20 Temmuz 1974 Barış Harekâtına kadar geçen yılları Gençlerimiz yaşamamışlardır. O yılları yaşamış olanların çoğu da aramızda yoktur. O günleri halâ hatırlayanlar arasında da “Annan Planı” aldatmacası ile cennete ulaşacaklarına inanarak “yes be annem” diyenlerle, Rum’u-Yunan’ı bildikleri için “Devletim, Anavatanım, Garantiler” diyenler vardır.
“yes be annem” diyenler arasında büyük bir çoğunluk “ah ne yaptık” diyorsa da, hükümetimizin halâ (Rum’la Yunan’ın ve Türkiye’de Cumhurbaşkanının yoktur dedikleri ve reddedildiği için kendiliğinden sıfırlanmış olan) Annan Planından halâ medet umduğunu görüyoruz. 24 Nisan irademiz’den bahsediliyor. Anladık. Ancak o irade arkada kalmıştır. O iradenin sahibi olan halkımız (Rum’un bizimle eşit şartlarda birşey paylaşmak niyetinde olmadığını, yegâne hedefinin Türk askerinden ve Türkiye’nin Garantisinden kurtulmak olduğunu gördükten sonra) %90’a varan bir çoğunlukla “devletim” demiştir; “Anavatanım ve Garantiler” demiştir. Rum’un öngördüğü federasyonun, 1960 Antlaşmalarından daha erken ortadan kaldırılabileceğini takdir eder hale gelmiştir. Osmosis’in manasını, Rum’un ve Yunan’ın değişmeyen niyetini anlamıştır. Anavatan’da, bize Annan Planına EVET dedirten hükümetin, son seçimlerde “Kıbrıs Milli Davamızdır; biz bu davadan taviz vermedik; asker çekmedik, toprak vermedik” diyerek yüce ulusumuza milli namus ve şeref sözü verdiğini hepimiz görmüş bulunuyoruz.
Ve üç Bayramı bir arada içeren 1 Ağustos Bayramını, Genel Kurmay Başkanı Sayın Büyükanıt’ın içimize su serpen beyanatının verdiği güven ve mutluluk içinde kutlamış bulunuyoruz. “Şükran sana Türkiyem, Şükran sana Anadolu, Şükran sana Türk Silâhlı Kuvvetleri” kendini bilen her Türkün bu gün amentüsü haline gelmiştir. Anavatan ile et ve tırnak olmanın hazzını ve gururunu yaşayan bizler “Türkiye’nin garantörlüğü olmasaydı, Türkiye müdahalede bulunmasaydı” akıbetimizin ne olacağını bilen kişiler olarak Rum-Yunan ikilisi ile yandaşlarının oynamakta oldukları oyunu pek iyi bilmekteyiz. Bu oyunun adına “federasyon” diyerek “Kıbrıs’tan Türk askerini çıkarmak, ve Türk garantisinden kurtulmak” oyunu derler. 43 yıldır oynanan oyun budur. Ben bu oyuna gelmedim. Halkın “kurucu ortaklık” statüsünden, “eşit egemenliğinden”, (1983’den sonra) iki ayrı devletin varlığından ve Türk Garantilerinden vazgeçmedim. Devlet kurmak zorunda bırakılmış olan şerefli insanların, hiçbir şart altında, devletinden vazgeçemeyeceğini ısrarla savundum.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 23 yaşına bu şekilde, ona halkla birlikte sahip çıkarak gelindi. Bundan geri adım atılması için hiçbir neden yoktur. Var olan, yaşayan, her yönü ile kökleşmiş bir devletten (başkaları tanımıyor diye) vazgeçildiği tarihte görülmemiştir. Birinci Erdoğan Hükümetinin “aldatılarak” kabul ettiği ve bize de kabul ettirdiği Annan Planı (Rumlar tarafından reddedildiğine ve kadük olduğuna göre) kimse bizi buna bağlayarak devletimizden vazgeçmemizi talep edemez.
İçimizde AB ile ABD’nin beslemeleri olarak ün yapmış beş on kişinin yaptıklarına ve söylediklerine bakarak kimse yanlış hesap yapmasın. Davamız hak ve Hürriyet davasının ötesinde Anavatan Türkiye’nin güvenliği ile de ilgili milli bir davadır. Bu davaya, üçbuçuk kişinin şahsi çıkarları için, ihanet etmek hakkı kimsede yoktur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Rum-Yunan ikilisinin 1800’lerden bu yana Yunan toprağı yapmak için uğraştıkları, bağrında yetmiş bin Türk şehidini barındıran bir Türk toprağıdır. Elen oldukları ile övünen, Elenlerin milli davası olarak 1955’lerden bu yana bu adada bize yapmadıkları kalmayan Rum-Yunan ikilisine, üç bayramı bir arada kutladığımız bu günde, Anavatan Türkiye Askeri kanattan, gereken yanıtı vermiştir. İçimiz yeniden rahat etmiştir. Yalınız değiliz ve yalınız kalmayacağız. Türk Ulusu Türk Kıbrıs için uyanıktır ve ayaktadır. Ne mutlu bize ve hep bir ağızdan “Şükran Sana Anavatan”! “Şükran Sana Yiğit Mehmetçik!”
Bu haberi yazdır
Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.