(16.10.2007 15:05:10) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ”Terörle Mücadele Kahramanlarına Destek Kampanyası” ile ilgili canlı yayına katılarak; ”Bu Ordu, milletinin ordusudur. Bu asker, milletinin Mehmetçiğidir. Terör uğruna dökülen kan, milletimizin kanıdır. Dökülen her damla kan, bu kutsal vatan içindir. Zaten bu nedenledir ki, Ulu Önder Atatürk, ‘Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır’ demiştir” demiş. Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk Ordusu”na yürekten inanıyorum.. Türk askerine güveniyorum.
Devam etmiş Büyükanıt.. ”Türkiye çok büyük bir ülkedir. Türkiye çok güçlü bir ülkedir. Ülkemizi bölmek isteyenler olabilir ama o istekte kalır sadece. Hiçbir güç ülkemizi bölemez” demiş.. Katılıyorum.. Ama bu noktada biraz kafam karışıyor.. Çünkü atımı önce sağlam bir kazığa bağlamak istiyorum. Kafamı şu malûm “tezkere” karıştırıyor. Ben böyle şey görmedim.. Hiçbir devirde, hiçbir ülkenin, hiçbir yerde böyle davul zurna ile tavrını belli ettiğini duymadım. Tezkere bayramdan sonra dendi. “Bayramdan sonra”, pazartesi idi dört gün vardı…
Pazartesi, önce Salı, sonra Çarşamba oldu. Ankara’dan telefonla Kandil’i aramaya gerek kalmadı, gereken mesaj iletilmiş oldu, “arkadaşlar”a gerekli tertibatı alacak yeterli zaman sağlanmış oldu. Tezkere’nin Dışişleri’nden hazırlanış, Başbakanlığa gönderiliş, Bakanlar Kurulu’nda görüşülüş ve Meclise gönderiliş süreci son derece açık ve şeffaf bir biçimde dost düşman herkes tarafından dakika dakika takibedildi.
Meclis Başkanlığına gönderilen tezkerenin gerekçesinde, Türkiye’nin, Irak’ın kuzey bölgesinde yuvalanmış bulunan PKK terör unsurlarından kaynaklanan ve halkının huzur ve güvenliğiyle ülkesinin milli birliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yöneltilmiş ciddi bir terörist saldırı ve açık bir tehditle karşı karşıya bulunduğu ifade edilerek, şöyle denildi:
“Dost ve kardeş Irak’ın toprak bütünlüğünün, milli birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, PKK teröristlerinin Irak’ın kuzeyindeki mevcudiyetine ve faaliyetlerine son verilmesini sağlamak amacıyla uzunca bir süredir yoğun siyasi ve diplomatik girişimlerde ve uyarılarda bulunmuştur. Bu çabalarımızdan istenilen sonuçların alınması bugüne kadar mümkün olmamıştır.
Türkiye’ye yönelik terörist saldırılar ve tehdide karşı, terörizmle mücadelenin bir parçası olarak uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe belirlenecek şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının; Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırıların bertaraf edilmesi amacıyla, sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere, Irak’ın PKK teröristlerinin yuvalandıkları kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesine ve görevlendirilmesine Anayasanın 92. maddesi uyarınca TBMM’den bir yıl süreyle izin istenilmesi Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmıştır.”
Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in konuyu açıklama biçimi “yüreklere su serpti”..
“Bugün Bakanlar Kurulu’nda bu tezkerenin bugün itibariyle TBMM’ye sevk edilmesine karar verilmiştir. Bakan arkadaşlarımız ve Sayın Başbakan tezkereyi imzalamıştır. Ümit ediyorum bu hafta içerisinde TBMM’de bu konu görüşülmüş olur. Evvela temennimiz bu tezkerenin kullanılmasına hiç imkan olmamasıdır, arzumuz, temennimiz budur. İnşallah buna gerek kalmaz. Terörün önlenmesi konusunda ilgili ülkelerle müteakip defalar her kademede ve her seviyede yapmış olduğumuz görüşmelerde arzu edilen bir sonuç da çıkmamıştır. Terörün bir insanlık suçu olduğu, bu konuyla ilgili birçok uluslararası sözleşmeler bulunmasına rağmen, maalesef terör konusunda samimi, yapıcı bir uluslararası işbirliği söz konusu değildir. Suçluların İadesine Dair Sözleşme maalesef işlemiyor”.
