Vur dibine koş peşine [Murat Kayabaş]

Posted by admin on Pazartesi, Ekim 19, 2009, 20:59
Bu Yazı Kategorilenmemiş Kategorisinde ve 0 Yorum var.

İstanbul’un Eyüp İlçesinin Alibeyköy semtinin ara mahallesinin de arasına sıkışmış adına saha denilemeyecek bir alanda TFF 3.lig 1. Kademe Grubu müsabakası olan Alibeyköy – Bandırmaspor karşılaşması oynandı. Bizde 30 kişilik bir grupla birlikte bu mücadeleyi izlemek için sabahın erken saatlerinde Bandırma’dan yola çıktık. İstanbul’da çok ilginç bir hava bizleri bekliyordu. Bir hava açıyor güneş bizleri yakıyor. Bir bakıyorsunuz yağmur yağıyordu.

Alibeyköy Stadının bize ayrılan tribününe elimizi kolumuzu sallayarak hiçbir karşılama ve bilet isteği olmadan girdik. Bizlerin Tribüne girmesinin ardından bazı yetkililer gelerek bir kenara yığılmış koltukları tribüne sıraladılar. Biz daha sonra Tribünden sahaya açılan kapıdan zemini incelemek için içeri girdik. Dışarıdan siyah-yeşil karışımı gözüken sahayı gerçekten çok merak ediyorduk. Bu nedir? İmizi dindirme merakından başka bir şey değildi bizim yaptığımız. Saha içine girdiğimizde hepimizden bir anda aynı ses yükselmişti. Bu da”Aman Allah’ım” dı.

Adına zemin denilmeyecek sadece beton üzerine yeşil bir yer kilimin üzerine serilmiş siyah kauçuk tanelerinden başka bir şey yoktu. Bizim bile yürürken rahatsız olduğumuz bu adı suni çim olan zeminde futbolcular maç yapacaktı. Allah yardımcımız olsun dan başka söyleyecek fazla bir şeyimiz yoktu. Birde saha ölçülerinin normal şartlardan yaklaşık 20m daha küçük oluşu futbolumuzu nasıl etkileyeceğini maç sırasında daha iyi anlayacaktık.

Maç başladığında futbolcularımız saha ve zemin şartlarına alışana kadar neredeyse devre olacaktı. Birde Ali Kafadar’ın sakatlanarak oyundan çıkması ve onun yerine Samet’in oyuna girmesi ile de taktiksel açıdan da bazı değişikliğe gitmek zorunda kaldık. Maçın ilk yarısında tek ve en önemli atakta ev sahibi Alibeyköy’den geldi. Beni maç boyunca en şaşırtan kararını verdiğine inandığım maçın orta hakemi Alibeyköy’ün penaltı’sını vermedi.

Maçın orta hakemi Tolga Sinoforoğlu bence Alibeyköy’ün net penaltısını es geçti. Ama veremediği penaltının acısını maç boyunca bizden çıkarttı. Allah’tan Alibeyköy maç boyunca bir daha ceza sahamıza giremedi. Eğer bir hata yapıp ceza sahamıza girseler ve hata ile düşeler acısını daha da çıkartacaktı.

Maçın 2. yarısında rakibi ve zemini daha iyi analiz eden futbolcularımız oyunu tamamen rakip alana yıktılar. Ama rakip Alibeyköy futbol oynamayı düşünen bir ekip değildi. Kalecileri Haluk daha ilk yarının ilk dakikasından itibaren maçı 0-0′a kilitleyelim edasındaydı. Alibeyköy sahaya 3-5-2 düzeni ile çıkmış görünsede, kenar adamları hiç ileri çıkmayınca rakip 4′lü defansın arkasına kaptan Selim’i koymuş bu defans 5′lisin önüne 2 çift ön libero ile oynuyormuş görüntüsü veriyordu. İleride sağ kanattan oyuna başlayan ama ilerleyen dakikalarda tek santrafor görüntüsü veren Candaş vardı. Uğur orta sahaya yakın ileriye destek veren oyuncu görüntüsündeydi. Zaten küçük ve kötü zeminli bir saha kapanan bir ekibi açmak Alibeyköy’ün asıl taktik anlayışı olan ”Vur Dibine Koş Peşine” (Bu özlü söz Mehmet İlban Abimden alıntıdır.)

Bu sözden anlaşıldığı gibi rakip aldığı veya araya girdiği tüm topları birbirleri ile pas yapmasızın sadece ileriye doğru vurmaktan başka bir plan üretmediler. Hal böyle olunca rakip oyun kurmak yerine sadece topu ileriye şişirmeyi yeğleyince, topu geriden alıp yeniden atak kurmak vurulan topları tekrara toplayıp atağa çıkmaktan rakibin 8 kişiden oluşan defan örgüsünü aşmak her dakika zorlaşıyordu. Maçın son 10 dakikasına girilirken orta saha oyuncularımızda ki yorgunluk ta yavaş yavaş ortaya çıkmış ve en çok umut başladığımız Galip ve Ali Serin oyundan alınmışlardı. Kanatlar da oynayan Mustafa ve Halil, Berent ve Murat Akçay’ın sert savunması altında oynadılar. Her iki futbolcu da Hakem’in müsaade ettiği sertliğin kat kat fazlasını futbolcularımıza uygulamalarına rağmen Hakem’den de bir tepki gelmeyince faullerini abartarak futbolcularımız durdurdular.

Maçın 2. yarısında Halil’in oyuna fazla girememesi nedeni ile oyuna genelde sağ kanata yığdık. Maç boyunca aman aman net gol pozisyon sayımız da aslında çok fazla değil, en net 2 gol pozisyonumuzun içinde de 2. yarıda adından söz edemeyeceğimiz Halil vardı. Bir tanesinde altı pasın içinde Halil topu boş kale yerine üstten auta attı. Diğerinde ise maçın 90+5. dakikasında kazanılan korner ataşında arka direkte topla buluşup vurduğu kafa direğin dibinden auta çıktığında hakem aut atışını yaptırmadan maçı bitirdi. Son saniyede Halil’in vurduğu kafa ağlara gitmiş olsaydı. Golün santrası bile yapılmayacaktı.

Alibeyköy maçından alına golsüz beraberlik bence çok büyük bir puan kaybıdır. Çünkü ilk 2 hedefi olan bir takım böyle maçları deplasman bile olsa kazanmalıdır. Bandırmaspor’un berabere kalması gereken karşılaşmalar sadece ilk 2 için mücadele eden 3 takımdan başkası olmamalıdır.

Şimdi önümüzde beklide ligde kaderimizi çizecek 5 hafta var. Bu 5 hafta içindeki maçlarımızın 4 tanesi bizimle birlikte ligde ilk 5 sırasında bulunan takımlarla olacak. Bu 5 maçlık seriden toplanacak puanlar belki tamam beklide devam anlamı da taşıya bilir. Bekleyip göreceğiz. Ama şunu belirtmeden geçmeyeceğim. Eğer Bandırmaspor’un Ali Kafadar’dan başka bir Santrafor’u olsaydı. Bu süreci çok rahat geçeceğini şimdiden rahat rahat söylerdim.

Bu haberi yazdır Bu haberi yazdır

İsterseniz yorum yapabilir, veya Diğer yazılara Bakabilirsiniz.

Yorumunuzu Belirtin

Sitemiz en iyi Mozilla Firefox ya da Microsoft Internet Explorer 7 ve üstü sürümlerde çalışır. Internet Explorer 6 kullanıyorsanız lütfen sürüm yükseltin.