Sana Belediye Baksın (T.Sürmelioğlı)

Posted by ilkhaber on Çarşamba, Eylül 16, 2009, 2:09
Bu Yazı Köşe, Tarık Sürmelioğlu Kategorisinde ve 0 Yorum var.

T.SÜRMELİOĞLU“Baksana bi dakka” deyince biri, “sana belediye baksın” diye dalgaya vururduk hemen…
O işin şakası, esprisi, matrağı falan da..
Gerçeklik payı da yok değil.
´Sana belediye baksın´ sözü, sosyal belediyeciliğe göndermedir.
Bilirdik ki, bakacak kimse yoksa, belediye bakar nasıl olsa!
En azından karnın doyar, cenazeni kaldırır falan…
Ne zaman ´özelleştirme´ moduna geçip, ´tüccar belediyecilik´le tanıştık, o gün bugün “sana belediye baksın” espirisi de tedavülden kalktı…

***
ANKARA Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek´in son sözleri buna örnek.
Meteoroloji başkentin de sel tehdidi altında olduğunu haber salınca, Gökçek ne dedi?..
“Sel baskınları olabilir, alt katlarda oturanlar üst kattaki komşusunda kalsın…”
Ben Melih Gökçek´e hayranım; ürettiği pratik çözümler hangi belediyecinin aklına gelir ki?..
Ankara´da barajlar kuruyup sular kesildiğinde de benzer bir çözüm yöntemi geliştirmişti, hatırlayın.
Ne demişti?..
“İki ay tatile çıkın; ananızın, babanızın yanına gidin…”
Başkentin beşte biri bu söze uyup tatile çıksa, bilmem kaç milyon ton su tasarrufu olacak elbet!..
Ankaralı´lar 29 Mart´taki tercihlerinden dolayı kendileriyle gurur duyuyordur şimdi…
“İyi ki seçmişiz; CHP´liyi seçseydik meselâ, böylesine pratik çözümler üretemezdi” falan diyorlardır…

***
ŞAKA bir tarafa.. Şu mantığa bakar mısınız; “üst kattaki komşuda kalın” diyor, Belediye Başkanı…
Yani, “alt katları kesin su basar, üste çıkın canınızı kurtarın” anlamında.
Belli ki, o miktarda suyu taşıyacak altyapıdan yoksun şehir.
O zaman, “sana üst kat komşun baksın, Belediye´yi yorma…”
***
HEM zaten suyun, selin, yağmurun nedeni küresel ısınma.. Yerküre o kadar çok ısındığı için bu manzara; belediyelere manâ bulmayın hemen!..
Tabi ademoğulları da bilemez, tek sebep küresel ısınmadır.. Bilemediği için, belediyeleri suçlar; çamur at izi kalsın!

*********************

N´olur o manzara
tekrarlanmasın!

ÇADIR tartışmaları bitti gitti ama, çadırsal çirkinlik gözümüzün önünde sürekli.
Ramazan bitene kadar öyle kalacak.
Az kaldı, biraz daha sabır…
Biliyorum, “ne yapsak kabahat, ne yapsak eleştiri, bu ne kardeşim ya” diyor bizim belediyeciler.
Bir ölçüde haklılar.. Öyle düşündüğüm için bunca zaman “bu ne çirkin manzara kardeşim” demedim; hiç yapmadığım bir şey ama, görmezden geldim…
Fakat gelip geçtikçe önünden, “bu kadar görmezden gelmek yeter, artık göreyim” dedim.
Ramazan panayırını söylüyorum; anladınız zaten..
Düzenli, estetik, kentle uyumlu bir manzara olsa, eyvallah; bir ay değil, bir yıl kalsın orada.
Ne düzen var oysa, ne estetik kaygı, ne uyum.
Köy panayırındaki dermeçatmalıktan farksız.
Kentin orta yerinde, muşambadan, bezden, naylon ipten mamul göçebe çadırları gibi…
Soğutucular, naylon sandalyeler, dermeçatma tezgahlar, incik boncuk, fastirifistan…
Başlangıçta nasıl da kalabalık oluyordu yarabbim; milletin de ne çok ihtiyacı varmış meğer incik boncuğa…
Sonra dağıldı tabi o kalabalık; hele de gündüzleri kimseler yok.
Haydi oraya tezgah açanın zerre kadar estetik anlayışı yok; pazarcı havasında götürüyor işi..
Tezgahı açtıranda da yok; manzara onu gösteriyor.
Bu işin bir standardı olur, neyin nasıl olması gerektiğini yazıya dökersin, baktın uymuyor adam, kaldırtırsın tezgahı.
Ayrıca, niye orası?..
En görünen yer, herkesin gözü önünde.. İnsan ve araç sirkülasyonu yoğun..
Parkın önü, köy pazarına döndü billah…
Acemiliğe, aceleye denk geldi diyelim; bu seferlik böyle olsun haydi..
Ama sonrası olmasın, tekrarlanmasın.
Ya estetik kaygıyla, kentsel uyumla bakın olaya..
Ya da hiç yapmayın…

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.