Tezkerenin 1 yıllık olduğunu, hedefinin sadece PKK olduğunu anlatan Çiçek, şöyle devam etti: “Bunu söyleyişimin sebebi şudur. Bu terör örgütü yarın bu tezkereyi çarpıtmak isteyecektir. Başka mecralara çekmek isteyecektir ama bilinmesi gereken iş, hükümet olarak aldığımız bu tezkerenin hedefi sadece ve sadece bu terör örgütüdür. Onun kan dökmesini önlemektir. Onun için Türkiye, uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanmak adına ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetimizce belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere Irak’ın PKK teröristlerinin yuvalandıkları Kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesine ve görevlendirilmesine Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca 1 yıl süre ile TBMM’den izin istemektedir. Bizim arzumuz, isteğimiz bu terör belasından hem Türkiye’mizin hem de komşu ülkelerin bir an evvel kurtulmasıdır.
Üçüncü defa ifade ediyorum ki bu tezkerenin hedefi, doğrudan doğruya PKK terör örgütüdür. Bunun dışındaki hiçbir kesim, bunun hedefi değildir. Irak’ta yaşayan her insan bizim kardeşimizdir. Oradaki halk bizim dostumuzdur. Iraklı yetkililerden istediğimiz, bu belanın oradan def edilmesidir. Yapılan sayısız görüşme, konuşma, mutabakat zabıtları, antlaşmalar maalesef bu belanın oradan def edilmesine imkân vermemiştir. İnşallah TBMM de biraz önce ifade etmeye çalıştığım çerçevede bu tezkereye gerekli izni verir ve inşallah bu tezkerenin gereğinin yapılmasına imkân kalmadan hem Irak’ın kuzeyinde hem de ülkemizde huzur ve barış tesis ve temin edilmiş olur.”
Çiçek üç şey söylüyor.
1. “Temennimiz bu tezkerenin kullanılmasına hiç imkân olmamasıdır, arzumuz, temennimiz budur. İnşallah buna gerek kalmaz” diyor.
2. “Hedef PKK’dır”. (Üç kere)
3. “Bunun dışındaki hiçbir kesim, bunun hedefi değildir. Irak’ta yaşayan her insan bizim kardeşimizdir. Oradaki halk bizim dostumuzdur. Iraklı yetkililerden istediğimiz, bu belanın oradan def edilmesidir”.
Tezkere’nin gerekçesinde, Çiçek’in söylediği üçüncü maddenin altı ayrıca ve açık biçimde çiziliyor: “Dost ve kardeş Irak’ın toprak bütünlüğünün, milli birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye” deniliyor..
Son derece mahcup, utangaç, neredeyse kerhen ve yüzü kızararak Türkiye; “Vallahi PKK’lara cevap vereceğiz. Irak’lı dostlarımız üzülmesin.. Ama inşallah olmaz” diyor.
Ben böyle şey katiyen görmedim, duymadım, bilmiyorum. Sana silah çekene, seni öldürene karşı eline silah alıyorsun ama “İnşallah kullanmam” diyorsun. “Hedefim PKK ve onların mücavir alanı” diyorsun. Yâni, ey PKK’lılar hemen peşmerge yahut Amerikalı kılığına gir, bilinen kamplarının dışına çık, Türkmenleri kesersen orada kes diyorsun. Asker bir senedir “siyasi direktif” istiyor. Tezkere çıkarıyorsun.
