Kıbrıs Mektubu (Rauf Denktaş)

Posted by ilkhaber on Perşembe, Nisan 23, 2009, 21:13
Bu Yazı Köşe, Rauf Denktaş Kategorisinde ve 2 Yorumlar var.

denktas-21960 Antlaşmasında Kıbrıs’ın bağımsızlığında ve egemenliğinde eşit ortaklık hakkımız vardı. Kıbrıs Türklerine verilmiş olan özel hak ve yetkilerle donatılmıştık. Bu hak ve yetkiler, Garanti Anlaşması ile birlikte bizi azınlık, Kıbrıs’ı da Yunan toprağı olarak gören Rum tarafını rahatsız ediyordu. Üç yıl içinde ortaklığı yıktılar. İçteki eşitliği ve Türk-Yunan dengesini yok ederek Kıbrıs’ın Yunan toprağı olması için ellerinden geleni yaptılar. Bize 1963-1974 yıllarını yaşattılar.


Talat-Hristofyas görüşmeleri bize aynı tecrübeyi yaşatacaktır. Bunu halkımızın ve özellikle gençlerimizin anlayabilmeleri için rahmetli liderimiz Dr. Küçük’ün bir yıllık deneyden sonra 12 Eylül 1961′de Makarios’a yazdığı mektuba bakmakta yarar vardır. Anayasada ne yazarsa yazsın, Rum tarafı bunları, zaman içinde eritip, işlemez hale getirebilir ve bizim buna karşı alabileceğimiz tedbir yoktur. Devletsiz, egemenlikten yoksun, tek halk, tek egemenlik esası üzerinden devam eden görüşmeler bizi ancak yıkıma, yok oluşa götürecektir.

Bir yıllık deneyden sonra Dr. Küçük şunları yazmıştı:
Cumhuriyetimiz henüz birinci yılını doldurmuşken, geçen sürede durumu sabırla izledim ve herhangi bir engelleme olmadan Cumhuriyete ilk adımlarını atabilmesi için şans vermek arzusuyla, bazen aşağılama ve itaatsizliğe maruz kalmama rağmen şikayet etmedim. Bu mektubun amacı beni oldukça huzursuz eden ve endişelendiren önemli olayları kaydetmek ve benzer olayların tekrarlanmaması için Sizin yardımınızı istemektir.

Öncelikle, Rum ve Türk Bakanlar arasında, genellikle Bakanlar Kurulu toplantıları sırasında gereğinden fazla uzun süren tartışmalardan bahsetmek istiyorum. Özellikle, toplumlardan birini doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konular tartışıldığında Bakanlar Kurulunun Rum üyeler ve Türk üyeler olarak iki guruba bölündüğünü görmek çok üzücü ve cesaret kırıcıdır. Ayrıca, sözkonusu tartışmalar sırasında bazı Bakanlar tarafından benimsenen düşmanca tutum ve konuşma tarzları hiç tatmin edici olmayıp bazılarımızın hala daha anlayış ve işbirliği ruhuyla çalışmak gerektiğini farketmediğim ve takdir etmediğini göstermektedir, örneğin, 1961 Bütçesi görüşülürken, Türklerin 1961 yılında yapılacak işler listesine eklenmesini önerdiği neredeyse her projeye Rum Bakanların itiraz etmiş olması beni büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır.

Hatta, Sizin Türk köyleri ve sakinlerinin yararına olacak herhangi bir kalkınma projesinin Bütçeye eklenmesi yönünde verdiğiniz tavsiyeye rağmen bunu kabul etmeyerek ne kadar isteksiz olduklarını göstermişlerdir. Bakanlar Kurulu toplantıları bunun gibi örneklerle doludur. Anayasal tedbirlerle bunları önlemek olanağınız yoktur. Nasıl ki 1960-1963 arasında da olmamıştır. Hak ve yetkilerimiz ayrı devlet, ayrı egemenlik temeline yazılmamışsa, kum üzerine yazılan yazı değerinde olacaktır. Neden mi biliyorum? Bunları 1960-63 arasında yaşadığımız için biliyorum.

Ayrı egemenliğimizin kabul edilmediği bir ortamda yapılacak yeni bir anlaşmada başımıza gelecekleri yine Dr. Küçük’ün, Makarios’a yazdığı 12 Eylül 1961 tarihli mektuptan izlemeye devam edelim: İkinci olarak, Bakanlar Kurulu’na sunulan konuların önce toplantıya gelen, toplantı boyunca izleyecekleri tutumu önceden kararlaştıran ve çoğunluğu oluşturan Rum Bakanlar tarafından tartışıldığı aşikardır. Böylece, Türk Bakanlara, Bakanlar Kurulu toplantılarında bulunmalarının sadece bir formaliteden ibaret olduğu izlenimi verilmektedir. Aslında, onların mevcudiyeti sadece bir amaca hizmet etmektedir; o da, anlaşmazlık konularında kendi görüşlerini dile getirme ve muhalefet oylarını kayda geçirme fırsatının kendilerine verilmiş olmasıdır.

