Mimarlar, sistemi sorguluyor, ya siz..!?

Posted by Editör on Cuma, Ekim 23, 2009, 10:23
Bu Yazı Engin Arıcan Kategorisinde ve 0 Yorum var.

arka-pencere-200x117TMMOB Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi tarafından düzenlenen “Çağdaş Mimarlık Uygulamaları ve Sorunlar” konulu panele konuşmacı olarak katılan Yüksek Mimar Bünyamin Derman ile Yüksek Mimar Cem İlhan’ın gazetemizde yayımlanan açıklamalarını okurlarımız mutlaka okumalı.
Çünkü, her iki konuşmacı da kamuoyu önünde en çok tartıştığımız ve üzerine kalem oynattığımız bir konuyu ele alarak, işlemişler. İkisinin de ağzına sağlık ve Mimarlar Odası’na da içten teşekkürler.
Bizim Balıkesir’deki bu etkinliğe bir anlamda “takılmamızı” sağlayan sevgili arkadaşımız Mimar Şerafettin Engüdar’ı etkinlik fotoğraflarında görmemiz oldu.
Engüdar ile çocukluğumuzdan ve delikanlılığımızdan gelen saygı ve sevgiye dayalı bir dostluğumuz var. Siyasal yaşamda da bir dönem aktif rol alan, Meclis üyeliği de yapan Engüdar, daha sonra hızla aktif siyasetten çekildi ve kendisini tümüyle mesleki yaşamına verdi.
Mimarlar Odası etkinliğinde ödül almış, kendisini kutluyor, meslek yaşamında sonsuz başarı diliyorum.
Geçtiğimiz günlerde kendisiyle söyleştik ve Bandırma’da eski evler ve mimari tarzları konusunda bir çalışma yapılmasının gerektiğini, bunu da Bandırma’nın mimari dokusunu en iyi bilenlerden birisi olarak kendisinin yapması gerektiğini vurguladım.
Çünkü, geçmişden bugüne elimizde kalan üç beş eski binanın dışında, ne yazık ki, fazla bir şey kalmadı ve önümüzdeki zaman içersinde bu yapıların bir çoğu da tarihe mal olacak.
Bir de Balıkesir Mimarlar Odası’nın aylık olarak çıkarttığı ve hazırlığını sevgili meslektaşım Tarık Sürmelioğlu’ nun yaptığı harika bir dergi var. En azından bu konu dergide işlenebilir diye düşünüyorum.
Kentimizin mimari yapısı ve şehirleşme ile ilgili geniş sohbetler yaptığımız bir diğer isim Başkan Vekili ve Meclis üyesi Kent Plancısı Yalçın Cömert’tir. Konuştuğumuz ya da tartıştığımız konu ne ise, genelde uzlaşır ama bazen de kapışırız…
Recep Eraydın’ı da bu gruptan ayırmıyorum. Onunla da şehirleşme ve izlenen mimari tarz konusunda fırsat buldukça karşılıklı konuşur, tartışırız.

Evet, biz konumuza dönelim.

Öztaylan’ın belediye başkanlığı döneminde makam odasında Engüdar ile dostluğunda getirdiği bir sıcaklıkla yaşanan tartışmaları anımsıyorum. Öztaylan, mimar ve mühendislerin kenti mahvettiklerini ve bugünkü çarpık ve plansız kentleşmeden en fazla mimar ve muhendislerin sorumlu olduklarını bağrınır durur, Engüdar da ona laf yetiştirmeye çalışır, karşılıklı atışmalar sürer dururdu.
Ben de zevkle izlerdim..
Bu arada, yanlış anımsamıyorsam, Bandırma Mimarlar Odası’nda Engüdar hala yönetici olduğu için, çarpık ve plansız kentleşme konusundaki eleştirilere verdiği yanıtlar benim için hep önemli olmuştur.
Çünkü, Engüdar da ben de bir anlamda Koçkaçan ve Kurtuluş caddesi ve Günaydın mahallesi çocuklarıyız, iyi kötü dünün Bandırması ile bugünün Bandırması arasındaki değişimi, dönüşümü bilen insanlarız. Kentin bu ana caddelerinin tretuvarlarındaki akasyalardan, bahçelerdeki eriklerden, çağlalardan, ballı incirlerden yemiş ve böyle büyümüş şanslı insanlardanız… (Ekrem Alkay’ı ve Ali Osman Mazak’ı bu muhabbete sokmuyorum, çatlasınlar.)
Bu yazıda macımız ve derdimiz, nostalji yapmak değil. Olmadığı gibi, insan yaşamında çok da uzun sayılamayacak bir dönemde Bandırma’da şehirleşme adına yaşanan baş döndürücü çarpık ve plansız gelişme ve dönüşümün en iyi bilenleri mimar ve mühendisler olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

Bu önemli…

Bir çok kez yazdığımı ve örnek verdiğimi anımsıyorum. Durgut Ergin’in başkanlığı döneminde, Belediye Meclisi’nde Muhittin Yorulmaz, Bandırma’nın ODTÜ de öğrencilere çarpık ve plansız kentleşmeye örnek gösterilen bir kent olduğunu vurgulamıştı.
Bir de bu konuda unutulan ya da dillendirmekten imtina edilen bir gerçek var.
Bandırma, 17 Eylül öncesinde ve sonrasında yaşadığı yangınlarla ve yıkımlarla, büyük ölçüde yeniden imar edilmiş bir kent. Tarihsel anlamda bu üzüntü verici fiziki durumu Cumhuriyet dönemi Bandırması için bir şans olarak da görebilmek mümkün.
Çünkü, bir kenti yeniden imar ve inşa etme olanağına kavuşanlar, bunu her yönü ile usulüne uygun pekala yapabilirler ve bugünkü şekilsizliklere neden olmayabilirlerdi.