Ama askerin karşısına silahlı peşmerge yahut Amerikan askeri çıkarsa ne yapacağını söylemiyorsun. Mütareke İstanbul’unda, İzmir, Adana, Maraş’ında.. Halka en büyük eziyeti işgalcinin üniformasını giymiş yerli azınlıklar yapmadı mı? PKK’lıyı filan yerde kıstırdı asker.
Amerikan helikopterleri her zamanki gibi yardımlarına geldi. Ne yapacak asker? Çiçek’ten bir gün sonra Erdoğan da aynı şeyleri tekrarladı.
“Türkiye’nin artık nefsi müdafaa noktasına geldiğini, teröre karşı gerekeni yapmakta kararlı olduğunu, tezkerenin Meclis’ten geçmesinin de hemen operasyon yapılacağı anlamına gelmediğini” söyledi. “İhtiyaç olması halinde, gerektiği zaman ve zeminde gereken yapılacaktır. Terör örgütüdür hedef sadece. Kimse tezkerenin arkasında başka bir amaç ve hedef aramamalı. Irak bizim komşumuzdur. Oradaki insanlar kardeşlerimizdir. Böyle bir harekât ne sivil insanlara, ne de Irak’ın siyasi birlik ve bütünlüğüne yönelik olacaktır” diye konuştu.
Her ikisi de “tezkerenin Meclis’ten geçmesinin de hemen operasyon yapılacağı anlamına gelmediğini”n altını ayrıca çizdi. Böylece, son derece ciddi bir meselenin, son derece abartılı bir biçimde sulandırılma süreci de tamamlanmış oldu. Tezkere’nin gerekçesini ve abartılı bir biçimde neredeyse özür dileyerek takdim edilen noktaları görünce ben bu tezkerenin;
a)Askerin; b) Miletin “gazını almak” üzere gündeme getirilmiş olduğunu düşünmeye başladım.
Dün iki DTP’linin sözlerini aktarmıştık. DTP Tunceli milletvekili Şerafettin Halis; “Teskereye destek vermeyeceğiz. Kendi ülkesinin sınırlarına saygı duyan bir devlet başka ülkelerin sınırlarına da saygı duymak zorundadır. Sorunun çözümü sınır ötesinde değildir. Sorunun çözümü Türkiye’dedir” derken yine DTP milletvekili Kaplan ve Sevahir Bayındır, Habur Sınır Kapısı’nda halkla bayramlaştıktan sonra açıklamalarda bulunmuşlar. DTP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasının planlandığını öne süren Kaplan, “Sizin seçilmiş DTP’li vekillerinizi yani bizi, TBMM’den kovmak istiyorlar. Biz bu halkın verdiği oy ile Meclis’e gittik. Onların cümlelerini kullanmamamızı istiyorlar. Bizim arkamızda Cudi, önümüzde Habur var. Başbakan Erdoğan tezkere hazırlamış, Irak Kürdistanı’na saldırmayı düşünüyor. Türkiye oraya gittiğinde sınır ötesi operasyon değil halkların savaşı olacaktır” demişti.
İyi de Cudi zaten Türk sınırları içinde değil mi? Sınırlar yeniden mi çiziliyor, yoksa tezkereyi çıkaranlar askerin eli değmişken Misakı Milli sınırlarına ulaşmasından mı çekiniyor? “Cudi’ye bayrak diktik” diye “Çiller’ci eski tak-şak Genelkurmay Başkanı” övünmemiş miydi? Akepe’nin Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan’ın söylediklerini atlamışız. Diyarbakır Milletvekili Arslan da NTV’de 10 Ekim günü: “Sınırötesi Operasyona İçerden Büyük Tepki Gelir” demiş. Mecliste parti gruplarından başka bir “ikinci grup” daha mı var? “Müşterek, müşekkel grup”.. Anladınız siz onu.. Akepe, sınır ötesi tezkeresi yüzünden çatlar mı? Sonuçta nereden bakarsanız bakın Türkiye, 1863’den beri hiç olmadığı kadar “vatan” yahut “teferruat” sarkacında gidip geliyor. Nereye kadar? Ne zamana kadar?
Bu haberi yazdır
Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.