumu siyasette kişisel bir zafiyet noktası olarak görmeye ve bir anlamda ağzına ya da aklına geleni söylemeye devam ediyor. Bunun bir sınırı var ve ben de konuşmak zorunda kaldım. Benim derdim, konuşmak ve Öztaylan ile ilişkileri sonlandırmak hiçbir zaman olmadı. Son konuşmamı da bir anlamda, gereksiz siyasi atışmalara, polemiklere girme ve bizi zorlama anlamını taşıyor. Çünkü, bundan kazanacak olan kesinlikle Öztaylan olmaz ama kaybeden Bandırma olur.. Oysa ki, Bandırma’nın neye ihtiyacı olduğunu ve nelerin yapılması gerektiğini o da benim kadar iyi biliyor. O zaman sormak lazım, bize yakışan ne ve ne yapmamız gerekiyor? Ben, bu kısır polemiklerin her ikimize de ama en önemlisi Bandırma’ya zarar verebileceğini çok iyi biliyorum. O zaman her ikimizde bize yakışanı yapmak düşüyor ve Bandırma’yı da bizlerden bunu bekliyor.”

Aslında, Başkan Pekel’in bu konuşması üzerine söylenebilecek gerçekten fazla bir şey yok. Aklı gözetmek ve dar siyasi çekişmelerden sıyrılmak, Bandırma ve Bandırma’lının beklentilerini iyi anlamak gerekiyor.
Bu zor mu?
Evet, çok zor..!
Çünkü, yaşantımızın bir çok alanında olduğu gibi, siyasette de, siyasetçiler arası ilişkilerde de medeni ve demokrat olmaktan çok uzağız..

Keza, demokrasi konusunda farklı standartlara sahip olmak, pragmatik düşünmek ve davranmak da kolayımıza geliyor.
Örneğin, iktidara gelinceye kadar siyasi karşıtlarımızı halk nezdinde küçük düşürebilmek ve güç durumda bırakabilmek için herşeyi mübah gören anlayış, genelde iktidar olduktan sonra siyasi mağsumiyete girerek, genellikle mağdur rolü oynamayı çok seviyor.
Örneğin, demokrasinin vazgeçilmezi olarak hep öne çıkartılan sivil toplum örgütleri ile ilişkiler konusunda da benzer sorunlar yaşanıyor. Muhalefetteyken demokrasiden dem vurarak, her ortam ve fırsatta sivil toplum örgütlerini genel ya da yerel yönetimlere karşı kışkırtan siyaset anlayışı, kendisi iktidar olunca aynı demokratik kitle örgütlerine “itidallı” olmalarını tavsiye ediyor.
Bu çifte standartçı, fırsatçı ve çıkarcı anlayışın ne demokrasiyle ne de demakrasi kültürü ile ilişkisi bulunmamaktadır. Tam tersi, bu anlayış, siyasal ve toplumsal yaşam için bir tehdittir. Bu tür siyaset anlayışları ve tarzları genel olarak iktidarda oligarşik bir yapı arzeder ve kirlidir.

Oysa ki, demokrasi kültürünün toplumsal yaşamımızla her alanda içselleşmesi ve ortak bir yaşam kültürü haline gelmesi en başta birey bazında birbirimizin güzelliğini, zenginliğini keşfetmemize neden olacak; gerelim ve çatışma kültürünü; tek adamcılığı ya da oligarşik yönetim tarzlarını geriletecektir..
Peki, bu çok mu zor..?
Hem de nasıl..!
www.sonkursun gazetesi.com

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.