Peki, neden ve niçin böyle oldu?

Bence, tarihsel her dönemin varyantları vardır. Biz o varyantlarda ya da yol ayrımlarında yanlış tercihlerde bulunduk ve bugün bunun sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.
Bu konuda en güzel örnek Erdek’dir. Erdek, özellikle son 10 yıldır kentlileşme sürecinde bir anlamda dün Bandırma’nın yaşadıklarını bugün yaşayan bir beldedir.
“Kentsel rant” öylesine insanların başını döndürmüş durumdadır ki, Erdek , adeta bir “muz” gibi, tüm zenginliğinden arındırılmakta, şekilsiz bir biçimde yağmalanmaktadır. Önümüzdeki 10 yıl içersinde bugünün Erdek’inden de ortada esame kalmayacağını bugünden söyleyebilirim.

Peki, neden ve niçin böyle oluyor?

Siyasetçiler de bilir gazeteciler de… Belediye Meclisi’nde Komisyonların belirlenmesinde en hararetli isim belirlemeler ve trafik Encümen ile İmar Komisyonu’nun belirlenmesinde yaşanır. Bu, çalışma şevkinden ve aşkından kaynaklanmaz. Bunun genel ve en önemli nedeni, “kentsel ranta” ortak olmak ve sebep lenmek arayışıdır. Tabiri caiz ise, “bir çizik” kişinin tüm yaşamını değiştirebilir ki, inanın bizde “çizik bolluğu” ndan bol bir şey yok!

Aynı soruya tekrar geliyoruz:
Peki, bizde neden ve niçin böyle oluyor?

Bakın, Yüksek Mimar Cem İlhan, bu sürekli yineliğimiz soruya ne kadar güzel ve açık yüreklilikle yanıt veriyor:
“Kapitalizm risk alıyor, ama nerede alıyor.? Yatırım yaparken borsaya mı, gayri menkule mi, bir takım kıymetli kağıtlara mı yatırayım, dövize mi yatırıyarım diye düşünüyor. Oralarda risk alabiliyor. Tabi ki bu yatırımları da en kısa süre içinde geri almak istiyor. Kapitalizmin temel beklentisi budur. Bence en büyük sorun da buradadır. Temel beklenti mimarlıkta her ne kadar estetik, mimari de olsa altında bu var. Böyle olduğunda biz parsel bazında belirli emsal üzerinden en büyük karlılığı çıkarmaya çalışan zavallılar haline geliyoruz. Mimarların becerisi, belirli mimarlık hatlarından maksimum cambazlıklar yaparak işverenin cebini doldurmaya çalışan bir kişi haline geliyoruz. O pozisyona doğru itiliyoruz. Böyle de olunca bu noktada mimarlık bitiyor. “
Bitmedi ve İlhan, şöyle devam ediyor:
“İstanbul´da en büyük yatırım yapılan yer neresidir? Zorlu Holding projesi var. Ben burada milyon dolarları telaffuz edemiyorum. Gerek ihale ve arsa bedeli, gerek proje bedeli, gerekse adamın beklentileri, peki en büyük proje o mu? Hayır. Aslında en büyük yatırımcı kamudur. Bunların başında da TOKİ gelmektedir. Bizim müşterimiz merkezi hükümet, Bayındırlık Bakanlığı´dır aslında. Öyle olunca ben mimarlığın temel problemine böyle vardım. Vaadedilmiş topraklar aslında kamusal alandadır.”

Tek kelime ile MUHTEŞEM..!

Bundan çıkartılabilecek iki sonuç var.
Birincisi, toprakta parsel bazında özel mülkiyetin “rant” hesabıyla imara ve dolayısıyla mimar ve mühendise yaklaşımı..Ve parselin kar amaçlı hızla paraya dönüşmesi..
İkincisi ve daha da önemlisi, kamuya yani hepimize ait olan arazilerin, aynı şekilde kar amaçlı değerlendirilerek, yağmalanması..
Cömert’in kulakları çınlasın..
Çünkü, o bir yağmaya yol vermeden, kamu uhdesindeki arazinin imara açılması ve projelendirilerek, parsel bazında da kamu tarafından belirlenecek fiyat üzerinden ve yine kamu tarafından satışının sağlanarak bu yağmaya ve spekülatörlere engel olunabileceğini iddia ediyor ki, bu bir anlamda kamulcu yöntemdir.
Burada kamunun proje bazında denetleyici olması da tüketicinin mağdur olmasının önünü geçmektedir ki, bir çok Batılı ülkede aynı sistemin işletildiğini öğrenmek gerçekten şaşırtıcıdır.
Engüdar, bu konuda ne düşünür, bilmiyorum..

Esen kalın…

www.sonkursungazetesi.com

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.