Üçüncü olarak, belli politika meseleleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Türk Bakanlara danışılmadan ve hatta haber verilmeden ele alınmaktadır. Birçok kez, bizim veto hakkımız olan konularda bile kararların alındığını yerli basının haber sütunlarından öğrendim. Buna en son örnek, Belgrad Konferansı’nda Bay Rossides ve Bay Kranidiotis’in Kıbrıs Delegasyonu’na dahil edilmeleridir.


Dördüncü olarak, Kamu Hizmeti Komisyonu görevini ifa etmede başarısız olmuştur. Komisyon üyelerinin zihniyetlerini bildiğimize göre, aynı Komisyon’un 70:30 oranını Kamu Hizmetinde uygulamasını beklemek abestir. Dolayısıyla, Komisyona katkıda bulunmak yerine işlerini engelleyen üyelerin atanmasının durdurulmasının yasal olup olmadığı ciddiyetle dikkate alınması gereken bir konudur.


Beşinci olarak;
(a) Bakanlarımız, Elçilerimiz ve yetkili diğer şahıslar sürekli olarak aşağıdaki gibi açıklamalar yapmaları oldukça cesaret kırıcı ve üzücüdür: Kıbrıs halkı, “esas amaçlarını adalet, özgürlük ve self-determinasyona hizmet etmek olarak deklere eden uluslararası organizasyonlarda sesini yükseltmektedir. Fakat, halk mücadelelerine rağmen adalet bulmamış ve sesi cevapsız kalmıştır”.

“Kıbrıs’ın tüm halkı (tek bir vücut olarak) tarafından Başpiskopos Makarios ve General Grivas önderliğinde verilen bu mücadele maalesef önceden belirlenmiş amaca ve istenilen milli hedefe ulaşmamıştır. Elverişsiz uluslararası şartlar yeni bir düzen yaratmıştır”.


“Bu başarılar tabi ki soyut değildir, ama mevcut gerçek arayış devrimizi tamamen kapatamaz”.
“Umutlarımız ve arzularımız, Zürih ve Londra Anlaşmaları çerçevesinde tamamlanmış değildir.”
“Barışçıl kampanyalar için bir kale ve başlangıç noktası elde ettik.”
“Bu kalelerden, zaferi tamamlamak için mücadelemize devam etmeliyiz.”
“Bakan olmamın nedenlerinden biri, bu pozisyondan mücahitlerin çıkarlarına daha iyi hizmet edebildiğime inanmamdır”. (“Mücahitler”, Yunanistanla birleşme hedefi doğrultusunda mücadelelerine devam etmek için kendilerini yeniden organize eden eski EOKA üyelerinin Kuruluşu anlamındadır).
Talat-Hristofyas görüşmelerinde, elde ne edersek edelim, kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur. Bu kez, AB üyesi Kıbrıs’a Türkiye’nin müdahale hakkı da olmayacaktır. Askersizleştirilmiş bir Kıbrıs’ta, gizlice silâhlanmış Rum çetelerinin hora teptikleri bir ortamda başımıza gelecekleri bilmemek mümkün değildir.
(Devam edecek)

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

2 Yorum “Kıbrıs Mektubu (Rauf Denktaş)”

  1. 13 Ağustos, 2009, 23:59

    Diğer Kıbrıs yazı ve görüşlerinizde olduğu gibi bunda da aynen katılıyorum.

       0 likes

  2. Abdullah Özdemir
    9 Eylül, 2010, 21:43

    Kıbrıs konusunda, “ver kurtul ” diyenler, acaba kendi ailelerinden kimsesini Kıbrıs için feda etmiş olsa böyle konuşur mu? Kendi evi, arsası gibi mal varlığından hiç feda etmeyenler, vatan için şehid olanların kazandığı Kıbrıs’tan bir karış bile verme hakkını kendinde nasıl görebiliyorlar? Kıbrısın değeri, yavru vatan için şehit olanlarımızdır, paha biçilmez. Kıbrıs konusunu, en iyi bilen ve yıllarını bu konuda veren Sn.Denktaş gibi tecrübeli, zeki vatanseverin bilgilerini değerlendirmeyenler, tarihi okuyup ders almayanlardır ve yunan oyununa gelenlerdir. Yunan halkı her ne kadar Osmanlıdan beri birlikte aynı kültürü paylaştığımızdan bize yakın ise de, yunan siyaseti, AB siyaseti gibi dini baskı ile yönetilmekte olduğundan bize sempati duyanları bırakın, adelet duygusu ile en ufak haklılık belirtenler yunan yönetimlerinde yer alamazlar. Zira, yüzyıllardır bunlar, dışa karşı kardeşlik mesajı verir ama içeride kendi vatandaşına, bilhassa yönetimdeki görevlilere, düşmanlık aşılarlar. Lütfen, kirli politikalarına kanmayacak kadar zeki olup, en ufak taviz vermeye yanaşmayalım. Zira, her taviz bir adım daha tavize yol açar. Sn.Denktaş Mr.No, değildir, her şeye evet deseydi, bugün Kıbrıs elden giderdi.
    Dr.A.Özdemir

       0 likes

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.